ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Üç Tıraş, On Beş Çay Borcu

Uğur Canbolat

09 Mart 2014 Pazar 18:08
  • A
  • A

Küçük bir Anadolu kasabasında dünyaya gelmişti.

Adını Mahmut koydular.

“Methedilmiş; Övgüye Değer, Övülmeye Değer; Allah’a Çok Şükreden, Çok Hamd eden” anlamına geliyor.

O da kendi halinde belki de bu duygulara layık olmaya çalışıyordu.

Gün içinde bakıldığında matrak, şen, yer yer de tartışmacı yanları olabiliyordu. Bu onun görünen yönüydü.

Merhameti, şefkati, başkasını düşünmesi, yetime ve öksüze kol kanat germesi gibi gizli diğer bir yanı da vardı.

Hastalanmış. Ciddi bir operasyon geçirmesi gerekiyor.

Ümit yok. Ölümcül olduğu düşünülüyor. Evlatları tedirgin hatta nasıl kabul edileceği konusunda aileyi hazırlayıcı düşünceler geliştiriyor.

Ameliyat öncesi iki zarf hazırlamış birini büyük evlada diğerini küçük çocuğuna vermiş. Zarfları alırken de ciddi tembih almışlar: Vefat olmazsa asla açılmayacak…

Ağabey olan uzun süren ameliyat sonucunda durum belli düşüncesiyle mezar hazırlıklarına girişmiş ve bu kabullenişin sonucunda dayanılmaz merakın sonucunda baba sözü tutulamamış.

Acaba bu zarfta ne yazıyordu?

Bu kışkırtıcı merak dayanılmaz olunca zarf açılıyor.

Zarftan bir borçlar listesi vardır ve ödenmesi istenmektedir.

Nedir bu borçlar dersiniz? Üç tıraş ve on beş bardak çay borcu ve buna benzer aslında çok da kayda değmeyecek küçük şeyler… Bu mudur dedirten cinsten bir iste anlayacağınız.

Ama diğer bir açıdan bakıldığında ise üç bardak çayın hesabıyla ahirete gitmeme hassasiyeti…

Borçlu kalmama arzusu ve bunun bir gereği olarak büyük bir özenle yazılan mektubun ısrarlı bir tembihle ameliyat öncesi teslim edilişi!

O mektupta çok özel başka önemli bir şey daha vardı.

O da isim ve köylerinin yazılı olduğu on öğrencinin bursunun yani okuma yükümlülüğünün aksatılmadan devam ettirilmesi vasiyetiydi.

Evladı anlatıyor:

Ameliyat öncesi hastane yatışı sırasında odanın önünden hiç ayrılmayan birisinin varlığı dikkat çekmişti.

Aileden değildi. Uzak bir akraba mı acaba? Yok, o da değil.

Kısa bir araştırma ve bekleyen kişiyle konuşulunca anlaşıldı ki hastaneden genç bir asistan doktor…

Babası tarafından okutulan…

Bir yetim. Kimsenin bilmediği ve yıllarca aksatılmadan ihtiyaçlarının karşılandığı bir öğrenci…

Yıllarca öksüz Mahmut amcasından aldığı eğitim desteğinin bir vefası olarak sabahlara kadar refakat etme isteği…

Ne kadar çarpıcı değil mi?

Bir yanda üç tıraş, on beş bardak çay borcu ama aksatılmayan öğrenci desteği!.. Yetim, öksüz ve yoksulların sahiplenilişi... Üstelik asil bir biçimde, çoğunun kimin yardım ettiğini bilmeyeceği bir yöntemle...

Göstere göstere değil, gizleye gizleye... Kırmadan, dökmeden, minnet altında bırakmadan...

Onurlar rencide edilmeden...

Şimdilerin en küçük bir hayrının haberlere konu edildiği, bunun yapılmaması halinde yardımların yapılmadığı bir dünyada bu tavır ne kadar asil değil mi?

Neden böyle?

Çünkü o da bir öksüzdü…

Kolu kanadı kırıktı. Anasızdı çünkü… Ana hayatınızdan alınırsa ne kalır geriye acaba?

Anasız olmak bazen ekmeğin sıcaklığını alamamaktı… Ekmeği tuza banamamaktı…

Her şey mükemmel olsa bile eksiklidir anasız çocuklar…

Bir yanları daima yanık diğer yanları her zaman yıkık olur!

Yanıktır, yıkıktır ama bir o kadar da asil, gururlu, bir o kadar da yürekli ve hayatın üstüne yürüyen bir cesaret ve heybetli hal de vardır.

Yetim veya öksüzsen herkesten daha fazla çalışmalısın… Koşmalısın ve yorulmamalısın…

Hayatın önce gerçeklerini görmelisin. Gülmeyi değil ağlamayı öne almalısın.

Evet öksüz veya yetimsen hayatın acı yüzüyle tanışırsın evvela!..

