Aydemir Akbaş'tan porno itirafı


132 filmde başrol oynayan oyuncu uzun bir aradan sonra ilk kez yazete.com okuyucularıyla buluştu.


Giriş: 12 Ağustos 2012 Pazar 20:00 - Güncelleme: 22 Ağustos 2014 Cuma 06:54
Naime GÜNDÜZ'ün röportajı...
twitter.com/NaimeGündüz
Türk sinema tarihinde bize ilkleri yaşatan isimleri saymak istesek ilk sırada gelir Aydemir Akbaş… 132 filmde başrol oynamış bir oyuncunun yaşanmışlıkları da haliyle fazla oluyor. Her anısında bir tanıdık isimle ilginç bir macera… İnsan yaşadıkça cebinde anlatacakları, biriktirdikleri dostlukları ve dost kadar iyi düşmanları oluyormuş. Bunun en güzel örneğini bize Aydemir Akbaş gösteriyor.

Akbaş’ın koyu bir Galatasaray taraftarı olduğunu herkes bilir. Hatta Galatasaraylılar Derneği’nde adına ayrılmış masası bile var. Sporun aynı zamanda centilmenlik olduğunun da farkında ünlü isim… Yoksa Aziz Yıldırım ve Süleyman Seba ile aynı masada fotoğrafı olmazdı!

Meşhur olması “Konuşma Lan” cümlesi ile başlayan Aydemir Akbaş, daha çok seks filmleriyle akıllarda yer etti. Çektiği filmilerin porno olmadığının altını çizen Akbaş, o filmler hakkında ‘ben donumu bile çıkarmadım” diyor. Ve günümüz filmlerinde daha fazla çıplaklık olduğunu belirtiyor.

Türk halkını güldürürken düşündüren bir sanatçısınız. Sizin tercihiniz tiyatro ve sinema oldu. Bu serüveniniz nasıl başladı biraz anlatır mısın?

Galatasaray Lisesi mezunuyum. İmtihanlardan kaçmak için tiyatro kolunu seçtik. Moliere’in ‘Cimri’sinde Ayberk Çölok ile bana rol verilince mecburen oynamak zorunda kaldık. O günden bu güne 57 yıl geçti. Haldun Dormen’in Amerika dönüşü açtığı amatör cep tiyatrosuyla profesyonel oldum.

Çok tiyatro oyununda oynadınız ama ünü seks filmleri mi getirdi?

Çok film yaptım ama bir seks filmindeki tek bir konuşma ile star oldum. Tanju Gürsu “Kazım’a ne lazım” filminde bir kahveci rolü teklif etti. Ali Poyrazoğlu ile oynadığımız filmde “konuşma lan” diye bir şey söyledim. Adana’da film 11’de oynadı ben saat iki de üç tane başrol anlaşması yaptım. Eskiden bütün starları Güneydoğu tayin ederdi. Adana, Antep, Urfa, Malatya, Elazığ belirlerdi. Çünkü en çok parayı o bölge verirdi. Mecmualarla gelmedik. Halk derdi ki bu adam star olacak der olurduk. Mecmuanın starı değilim Allah’tan değilim. Ben halkın starı olduğum için hala seyircim var. Halkın insanıyım çünkü…

Türk oyuncuların sadık bir seyircisi mi var?

Anlatamam sana, 55 sene oldu beni bırakmıyorlar. Gece sakalım uzun, arkadaşımla arabayla bir yere gidiyoruz. Sollayan arabadan “Baba nasılsın” diye bağırıyorlar. Gece hava karanlık yanımda arkadaşım var. Bizim seyircimiz Türk seyircisi inanılmaz bir seyirci.

Uzun yıllar Türk seyircisi sizin esprilerinize güldü. Bunu nasıl başardınız?

Muammer Karaca’dan öğrendim. Muzaffer Güler ile İstanbul Tiyatro vardı Gülriz Sururi’ler vardı… Kısacası İstanbul Tiyatrosu komedinin merkeziydi. Komedi nasıl satılır, nasıl olur, espri nasıl yapılır… Hepsini sahnede hayatın içinde öğrendik.

Konservatuarlarda, tiyatro okullarında komedi öğrenilmez mi?

Komedi oyunculuğu bir Allah vergisidir. Okuyarak elde edilmez. Komedi ile tanınan kişilerin hepsi alaylıdır. İçerden gelir elektrik meselesidir. Ben hiçbir şey yapmayım somurtup oturayım gene halk gülüyor.

Hatta asık suratla sokakta yürüsem bile gülüyorlar. Ben çok komedyen seyrettim yerli ve yabancı komedyenleri seyrettim. Dümbüllü, Muammer Karaca, Sururiler, Toto Karaca, Muzaffer Hepgülen, ve birçok isim… Komedyenlik bir bakıştır. Bir sıcaklıktır.


