ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Ne zaman gör, ne zaman kör!

Uğur Canbolat

11 Ocak 2013 Cuma 15:09
  • A
  • A

En çok karışanlardan birisidir. Neyi ne zaman göreceğimiz ile neye ne zaman kör olacağımız hususu genellikle karışır. Karıştığında ise hayatın trafiği bozulur. Yollarda tıkanmalar yaşanır. Yer yer sinirler gerilir. Yumruklar sıkılır. Gözler irileşir ve yerinden fırlayacak gibi olur.

İş bu noktaya vardığında ise kayıplar meydana gelir.

Yaşanan bu kayıplar tek taraflı değildir. Çift yönlü kaybedişlerdir yaşananlar.

Kazanan kişi de aslında kaybetmiştir. Uzun vade de pişman olacağı bir işe girmiştir. Belki telafisi de hiç kolay olmayacaktır. İstese bile!

Tüm bunların sebebi yerinde görmek, zamanında susmak, vaktinde yapmak konusunda önem ve önceliklerin değişmesidir. Karışmasıdır.

Ne zaman göreceğimizi, hangi aşamada neyi, nasıl sağlıklı yapacağımızı bilmeliyiz. Yapamadığımız zaman çocuklarımızla aramız açılır. Talim terbiye de ciddi hatalara düşülür. İleride hem çocuğun kendisi hem de toplumsal huzur bakımından riskli bir durum söz konusu olacaktır. Zamanında şefkat gösterilmesi gereken, tolere edilmesi icap eden konular eleştiri konusu yapılırsa dürtüsel davranılmış olur. Özellikle yıkıcı eleştiriye muhatap olunursa gerçekten onarılması zor yaralanmalar yaşanır. Psikiyatri profesyonellerinin ‘Çocukluk çağı travmaları’ olarak tanımladığı bu durumlara doğru ve zamanında sağlıklı yöntemlerle müdahale edilmediğinde ömür boyu omuzda taşınması gereken çökertici bir yük olarak kalır.

Ne yazık ki böyledir!

İşin paradoksal bir yanı var ki bu da çok önemlidir. Bu ise çocukluk travmaları yaşayan kişilerin de travmalara sebebiyet veren kişi olmaktan kurtulamayışlarıdır.

Kişi yaşam boyu muzdarip olduğu yükü ne yazık ki, başkalarına yaşatmaktan çekinmemektedir.

Izdırap gören ızdırap vermektedir.

Ezilen kişiler ileri de başkalarını ezen rolüne girmektedir.

Mağdur eden genellikle eski mağdurlardır. Bu kadar ağır bir fatura bazen hiç önem vermediğimiz ‘Ne zaman gör, ne zaman kör’ hususunun kavranamayışından ileri gelir.

Anne baba ve çocuk ilişkilerinin düzeltilemeyen olumsuz sonuçları bu yanlış ebeveyn tutumlarından kaynaklanır.

Eşlerin önce biri birilerini duygusal kayıpları, ardından gelen fiziksel kayıpların sebeplerinden önde gelen tavır yine bu yerinde davranamama alışkanlığıdır. Bozulan yuvalar ya vaktinde kendini sağlıklı biçimde ifade edememekten dolayı sürekli heybeye atılıp orada biriktirilmesinden kaynaklanır. Ya da her küçük hareket ve yanlışta hemen büyük bir alarm vererek ‘orantısız güç ve tavır’ göstermekten kaynaklanır.

Kısacası; yerinde gör, yerinde kör olamama durumudur yaşanan.

İş ortaklıkları çoğunlukla bu nedenle son bulur.

Dostluklar genellikle ‘Zamanında gör, zamanında kör’ formülünün uygulanamayışından kaynaklanır.

‘Toydan sonra hoy olmaz’ sözü bunu anlatır bize.

‘Bade harabûl Basra’ deyimi de aynı noktaya işaret eder.

Sizce ‘Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz’ atasözü de aynı duygunun dünden bugüne taşınması değil midir?

Günlük dilde sıkça kullandığımız ‘İş işten geçti’ kısa ve vurucu cümlesi de, ‘Geçti borun pazarı’ cümlesi de aslında ‘Zamanında gör, zamanında kör’ durumu değil midir?

Sıkıntı sıklıkla ‘Şeytanın gör’ dediğine odaklanıp kötücül yanımıza yol vererek, iyicil yanımız olan ‘Meleğin gör dediği’ yani vicdan ve kalp yanımızın bize ilham ettiği duygulardan uzak durmamız, onun yolunu tıkamamızdan kaynaklanıyor.

Kötücül yanımız iyilikler söz konusu olduğunda muhakkak ertelettirmek için akla hayale gelmeyecek mazeretler üretir. Eğer bunlara takılmamışsak ‘Mantık’ kılıfına sokar yeniden sunar. Yine de başaramazsa tembellik ve konfor yanımıza hitap eder, öyle ayartır, sonuç almaya çalışır. Ve sonunda olan olur. Hayırlı işlerde acele etmek gerekirken biz ‘Şimdi sırası değil, ne acelesi var canım’ deriz. Bununla da kalmaz ‘Yorgunum, hastayım’ başkası da yapabilir cümlesini kuruveririz.

Ve işte vaktinde görüp yapmamaız gereken bir iş engellenmiş olur.

Aynı durumun tersi de yapmamamız, kaçınmamız hatta kaçmamız gereken, ruhumuzu yaralayacak, vicdan terazimizde ağır basacak, gönlümüzü üzecek işlerde gerçekleşir. Bunları da ‘Dur, düşün, yap’ ilkesinden uzaklaştırarak, düşünmeye fırsat vermeden, sonuçlarını hesap etmeye imkân tanımadan yaptırır.

Sonuç nedir peki? Bunlar her zaman uykumuzu kaçıran, hayat yükümüzü arttıran, mânâda yol almamızı tıkayan konular olarak hep üstümüze yapışıp kalır.

Yapışık kalır!

Sözün özü, yine gönül çarşısı karışmıştır. Akıl vehimler makinesi haline gelmiştir. Yürek sıkışmıştır. Ruh vaveylaya başlamıştır.

Suçlu kimdir ya da sebep nedir?

‘Ne zaman gör, ne zaman kör’ olmak gerekir sorunu bir daha sormanın tam vaktidir!

Tekrar etmekte yarar olabilir. ‘Zamanın da gör, zamanın da kör’ olma durumu gerçekleşememişse hayatımızda ortalık doz dumandır. Hava pusludur.

Zira pim çekilmiş, bomba patlamıştır.

https://twitter.com/ugurcanbolat

YORUM YAZ
TOPLAM 3 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Misafir12 Ocak 2013, Cumartesi 11:09

  • - Misafir11 Ocak 2013, Cuma 20:13

  • - Misafir11 Ocak 2013, Cuma 19:02