Açarsa da peçesini yaşam güzel yanlarını göstermek için bu her zaman gecikmelidir. Rotarlıdır tebessümlerin, gülümseyişlerin gelişi... Eli kolu dolu gelmezler zaten.

Peki, ödülü yok mudur bu hayata eksikli başlamanın? Muhakkak vardır.

Dünyaya yön veren, şekillendirenleri düşünün, hayatları üzerinde az biraz araştırın altında rahatlıkla bir yetimlik veya öksüzlük bulabilirsiniz.

Öksüzler eksiklidir evet, hayata geriden başlamıştır. Ancak onların bazıları o kadar içtenliklidir ki, kendi yaşadığı bu zorlukları başkalarının yaşamamasına gayretlenirler.

Onlara adeta adarlar kendilerini…

Mahmut Bey işte bu gizli kahramanlardan birisi… Adı üstünde gizli bilinmeyen, bilinmek istemeyen…

Kendisi, eşi ve üç evladı ile beş nüfuslu bir aile reisi… Yılların dürüst tüccarı… İlkokul mezunu ama şarkı dinleyen, film seyreden…Yul Brynner, Antony Quinn, Elizabeth Taylor’un filmlerini bilen… Michelangelo’nun Davut heykelini merak eden, Tarih atlası okuyan…

Bu bilineni elbette…

Yetimlerden, öksüzlerden oluşan gizli ailesi de var…

Sayısı mı?

Ne önemi var ki?!

Ben meselenin diğer tarafındayım.

Bu nasıl bir anlayıştır ki, üç tıraş borcunun hesabıyla gitmek istenmiyor.

Ötede bunun sorgusuyla karşılaşmak istenmiyor.

...

Hep olumsuza bakmayın. Geçen hafta bu konuyu Üsküdar Üniversitesi’nin Çamlıca’ya bakan terasında değerli arkadaşım anlattığında çok duygulandım.

Bu kişiler sadece arkadaşım Orhan’ın babası değildi. Sadece benim babam, sadece senin baban da değildi. Hepimizin babasıydı.

Öksüz olmasa bile nice varlıkların öksüzüydüler, yokluklar içinde bir hayat sürdüler.

Ama inanın hiç küçülmediler. Eğilmediler.

Babalarımızı bu kıvamda tutan, onları imkanlarının dışına yöneltmeyen fark ettiği bir yanlışlık olmuşsa da büyük kıyameti koparan ‘Gönül endamlı’ annelerimiz var... Yazıyı kaleme aldığımız ‘Dünya Kadınlar Günü’nde onlardan bahsetmemek olur mu?

Asla... Kesinlikle olmaz.

Azla yetinen o kadınlarımız, yoklukla da mutlu olabilmenin ince sırlarını arayıp bulan gözünden ışık yüzünden tebessümü eksik etmeyen o annelerimiz, eşlerimiz, hanımefendiler olmasaydı babalarımız yine yiğit duruşlu olurlardı ama çok çileli olurdu bu!

...

Aramızda üç tıraş ve on beş bardak çayın hesabıyla Hakkın huzuruna çıkmak istemeyen babalar var.

Yiğitler var.

Hayatın ızdırabını gönüllü yudumlayanlar var!

Öksüzleri öksüz bırakmayanlar var. Yüreği kırıklara ışık olan köz olan yürekler var.

İyi ki varsın Mahmut baba...

İyi ki varsınız yiğit gönüllü babalarımız.

İyi ki varsınız bu babaları yetiştiren çatal yürekli anneler...

Hepinizin ellerinden öperim.

Derin hürmetlerimle... 

YORUM YAZ
TOPLAM 8 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - kadir gürgen:11 Mart 2014, Salı 11:36

    ne kadar çok kaybettiğimizi anlatan bir hikaye bana göre.
    bu hassassiyeti kaybetmemek gerek
    Mahmut babaya selam

  • - Nuray Saygın:10 Mart 2014, Pazartesi 21:02

    Yüreğinize saglık

  • - Tülay Barışkan:10 Mart 2014, Pazartesi 20:59

    Allah razı olsun Mahmut Babalardan ve sayısını arttırsın.Kaleminize sağlık güzel nadide bir hikaye okuduk kaleminizden...selamlar...

  • - Hacer İtiraz:10 Mart 2014, Pazartesi 20:59

    Vazgeçenler ,yenilenlerdir...Biz de sizin ellerinizden öpüyoruz, bu güzel yürekli insanla tanıştırdığınız için bizi...

  • - Dilek Sever:10 Mart 2014, Pazartesi 20:57

    maalesef günümüzde böylesi insanlar yok denecek kadar az,

  • - Ayşe Karabaş:10 Mart 2014, Pazartesi 20:54

    Gönlünüz dert görmesin... Ellerinize sağlık... Harika bir yazı , herzaman ki gibi...

  • - Gültekin Kara:10 Mart 2014, Pazartesi 20:42

    Çok anlamlı

  • - Lale kıskın:10 Mart 2014, Pazartesi 02:12

    Yiğitmiş yiğit