ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Yağışlı

YAZARLAR

Sessiz olalım… Duyamayız yoksa!

Uğur Canbolat

29 Nisan 2013 Pazartesi 09:22
  • A
  • A

Erguvanları duydun mu hiç ey can?

Ne söylerdi senin kulağına çığlık çığlıya?

Gelişi nedendi? Muştusu neydi?

Nereden haber getirmişti? Ve o haberde ne vardı?

Sana dair ve benim için!..

Hep şuna inanmışımdır? Varlıkları dinleyemeyen, onların feryat figan bize söylemek istediklerini duyamayan bir kişi, insan hatipleri hiç duyamaz!..

Keskin bir hüküm, farkındayım!.. Ama kanaatim bu yönde…

Dikili dağların heybetinden birazcık da olsa ürkmemek çok mu normaldir size göre?

Onlar karşısında hayrete düşmemek, hayreti gerektirmez mi? Bence gerektirir!

Neden yüce kitabımız dağlardan bahseder dersiniz? Onların yürümesini neden dikkatimize sunar? Kıyâmet sahnelerini anlatırken neden onların birer pamuk parçası gibi atıldığını söyler?

Ve neden onların arza kazık olduğu ifade edilir?

Bunları duymamız gerekmez mi?

Bunlar yüce yaratıcımızın aslında hepimize sorduğu birer soru değil midir?

Ve bu sorulara bizim cevap verme borcumuz yok mudur?

Bunlarla mı sınırlıdır kutsal kitabımızda aklımıza ve gönlümüze sunulan örnekler?

Elbette değil!..

Bulutlardan bahseder. Denizden, denizde gemilerin nasıl yol aldığından bahseder. Yıldızdan, aydan, güneşten…

Sırf bu gözle okuduğumuz zaman bile aslında her gün yaşayarak tanık olduğumuz pek çok şeyden bahseder!

Neden acaba?

İşte bu acaba bizim aklımızın iz sürmesiyle gönlümüzde cevap bulacaktır!

Bu cevap bizim için kurtarıcıdır!

Sağır mıyız acaba? Bu soruya içimden, değil miyiz şeklinde cevap vermek geçiyor!

Siz de kendi cevabınızı oluşturursunuz nasılsa!.. Benim cevabım bu!

Baharı duymamak sağırlık değil mi?

Sadece kulağın değil üstelik! Aklın işlememesi, zihnin dumura uğradığı bir hal bana kalırsa bu!..

Gönlün susuz kalarak çöle dönmesi gibi…

Doğru sorular bir nevi yüreğe yağan rahmet yağmurları gibidir!

Kilit açıdır! Yeter ki, doğru sorular soralım.

Ve gönlümüzü sağırlığa mahkûm etmeyelim…

Zambakları duymamız gerekmez mi?

Yaz, kış dökülmeyen cilalı yaprakları ve mevsimi geldiğinde yaprakları arasından nilüfer gibi çiçeklerini gösterdiği bilinen manolyalar hangi dili kullanır bize seslenirken?

Örneğin bir çitlembikle yârenlik etmek neden aklımıza gelmez?  Pelit ya da palamut olarak bildiğimiz ağaçlar sadece gölge mi sunarlar bize? Başka neler söylerler acaba? “Dağların kadısı katran, müftüsü çamdır” denilen çağ ağaçlarının duruşu, rengi bize ne gibi mesajlar verir!

Mezarlıklara yolumuz düştüğünde hayran kaldığımız servi ağaçları neyi terennüm ederler bıkmadan usanmadan?

Söylemek istediğim şu aslında!

Her gün geçtiğimiz sokakta gördüğümüz kuru bir ağacın tomurcuklanması bize hem taptaze bir haberdir. Hem de cevaplanması gereken sorulardır.

Bir açıdan baktığımızda sende kupkuru kalma. Hakikat ile tomurcuklan! Yoksa odun olursun diyor olabilir mi?

Duymalıyız baharı… Sağır kalmamalıyız!..

Biraz da baharı duymaya zaman ayırmalıyız. Bu bizim lehimizedir.

Geçenlerde bir dostum uğradı çat kapı… Tam ben de hazırlanmıştım.

Hadi gel biraz sohbet dinleyelim. Bende gitmek üzereydim dediğimde “Uyar bana” dedi.

Ağaçların ve yeşilin bol olduğu bir yere gittik. Yürümeye başladık. İşten, güçten, trafikten söz edecek oldu. Elimle sus işareti yaptım ve “Sessiz olalım, yoksa duyamayız” dedim.

Neyi diyerek üsteledi…  Sohbeti dedim, ağaçların yapraklarını işaret ederek. Sohbeti duyamayız dedim!

