ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

“Üryan geldik, üryan gideriz!”

Uğur Canbolat

07 Mayıs 2013 Salı 08:44
  • A
  • A

Böyle buyuruyor Hz. Pîr!

Büyükler ise bize durmaksızın sesleniyorlar.

Şeyh Şaban-ı Veli hazretlerinin seslendiği gibi…

Bu büyükler öyle derinden ve öyle ‘Sessiz sesleniyorlar’ ki gönül kulağı perdeli olanlar işitemiyorlar.

Göremiyorlar.

Görür gibi olanlarsa nefsin cerbezeli tuzaklarına kapılıp başka yorumların peşine düşüyor kendilerini heder ediyorlar.

Hayat iman ve aşktan ibaret aslında!Bu hakikati göremeyenler ızdırap derelerinde susuz can veriyorlar.

Büyükler ise bunu önlemek için şefkatin görünmez kanatlarını kuşanarak bizi sarıyorlar. Sarmalıyorlar. Kadife kundaklara sarıyorlar. İmanımızı ve aşkımı çalabilecek olan yol kesicilerden uzak tutmaya çabalıyorlar.

Bu büyükler bizi kendimizden alıp aslında yine kendimize iade ediyorlar. Bizi bize veriyorlar. Dünyanın eline verenlere, hakikate giden aşk caddesindeki yürüyüşümüzü çıkmaz sokaklara çevirenlere engel oluyorlar. Himmet ediyorlar.

Nefesi anlatıyorlar. Nefsi ‘Nefîs’  hâline, yani enfes hâle getiriyorlar.

Gönlü dile getiriyorlar.

Aşkın közünden, korundan, külünden bahsediyorlar.

Yetinmiyorlar. Ateşe atıyorlar. Hasrete salıyorlar. Yüreğe akan sevda pınarlarının yolunu göz çeşmesine yönlendirip oradan akıtıyorlar.

‘Şefkatli Nebi’nin şefkat kuşanmış temsilcileri, Hızır nefesli bu azizler bizlere ‘Gönül aydınlığı’ armağan ediyorlar.

O pınardan içmemiz için etrafı temizliyorlar.

Gül alıp gül satıyorlar.

Gönül alıp gönül veriyorlar.

Vahdet bağının bülbülü olarak hep şakıyorlar.

Seher vaktinin yeli olup bizleri o güzel esintinin meltemiyle serinletiyorlar.

Hakikat sırrının dilini, dilimizi çözerek aktarıyorlar.

Nasıl Mecnun’a Leyla gibi olunabileceğinin yordamını öğretiyorlar.

Aşkın meyine nasıl kanılacağını, aşkla yana yana nasıl dönüleceğini, çokluğu nasıl teklik sırrına çevireceğimizi, kesrette boğulmamayı nasıl başaracağımızı öğretiyorlar.

İşte bu öğretinin Piri Şeyh Şaban-ı Veli Sultan’ı ve diğer Kastamonu Erenleri’ni Anma Günleri münasebetiyle gönül kardeşlerimizle birlikte otobüslerle İstanbul’dan Kastamonu’ya gittik.

Geçen sene vuku bulan davete icabet edememiş olmanın derin hüznünü günlerce içimde saklamıştım. Bu yıl Maltepe Musiki Eğitim Vakfı Kurucusu ve şefi Fikret Erkaya Hocada tekrar davet etti. Bu davetin Fikret Erkaya vasıtasıyla Hz.Pîr’den geldiğini düşündüm. Zira Şabanî neşesini kendilerinin ve ekiplerinin ustalıkla icra etmiş oldukları Halvetiyye-i Ş’abaniyye Tekke Musikisi sebebiyle birkaç senedir biliyordum.  Mehmet Dumlu Kütahyevi hazretlerinden aldıkları neş’eyi zaten bu süre zarfında derinden hissettirmişlerdi. Dumlu hazretlerini hayatın öte yakasına uğurlarken tanımak yine bu dostların gönüllerinden olmuştu. Bu sebeple heyecanla kabul ettim ve katıldım.

İyi ki etmişim.