O zaman size göre komedi bir yetenek işidir.

Tek başına değil. Çektiğimin ne olduğunu bilirim. Atilla Dorsay seks devrinde benim için bir film izleyip yazmış. “İfadesizliği ifade haline getiren Türkiye’de tek oyuncu” bu ne demek biliyor musun? Boş bakarım. Boş bakış bile herkes yerlerde gülmekten… Hep bunları Dümbüllü’yü seyrederek öğrendim.

BEYAZ’A YAPTIĞINA ÇOK PİŞMAN!

Şu an Türk halkı nelere gülüyor?

Öncelikle oyuncuya güler. Senaryoyu fazla önemsemez. Sahnede ilgilendiği bizzat oyuncunun kendisidir. Hareketleridir. Şimdi rezil bir senaryo da çeksem bana gülüyor. Ya ben çok somurtuk bir insanımdır sokakta, yani gülmem gülemem lanetin tekiyimdir.

Aslında gülünecek bir mizacınızda yok? Sert bir mizacınız var…

Komedi oyuncusu aslında sert mizaçlıdır. Ben ise hepten sert bir insanım. Masamda kolay kolay kimseyi oturtmam. Zaten gelenler bildiklerinden, benim masama oturmazlar. Oturmak için izin isteyenler olur, 2-3 dakika sonra bir şekilde masadan kaldırırım, ben çekemem yalnızlığı severim. Sevmediğim bir insanla ya da muhabbetim olmayan bir insanla oturup konuşamam, sıkılırım. Bir de ben her düşündüğünü söyleyen bir insanım. Aklımda ne varsa söylerim, yan çizmem bu yüzden tehlikeliyimdir. Yanıma özel hayatta salavatla gelirler. Dobracılığı severim. Dikkat edelim; komedyen fazla sokulgan değildir. Tabi bu işin cıvık olanları da yok değildir.

Şakacı muziplik yapan bir insan mısınız.? Mesela Beyaz Show’da bir şaka yapmıştınız.

Herkese şaka yapmam. Beyaz Show’da Şafak’ın ısrarı ile yapmıştım. Hala pişmanım. Şafak (Sezer) “Abi bunu senden başkası yapamaz” diye ısrar etti. Evvela reddettim. Şafak’ın ısrarı devam edince “ben böyle şeyleri sevmem” dedim. Son dakikaya gelince, ekipten geldiler, kabul etmek zorunda kaldım. Beyaz, çok kötü oldu. Şaka kaldırırım ama yapmam… Tek pişmanlığım Beyaz'a yaptığım şaka oldu. Bir daha öyle bir şey yapmam.
İŞTE O ŞAKA

Bir İbrahim Tatlıses bir de Yılmaz Güney ile geçirdiğiniz zaman üzerine çok konuşulur. Yılmaz Güney ile dostluğunuz nasıldı?

Birlikte yıllarımız geçti. Bazen geceli gündüzlü 4-5 film çevirdik. Bir ikisi de hadiseli geçti. Urfa’daki Hudutların Kanunu ve Bolu’daki Kovboy Ali… Hep silah yüzünden… İki kere kaza yaptık.

Baktım olacak gibi değil iki şart koştum: gece gezerken silahının şarjörünü bana vereceksin, arabada sürat yapmayacaksın. 1974’de Adana’da ben yanında olsaydım o olay yaşanmazdı. (Güney’in Yumurtalık hakimini vurduğu olay) Çünkü şarjörü bende olacaktı. Maalesef o zaman Adana’da yoktum sanatoryumdaydım rahatsızdım.

YENİDEN EKRANA DÖNÜYOR: HEM DİZİ HEM FİLM

Diziler de sizi göremiyoruz. Gelecek sezon sinema filmi hariç dizi var mı, ya da böyle bir projeniz?

Bir teklif vardı. Başlamayı planladık nasipse Eylül gibi başlayabiliriz. “Babaların Babası” adında bir dizi, ama ben dizi sevmiyorum, dizileri neden sevmiyorum. Çünkü 90 dakika dizi olmaz. Bakın ben senaryolarımı vermiyorum. Bende bitmiş 26 bölüm dizi var. 26 bölüm 3 farklı dizi var. Ne zaman ki diziler 45 dakikaya iner, senaryolarımı veririm. 90 dakika yazanlara hayret ediyorum, uyduruyorlar. Tabi bu işin reklam ayağı var para kaliteden önce geliyor.
Senaryo ikinci planda kalması bir oyuncu olarak sizi rahatsız etmiyor mu?

