ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Yahya Efendi Dergahı

Uğur Canbolat

27 Ağustos 2013 Salı 14:05
  • A
  • A

 

Sırların Mekanı Yahya Efendi Dergahı benim sevdiğim mekanlardan biri!

İstanbul’un mânevi dinamik merkezlerinden…

Bu mekânlar mümin gönüllerin nefeslendiği mekanlardır… Şehrin ve sosyal hayatın curcunasından kurtulmanın önemli imkanlarını sunar size…

Kendinize açılmanıza imkan sağlar bu mekanlar…

Dinlemenize, dinlenmenize, demlenmenize, damıtılmanıza fırsatlar sunar…

Şehrin keşmekeşinin sizden aldıklarını mu kenalda yeniden alma ve eksiğinizi tamamlamanızı sağlar!

Geçen gün Yayın Yönetmeni olduğum Psikohayat dergisinin çevirmeni derviş gönüllü arkadaşım Ayda Çayır ile bir iş yemeğinde beraberdir. Ayda Çayır buranın sevdalı müdavimlerinden. Söz döndü dolaştı restorasyon sonrası geçen hafta açılan Yahya Efendi Dergahı’na geldi söz. Bu konuda iki yıldır üzerinde çalıştığı yazının yanında olduğunu söyleyerek okumamı istedi.

Ben de bu güzel yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

“Bazı mekanlar vardır, daha eşiğine adım attığınızda, üzerinize düşmüş olan ağırlıklar bir anda kalkıverir. Evinize gelmiş gibi olursunuz. İnceden inceye her şey size aşina gelmeye başlar. Çok sevdiğiniz, eski bir dostunuza kavuşmuş gibi, içiniz tarifsiz bir neşeyle dolar. İşte Şeyh Yahya Efendi’nin (r.a.) meftun bulunduğu, Ortaköy sırtlarındaki Yahya Efendi Dergahı böyle bir yerdir.

Genelde birbirinden ayrı görülen kavramlar orada adeta iç içe geçmiştir; kesretle vahdet,  ölümle hayat, yoklukla dirilik, dünya ile âhiret ve daha nicesi. Her şey bir anda bir başka şeye dönüşebilir. Daha soluk soluğa yokuşu çıkarken fark edersiniz bunu. Dergah şehrin tam merkezindedir. Ama havasıyla, dokusuyla bir o kadar da şehrin ötesine geçmiş, dışına taşmıştır. Galiba orayı sırlı yapan da budur. Bu “budur” diyemezsiniz orada. Bütün ezberleriniz bozulur gider…

Burası ecdat yadigârı bir “mescit” dersiniz, birden mescit bir konağa dönüşüverir.  Artık yeşillikler içerisinde, denize nazır bahçesiyle, güngörmüş huzurlu insanların yaşadığı bir konaktır orası. Penceresinden hem eski hem yeni zamanların İstanbul’u seyredilir. Zamanı mekanı unutur, masmavi deryaya dalıp gidersiniz…

Siz böyle bir güzellik daha yaratılmadı diye düşüne durun,  Sarayburnu’ndan bir Barbaros Hayrettin donanmasının boy göstermesini an meselesidir. Deniz derya derken, hava da güzelse, kayığa binip şöyle bir gezinti yapmak gelir içinizden. Tabii bu arada Topkapı sarayına uğramamak olmaz.  Dönem Kanuni devridir. Yahya Efendi Dergahı’ndan geliyorum deyince, sarayın kapıları size ardına kadar açılıverir. Huzura kabul edilirsiniz. Hz. Hızır’la olan karşılaşmasını birebir Kanuni’nin ağzından dinlersiniz. Siz olayı ilk eden dinleye durun, biz burada rivayeti kısaca aktarmakla yetinelim. Efendim rivayete göre;