Fikret Erkaya ve diğer müzisyen dostlarla tadına doyulmaz bir yolculuk sonrasında Kastamonu’ya ulaştık. Maltepe Musiki Eğitim Vakfı’nın Halkevi Salonunda anma günleri programı çerçevesinde konserleri vardı. Otele yerleştikten kısa bir süre sonra arkadaşım Muharrem Ateş ile konser öncesinde Hz.Pir’e gitmeyi planladık. Eflanili Konağı’nın yöresel lezzetleri ile biraz çöplendikten sonra yola koyulduk, yolda taksi aradık ama muvaffak olamadık.

Konser sonrasında gittiğimiz otobüslerle hep birlikte Hz.Pîr’in huzuruna çıktık. Ziyaret sonrasında Kastamonu’da Dumlu Efendinin talebelerinden Gökçe Binici beyin Aziz Mehmet Dumlu hazretlerinin sürekli ihvana sohbet ve meşk ettiği konaklarına davet edildik. Tüm dostlarla giderek kısa bir hasbihal edildi. Sonrasında akşam yemeği için planlanan yere geri dönmek üzere hareket edildi. Eflanili Konağı’nda o görevi yaptığımızdan ben tekrar Hz.Pîr’e döndüm. O kısa ve kalabalık ziyarette gönlüm doymamıştı.

Biraz da tenha olmasından yararlanarak huzurda gönül demledim…

Öyle huzurlu bir demlenmeydi ki, tarifi imkansız…

Ardından yanı başındaki camisinde iz arar gibi köşe bucak sığınmaya, kaybolmaya çalıştım. Dışarıdan bakıldığında yeterince fark edilmese de burada da apayrı bir hayatiyet vardı. İnsanı içine çeken bir mıknatıs gibiydi. Caminin belirli yerlerine çekilmiş kendi tenhasında derununa dalmış, halvetine, celvetine devam eden insanların ruh dinginlikleri de gerçekten muhteşemdi.

Camiden çıkarken müze tarafında, türbenin sol yanından coşkun seslerle Ş’abani neşesi taşıyan ilahiler okunuyordu. Kendimi o sesi takip ederken buldum. Süzüldüm içeri girdim. Amatörce ama heyecanla ilahi okunan odanın kapısındaki tabureye ilişiverdim.

Gözümü kapadım, gönlümü açtım. O heyecanı hissetmeye çalıştım. Kendimi Aynalı Baba’nın ‘Amak-ı Hayal’inde yaşananlar gibi farklı âlemlere gidiyor gibi hissettim. Bir müddet burada kaldıktan sonra dışarı çıktım. Bu defa bahçede oturan, eşiyle, çocuğuyla gelip orada cümbüşlenen kişileri seyrettim. Yüzlerindeki huzuru yakalamaya çalıştım.

Asa Suyu’nun başında sıra bekleyenlerin simalarına yansıyan teslim olmuşluk halini kendim de kopyalamaya çalıştım. Yine Hz.Pîr’in türbesinin etrafında minik süzülüşler yaşadıktan sonra yemeğe giden arkadaşların dönüş zamanlarına göre tekrar Gökçe Binici beyin evine döndüm. Arkadaşlar bir bir içeri girdiler. Sazendeler  hanendeler ve diğer tüm âşıklar yerlerini aldılar. Fikret Erkaya’nın gelmesi sonrasında Hz.Pîr’den, Azizandan destur istenerek meşk başladı. İlahiler coşkun ve artarak coşan bir tempo ile okunmaya başladı. Kendime seçtiğim köşede merhamet bekleyen kanadı kırık bir kuş misali bu ilahilerden aşk yudumlamaya çalıştım.

Ardından Aziz Mehmet Dumlu hazretlerinin huzurunda okunan Türk Sanat Musikisi’nin derinlikli eserleri de o zamanki aşk ile yine aşıkanı tarafından icra edildi, söylendi.

Baştan sona güzeldi.

Azizanın ruhaniyetleri sımsıcak hissedildi.

Niyazlar edildi, safalar dilendi ve otele gitmek üzere destur alındı. Otobüslere geçildi.

Ben yine sessizce Hz.Pîr’e yöneldim. Gecenin ilerleyen sessizliğinde halvet bir başka güzel ve esintiliydi. Şadırvanda ve başka noktalarda hazrete müteveccih oturmak bile başlı başına bir mutluluk kaynağıydı.