Bir defa çektiğimde film benim için bitiyor. Bir daha geri dönüp bakmıyorum. Çünkü sinirleniyorum küçük bir hata görünce sinirlenip duvarı yumrukluyorum elim kırılıyor. Ben her şeyden önce senaryoya önem veriyorum. Hiçbir senaryonun sonu yok. Sinema filmi ve dizi projelerim var. “Ver de okuyalım” diyorlar. Senaryonun sonu olmalı daha yoksa okunmaz.

KOLPAÇİNO 3 GELİYOR

En son oynadığınız film Kolpoçino oldu. Onun senaryosunu nasıl buldunuz peki?

Ben onu yazsaydım iki sahnesini alır diğerlerini atardım. Ben doyumsuzum… Baştan yazarım.Sokakta gören Kolpaçino’yu soruyor. Sanırım Şafak (Sezer’de Kolpaçino 3 için senaryo arayışında…

Bu kez sizin kriterlerde senaryo daha sağlam olacak.

Şartımı baştan söyledim. Senelerce ben şunu iddia ettim. Senaristler bu işin en az parayı alanları oldu. Önce senaryo sonra oyuncu… Bazılarının senaryolarını da kendim yazıyordum. Filmleri hep ben taşıdım, Hiçbir senaryo beni taşımadı.Yönetmenliğini de yapıyordum. Artık istiyorum ki senaryo beni taşısın. Oyunculuğumu zorlamayayım. Birazda senaryo ön plana çıksın.

Şeytan tüyü dedikleri gibi mi?

Bilmiyorum, ama çoğu komedyenin böyle bir özelliği vardır. Kemal Sunal ne yapardı, çok şey yapmazdı ama gülünürdü. Bazen fiziksel görünümün bir komedyene çok yardımı olur. Mesela komedyendir ama halktan hiç aynı tepkiyi almamıştır. Ne tiyatro da ne sinema da dev gibi gelmişlerdir ama 26 kişiye oynamışlardır. İsim vermeyeyim ama hiç tutmamıştır. Benim şansım hem tiyatro hem sinemadan ben tiyatroda çok başrol oynadım.

BU DİZİ TAM BİR FİYASKO!

En çok Kemal Sunal senaryolarında hatırlıyorum.

Kemal Sunal’a iki senaryo verdim. Kemal Sunal’ın en güzel senaryosu benim “Atla gel Şaban”dır. İbrahim’e 3 tane verdim orijinal 3 hikaye “Yemin” diğer ikisi şu an aklımda değil. Geçenlerde bir prodüktör “ne olur o filmi bir daha çekelim” dedi

Eskiden çekilmiş ve tutmuş filmlerin tekrardan çekilmesine ne diyorsunuz? Mesela ilkinde sizinde oynadığınız son olarak Keşanlı Ali Destanı vardı.

Tam bir fiyasko. Dostum Haldun Tamer’in kemikleri sızlamıştır. Yani değiştirmeninde bir adabı, düzeni vardır. Özellikle benim hem tiyatro hem sinemada oynadığım Sipsi Selim karakterindeki çarpıtmaya pes vallahi… Duydum ki bana Zilha’yı istemişler. Tutmaz tabi!... O rol benim bıraktığım tiyatroya dönüşümü sağlamıştır. Almanya‘da turnedeyken; ülkenin en ünlü karikatüristi oyun boyunca ben izledi ve çizdi. Çizdiği karikatürü bir dergide kapak olmuş. Sonra bana bir dergiyi gönderdi. Keşanlı Ali’yi dizi haline getirmeyi bir tek gün bile düşünmedim. Olmazdı. Bunları çok üzüldüğüm için söylüyorum.

Siz saatlerdir, isimler söylüyorsunuz Haldun Taner, Ali Poyrazoğlu hiçbiri yabancı gelmedi. Peki kötü olduğunuz bir isim olmadı mı?

En keyifli oynadığım yazarlar Haldun Tamer, Aziz Nesin ve Kandemir Konduk’tur. Aziz Nesin’in oyunlarında bazı sahneleri eleştirip kendisiyle münakaşa etmişliğim vardır. O oyunu alıp düzenleyince Aziz Nesin bana hak verdi. Haldun Taner Deve Kuşu Kabare’yi kurmadan önce bana teklif etti. Ama ben Gülriz Sururi’yi bırakamadım.

AYDEMİR AKBAŞ-İBRAHİM TATLISES ARASINDAKİ DOSTLUK BİTTİ Mİ?


‹‹ Önceki Haber

Ödüllü oyuncudan solo albüm

Sonraki Haber ››

Koreografinin dozunu kaçırınca


0



Kullanıcı yorumları

Henüz yorum yapılmamış.


Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.
Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.