Anladı ve sustu…

Dolaştık aralarında… Sessizce…

Muhteşem bir sohbet oldu dedi bittiğinde yürüyüşümüz…

Sözü, sohbeti sınırlamamak gerek… Tabiat en büyük hatiplerden… Dinlemek, duymak gerek.

Büyük düşünürlerin, ariflerin bu konudaki yaklaşımları dikkate alınmalı… “Kâinat kitabı” kavramını önemsemeliyiz.

Bazı çiçeklerin isimlerini bile düşündüğümüzde içimizde farklı anlamlar doğabilir. Merak edip isimlere baktım. İçimde bahar açtırdı. Bir kısmını buraya alayım. Siz de biraz baharlanın. Ay çiçeği, menekşe, civan perçemi, çarkıfelek, çiğdem, çoban yastığı, ebegümeci, erguvan, fesleğen, firuze çiçeği, fulya, gecesefası, gelincik, hanımeli, ıtır çiçeği, kadife çiçeği, karanfil, kasımpatı, kuşkonmaz
küsme çiçeği: mimoza, leylâk, mor salkım, nergis, nilüfer, ortanca, papatya, reyhan, yasemin, sünbül, şakayık, gelincik, şebboy, zambak.

Az evvel sorduğumuz soruyu tekrar soralım. Sağır mıyız ne?

Evet, biraz öyleyiz… Ne yazık ki…

Ama çıkmak elimizde… Kapalı büyük alışveriş mağazalarına ayırdığımız zamanlardan biraz tasarruf ederek parklara ve bahçelere de az da olsa yönümüzü çevirmekte yarar var.

Benim baharı dinlediğim mekânlarım var…

Küçük Çamlıca tepesi hem heybeti ile sizi gökyüzüyle komşu eder, hem de baharın taze haberlerini almanızı sağlar. İsterseniz kendinize bir çaydanlık demli çay ikram edebilirsiniz.

Küçükayasofya ve bahçesi, Sultanahmet civarı, Gülhane parkı, Kalyon parkı ve civarı…

Sene de birkaç kez Beykoz’un etrafına kümelenmiş İstanbul’un köy yolları… Öğümce’de biraz nefeslenme… Uygun bir yerde çay molası…

Çok iyi geliyor… Dakikalarca baharı dinliyorum…

Sağırlıktan kurtulmak başka türlü zor gibi…

Zaman zaman kaçtığım mekânlardan biri de Büyük Çamlıca’nın eteğindeki ‘Selami Ali Efendi’ türbesidir. Sessizliği ile konuşur bana…

Ama ne konuşma…

Bu yazıyı bana çağrıştıran da son kaçışımdı. Cumartesi günü ofise gelen arkadaşım “İsmini hatırlayamadım ama hani beni götürdüğün bir mekân vardı Çamlıca’da” dediğinde, hadi gidiyoruz dedim. Demek hazret çağırıyordu. Durmak olmazdı.

Gittik.

Hazrete gönül döktük. Baharı dinledik.
Bu yazı orada demlendi…

Hay Allah… Yine çok konuştuk, konu dağıldı…

Bağışlayın lütfen!

Sessiz olalım, sessiz!

Baharı duyamayız yoksa!

YORUM YAZ
TOPLAM 10 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - AYHAN DÖNENCE:30 Nisan 2013, Salı 10:47

    Harika bir yazı... Çok teşekkürler... Baharı duymaya gidiyorum.

  • - Ayşe oruç karabaş:30 Nisan 2013, Salı 00:17

    Gönül zenginliğiniz daim olsun...Yüreğinize sağlık...

  • - Bahar Benim:29 Nisan 2013, Pazartesi 23:09

    Bahar benim. Ben kendi kendimi duymazsam hiç bir şeyi duyamam...

  • - Münteha:29 Nisan 2013, Pazartesi 21:27

  • - A. Yaman:29 Nisan 2013, Pazartesi 16:17

  • - Mürüvvet Türk:29 Nisan 2013, Pazartesi 15:19

    Derdinde olmayan burnunun ucundaki dağları görmezmiş..Gönlümüzün sesi olup,sessizliğimizi dillendirme yetiniz ne kadar zarif ve ince..Teşekkürler Efendim..

  • - Mahi Yalabık Kıvanç:29 Nisan 2013, Pazartesi 14:22

    hariika tam bir bahar yazısı,ancak bu kadar güzel tanımlanabilirdi....

  • - ESEN GÜRAY KALE:29 Nisan 2013, Pazartesi 12:58

  • - Aysun Gün:29 Nisan 2013, Pazartesi 10:59

    Gönül sesini duyanlara,sessizliği konuşturanlara selam olsun...

  • - Selim Andak:29 Nisan 2013, Pazartesi 10:53