Kastamonu’nun gecesi güzeldi… Işıltılıydı. Nurluydu. Feyiz taşıyordu. Aşk kokusu vardı havada.

Gecesi güzelse bu kadar Kastamonu’nun sabahı da güzel olmalıydı. Seher vaktinin yelini hissetmek, o rüzgara kapılmak gerekirdi.

Öyle yaptım. Kaldığımız otelin hemen arkasında bulunan Nasrullah Camisinde güneşi uyandırdık. O güzel kubbelerin altında sabahı karşıladık. Ardından güvercinler ve kedilerin ortaklığıyla kubbeler altındaki şadırvandan durmadan akan sesin şırıltısına bırakmaya çalıştık kendimizi Kaan Ahmet Yücekaya ile...

Amatörce de olsa aşağıdaki linkten fotoğraflara bakılabilir:

https://www.facebook.com/iyibak.kendine.7?ref=tn_tnmn#!/iyibak.kendine.7/photos?collection_token=100001298431018\%3A2305272732\%3A5

Kahvaltı sonrası tekrar hep beraber Hz.Pîr’in ziyareti, huzurunda Şeyh Sadık Dede’nin ‘Biz Ş’abani bülbülüyüz, Vahdet bağının gülüyüz’ ilahisini okuyup niyaz ettikten sonra, cami, halvethaneler ve müzenin ziyareti gerçekleşti. Destur dilerek Kastamonu’dan ayrıldık.

Hazrete gönlümüzü bırakıp İstanbul’a dönerken aklımızda iki cümle halvet halindeydi.

“Aşıkanın kabesidir bu mekan/ Kim ki nakıs gelse bunda olur tamam” ile“Biz bu dünyaya üryan geldik, üryan gideriz.”

Bize hem orada hem de Safranbolu’da yakınlık gösterip ağırlayan dostlara, açık hava meşkimize katılan Karabük Valisi İzzettin Küçük ve Safranbolu Belediye Başkanı Dr.Necdet Aksoy’a, dönüş yolunda mihmandarlık yapan Maltepe’de ‘Bemol Kafe ve Restaurant’ın sahibi Feyzullah Çelebi’ye yol boyunca eşlik eden arkadaşım İbrahim Erkal’ın kıymetli eşleri Filiz Erkan’a ve yakaladığı yerler de fotoğrafımı çekip gönderen Ecem Taylor’a şükranlarımı sunarım.

Misafiri olduğumuz Hz.Pîr’in şu sözleriyle bitirelim yazımızı:

 “GELİŞİNİZ GÜLE GÜLE,
GİDİŞİNİZ GÜLE GÜLE
HER İŞİNİZ GÜLEGÜLE”

YORUM YAZ
TOPLAM 13 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Vefa Aydın:12 Mayıs 2013, Pazar 21:17

    Gönlünüz var olsun!

  • - Leyla Güven:11 Mayıs 2013, Cumartesi 13:07

    Çok güzel bir yazı. Bahsettiğiniz bemol pastanesine bende gittim.Çok güzel bir ortam.Yolu düşenlere tavsiye ederim.İbrahim Erkal beyide gördüm orada.

  • - Hulki Gazen:08 Mayıs 2013, Çarşamba 02:00

    Sizinle birlikte biz de gştmiş gibi olduk. Konseri dinlemek de süper olurdu. Çok incelikli bir zekle kaleme alınmış bşr yazı

  • - Münteha:07 Mayıs 2013, Salı 21:50

  • - GÜLŞEN UYSAL:07 Mayıs 2013, Salı 18:32

  • - Şaban Özdemir:07 Mayıs 2013, Salı 17:58

    Gelemedik, göremedik ama bu yazıyla hissettik. Yüreğinize sağlık sayın Canbolat...

  • - Aysel ÇINARLI:07 Mayıs 2013, Salı 15:45

  • - Mürüvvet Türk:07 Mayıs 2013, Salı 15:31

  • - Arzunur ORTAKCI:07 Mayıs 2013, Salı 13:21

    Enfes bir yazı ,huzur dolu.Gönüllerimizi aydınlatan o yüce sultanlara selam olsun,gönlünüze sağlık.

  • - Selim Güngör:07 Mayıs 2013, Salı 12:36