ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Musikî ve Ruha Dokunuş!

Uğur Canbolat

17 Ocak 2013 Perşembe 00:04
  • A
  • A

Ruha dokunuyor evet… Coşturuyor hatta. Peki nasıl oluyor bu? Bu sorunun peşine düştüm. Bulduğum cevap ‘Baştan sona aşktır musikî’ oldu…

Kimden aldım derseniz cevabımı hemen söyleyeyim. Bu işe ömür vermiş bir musikî emekçisi olan Maltepe Musiki Eğitim Derneği Kurucusu ve Koro şefi olan Fikret Erkaya hocadan…

Fikret hoca diyorsa dikkate alınmalı… Belki hepimizin hissettiği bir şey ama adını Fikret hoca koymuş oluyor bu cümle ile...

Fikret hoca musikinin ruhunu, anlayışını, derinliğini, inceliğini içselleştirmiş bir sanat adamı… Musikinin ruha dokunuşunu en iyi bilenlerden biri… Ve en iyi uygulayanlardan…

Kimdir Fikret Erkaya derseniz rahatlıkla şunları söyleyebilirim. Benlikten soyunmuş, tevazuyu ve zerafeti giyinmiş derviş gönüllü bir sanat ve irfan adamı…

Kendisi gibi dostları da öyle… Aynı letafet onlara da yansımış…

Seven insanlar… Musikî insana sevmeyi de öğretiyor… Kıvamında sevmeyi, değer vermeyi…

Seven seviliyor elbette… Değer veren buluyor da…

Hayata renk veriyor musikî… Detayları gösteriyor, hayatın daha anlamlı nasıl yaşanacağına işaret ediyor… Anlam katmayı sağlıyor kişinin kendisine ve yaşamına…

Musikîyi tarif eden bir sözü daha var Fikret hocanın… Şöyle diyor?

“Musikinin membaı ruhtur.”

Katılmamak mümkün mü?

İstanbul Şarkıları’ndan âşina olduğumuz bu güzel nefesten daha evvel ‘Makam-ı Aşk’ tadında gönül kuşunu havalandıran ilahiler dinledik. Ardından geçtiğimiz sene ‘Gülî Râna’ ile Erkaya ruhumuza dokunmakla kalmadı, yüreğimizi sevdadan yana titreşime geçirdi. Aldığım bilgilere göre yakında müjdesini alacağımız yeni bir çalışma yürütülüyor.

Uzak kaldığımız hususlardan biri bu çağda her konuda doğru kaynaklardan beslenememe meselesidir. Musikî konusunda da bu durum geçerlidir. Ne yazık ki!

Ben kendimde oluşan bu açlığı ve açığı ‘Maltepe Musikî Eğitim Derneği’nin hem konserlerinde hem de meşklerinde gidermeye çalışıyorum.

Doydukça açlığınızı daha iyi anlıyorsunuz. Yeniden. Bir daha… Bir daha… Demek ki, açık pek fazla olmuş.

Beslenme kaynaklarımızı bu nedenle yeniden gözden geçirmeli… Vakit varken yapmalı bunu. Daha fazla pişman olmamak için.

Biraz üzerinde düşündüğümde pek çok konu gibi musikî konusunda da bize yeteri kadar sağlıklı bilgiler verilmediğini görüyorum. Fikret Erkaya’nın şu sözlerine bakın ve durumu siz değerlendirin.

“Temelinde musikînin ruh, insanın ruh sağlığı vardır. Musiki, aklın ve gönlün beraber işlediği bir bilim dalıdır. İçinde gizli derin bir matematik vardır. İkisinin birleşiminden ortaya çıkmış bir ilimdir. Temelinde aklın ve gönlünün tevhidi vardır. Musiki, insanı mutlu eden bir latif deryadır. Letafetle donanmıştır. Hem batini hem zahiri ilim üzerine kurulmuştur. Musiki insanların duyduğu, anladığı gibi iki şarkı, lay lay lom değildir. Büyük bir bilim yatıyor içinde. Akıl sahibi olan ancak musiki yapabilir.”

Ne kadar anlamlı bir anlatım değil mi? Ufuk açıcı. Biraz da sarsıcı…

Musikînin bir lay lay lom olmadığı, bunun bir bilimi, matematiği olduğu hususunu ajandanıza kaydedin ve üzerinde düşünün isterim.

Benim kanaatim şudur: Gönül ve akıl çift kanat halinde pervaz vurarak uçmalı. Tek kanat kalınması halinde menzile ulaşmak imkansız gibi görünüyor.

Sorularım bitmiyor tahmin edebileceğiniz gibi. Zira mesafe çok açıldı, eksik fazla. Devam edelim.

Klasik Türk musikisinin insanı içine nasıl aldığını, berrak duygularla kişiye gönül dünyasında nasıl yolculuk yaptırdığını soruyorum. İşte cevabı:

Musiki bütün evrende var. Her şeyden önce ses vardı. Varlık var olmadan ses vardı. Ses eşittir nefes, nefes eşittir ruh, ruhun zuhuru nefes, nefesin zuhuru sestir. Ustanın gönlünün mızrabından geliyor o ses. Ruhun, üzerine tezahürüdür. Ruhun sıhhati ve sağlığı olarak ifade edilmesi budur işte. İçten dışa doğru dışarıdaki tüm kötülükleri törpüler. Sizi alıyor, arıtıyor dış dünyadaki kötülüklerden gönlünüze seyahate götürüyor.”