Bir gün Kanuni saltanat kayığı ile Boğaz’da bir gezintiye çıkar. Ortaköy hizasına gelince kıyıya yanaşıp, haberci göndererek, dönemin müderrisi, kendisinin sütkardeşi olan Şeyh Yahya Efendi’yi çağırtır. Bir müddet sonra Yahya Efendi bir ahbabıyla birlikte kayığa teşrif ederler. Ne var ki yolculuk sırasında Yahya Efendi’nin yanındaki kişi sürekli Sultan’ın parmağındaki kıymetli yüzüğe nazar etmektedir. Bunun üzerine Kanuni yakından görsün diye yüzüğü çıkarıp ona verir. O zat yüzüğü eline alınca, bir müddet evirip çevirir. Sonra da sanki basit, değersiz bir şeymiş gibi denize fırlatıverir. Padişah etrafındakilere belli etmese de bu duruma fena halde içerler. Bir süre sonra, o zat inmek istediğini bildirince, sandal kıyıya yanaştırılır. Tam ineceği sırada denizden bir avuç su alıp Sultan’a uzatır. Avucunun içinde biraz önce denize attığı yüzük ışıl ışıl parlamaktadır. Kanuni elini uzatıp yüzüğü aldığı anda, o zat gözden kayboluverir. Kanuni hayretler içerisinde Yahya Efendi’ye döner. Efendi tebessüm ederek, “O gördüğünüz Hızır Aleyhisselam’dı” der. Kanuni; “O hâlde bizi niye tanıştırmadınız?” diye sitem edince, Yahya Efendi; “O kendini tanıttı. Ama siz tanımakta geç kaldınız” buyurur.

Rivayet burada bitmektedir. Ama yaydığı manevi dalgalar zamanı ve mekânı aşacak şekilde sürüp gitmektedir… İşte o dalgadan bir katrenin düşündürdükleri: Sultanlarınki kadar olmasa da, bu dünyada herkesin kendine göre bir saltanat kayığı vardır. Her devirde olduğu gibi, bugün dahi “derya” göz alıcı maviliği, uçsuz bucaksız genişliği ile görenleri kendi sefasına çağırmaktadır. Bu çağrıya kayıtsız kalmak olmaz! Fakat çıkılan her yolculuk, maddi olsun, manevi olsun illaki zahmetlidir. Denizin şartları, hava koşulları her zaman elverişli olmayabilir. İnsan tüm bu zorluklara kulluk gayretiyle göğüs germelidir. Ancak tüm bunlar yine de zahiri sıkıntılardır. Derler ki gerçekte insanın her türlü sevincinin kaynağı kavuşmak, her türlü eleminin kaynağı da ayrılıktır. Bir kul dünyada sefa da sürse, cefa da çekse, ruhunun derinliklerinde gerçek vatanının özlemini, yolda olmanın ıstırabını taşır. Fakat yine de ümitvar olmak gerekir.  Derya her şeyi yutan gibi gözükse de her şeyi veren de odur. Nefsimizi alt edip, kaybettiklerimize sabredebilsek, günün birinde kayığa kimin teşrif edeceğini kim bilebilir?

Neyse biz burada murakabeye daldık. Siz ise bu küçük saray gezintisinin ardından çoktan konağa dönmüş olmalısınız. Aslında konumundan dolayı bu ahşap mescidi konak sanmanız boş yere değildir. Mimar Sinan imzası taşıyan bu tarihi yapı, zarafeti ve sade üslubuyla tam anlamıyla eski bir konak havasındadır. Eh, konak olur da ağırlayanı, misafiri bulunmaz mı? Siz de Hazret’in misafiri olarak, dilediğiniz kadar kalabilirsiniz burada. İster namaza durun, ister kuran okuyun. Türbeyi şerifin önünde dualar edin, tarihi mezarları ziyaret edin. Gönlünüz neyi çekerse…

Sırrı ehlince malum, derler ki burada İlahi feyz ve muhabbet üveysi bir kanaldan akarmış. Efendimiz’i (s.a.v.) görmeden ona sevdalanan Hz.Veysel Karani’nin (r.a) sırrı intişar edermiş burada. Padişahlarla kulların, Hızır Aleyhisselam ile sıradan kulların beraberce saf tuttuğu bu benzersiz iklimde gönüller tevhit nuruyla, Allah aşkıyla, Muhammedi bir zevkle dolup taşarmış…

Ne diyelim, eğer siz de Yahya Efendi Dergahı’na gidecekseniz, iç dünyanınız söyle bir gözden geçiriverin. Varsa bir derdiniz, sıkıntınız şimdiden onunla vedalaşın. Çünkü siz nasıl olduğunu anlamadan, bir şekilde ayrılacaksınız ondan.

Hazretin sözüyle bitirirsek;    

“Arif ol ey gönül, sen kalma bu kıl u kale,

Hakk’a yarar iş eyle, aldanma az hayale.”

 

                                                                                                                                                    

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - MELAHAT GÜNGÖR:27 Ağustos 2013, Salı 18:33

    Benimde çok sevdiğim nefes aldığım mekanlardan biri. istanbulda olupda görmemek ciddi bir kayıp.