 

Öteden beri aklımda dönüp duran başka bir husus daha var. Tekke Musikîsi’nin önemli bir icracısını, hocasını bulmuşken sormamak olmaz. Madem dersimiz musikî sormaya devam edelim.

Türk sanat musikisi ile tekke müziği arasındaki benzerlikler nelerdir? Cevap yine hocadan:

Nağmeler, melodiler, yapılan müzikal kalite eş değerdedir. İkisi de birbirinden ayrı durmazlar. Klasik ile tekke musikisinin birleşmesi iki kanadı besleyen insanı ortaya çıkarır. Tekke aslında insanın mana dünyası, mektebi… İrfanı geliştirir. Mevlevihaneler bugünün en büyük konservatuarlarından daha büyüktü. Koca bir ilim var musikinin arkasında. Bir saat süren bir Mevlevi ayini icra ederlermiş. İki satır bir şeyler okumadan ibaret değildi. İdrak ne kadar yüksek ise maneviyat da o kadar yüksektir.”

Uzun zamandır bu hizmetleri Fikret Erkaya şefi ve kurucusu olduğu ‘Maltepe Musikî Eğitim Derneği’nde yürütüyor. Önemli bir mektep… Çok kıymetli sanatkarlar yetişmiş bu ocaktan. Musikî ile beraber nezaket dersi de alıyorlar.

İçimden yıllardır kütüphanemin üstünde duran Ud’u kap ve ders almaya git cümlesi geçmiyor değil. Ama cesaretim henüz o kıvama ulaşmadı. Her derneğe gidişimde orada her yaştan öğrenciler görüyorum. Her defasında hevesim depreşiyor. Galiba ilk fırsatta bunu yapacağım.

Hangi dersler veriliyor derseniz okuyun:

Musiki ilminin bütün dallarını icra ediyoruz burada. Batı müziği bölümünde klasik piyano, klasik gitar, çello, keman, ince sazlar, şan dersleri var. Türk müziğindeki bütün enstrümanların eğitimi var. Ney, klasik kemençe, keman, ud, kanun, tambur, lavta, kemençe gibi… Klasik icra koromuz var. Usul dersleri ve nota dersleri veriliyor. Musikî edebiyatı, nazariyat dersleri veriyoruz. Bestekârların hayatlarını inceliyoruz, anlatıyoruz.”

İlk ziyaretimde dikkatimi çeken derneğin ders verilen odalarının her birinin farklı isimlerde olması idi. Elbette bunu da sordum:

Odalarımıza önemli kişilerin adlarını verdik. Meşk odasına Abdülkadir Meragi ismini verdik. 1300’lü yıllarda yaşamış büyük Türk bestecisi. Musiki meşkler yapıyoruz burada.

Büyük sınıfa Dede Efendi ismini verdik. Türk musikisinde önemli mihenk taşlarından biridir. Musikide adına üniversiteler kursanız, hayatını incelemeye yetmez. Şaşılacak başarıları var. Enstrümanda zirveye çıkmış Tanburu Cemil Beyin ismi de var sınıf isimleri arasında. Klasik kemençeyi ve tanburu bu kadar güzel icra eden bir sanat adamı kendisi.

Hacı Arif Bey. Klasik dönemden neo klasik döneme geçiş yapan bir besteci, onun ismini de verdik. Hacı Arif Bey cumhuriyet dönemine geçişte köprü görevi yapan bir sanat adamı.

Itri sınıfı var. Yine Türk musikisinin önemli mihenk taşlarından, 17. yüzyılın bestecilerinden. Klasik musikide zirve yapmış bir isim.”

Mimarisi konusunda bir şey söylemek istemiyorum derneğin. Onu size bırakıyorum. Bir tık kadar yakın: http://www.maltepemusikidernegi.com

Konuşmamız elbette bunlarla sınırlı değildi… Bu yazının hacmine göre kısa bir özet yapmaya çalıştım. Özetle şunu söyleyebilirim: Fikret Erkaya hocanın gönül atmosferinde olmak çok hoş bir duygu…

İnsana kendini iyi hissettiriyor ve insanı kendine yolculuğa çıkarıyor… Zerafet ön planda… Konuşma da selamlama da incelik hep öncü olmuş.

Siz de zerafet giyinmek isterseniz, dilinizde musikî nağmeleri, gönlünüzde aşk olsun diliyorsanız ziyaret etmeyi ve bir yerinden musikiye başlamayı düşünün derim. Yoksa kaybınız çok olur.

Benden söylemesi.

canbolatugur@gmail.com/
https://twitter.com/ugurcanbolat
https://www.facebook.com/iyibakkendine
7

 

 

 

YORUM YAZ
TOPLAM 2 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Misafir17 Ocak 2013, Perşembe 15:06

  • - Misafir17 Ocak 2013, Perşembe 02:56