ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

İstanbul ve Hüzün!..

Uğur Canbolat

15 Eylül 2013 Pazar 01:33
  • A
  • A

 

İstanbul...

Anlatması zor… Tanımak da öyle…

Kişinin yaşadığı şehri tanımaması, onun ruhundan haberdar olmaması, üzerine bastığı, yürüyüp geçtiği yerlerin özelliklerini ve tarihini bilmemesi nedir?

Hicranların en kötüsü desem yeterli olur mu? Daha ağırını hak ediyor olsa da burada kalalım…

 Eylül’ü yaşadığımızdan ‘Hüzün’ diyelim. İstanbul ve hüznü bir araya getirelim. Her birimizin bir hüzün sebebi vardır. İstanbul’a uzak, zamana yenik düşüşüm benim en büyük hüzün sebebim.…

Bir sevda olduğunu kabul etmeme, en çok İstanbul şarkıları dinlememe, Cihangir camisinin bahçesinden güneşin doğuşunu pek çok defa seyretmiş olmama rağmen İstanbul’u tanımak bakımından kendimi yetim gibi görürüm…

İstanbul ile ilgili her kitaba ilgi göstermem, çoğunu temin edip okumama karşın ruhuna ırak düşüşüm de hüznün katmerlisi…

Telafisi mümkün mü bu hâlin? Sanırım evet…

Peki, nereden başlamalı?

Dilerseniz alıştırma babında ‘Kaç İstanbul var?’ sorusunu kendimize sorarak başlayabiliriz.

Ve ben hangisine yakınım? Ne kadar yakınım?

Yarından tezi yok, toparlanmalı, destur çekerek İstanbul’a öğrenci olmalı…

Gerçekten ‘Kaç İstanbul var?’

Musikî erbabının, güftekarların, bestekarların İstanbul’u…

Hattatların, müzzehhiplerin, nakkaşların İstanbul’u…

Ebruzenlerin, resaamların, fotoğrafçıların İstanbul’u…

Gecesi başka çekici, sabahı başka ışıltılı olan İstanbul…

Esnafı tarafından hiçbir sebze ve meyvesinin kendi adıyla satılmadığı İstanbul…

Balığı ‘derya kuzusu’ olan İstanbul…

Yoğurtçusunun farklı, bozacısının ayrı melodi ile ses verdiği İstanbul…

‘Kaç İstanbul var?’ ve biz ona ne kadar yakınız?

Kütüphanelerini bilmediğimiz bir İstanbul, gerçekten bizim midir?

Ecdadın neden çıkmaz sokaklar yaptığını bilmediğimiz, mezarlıklarının ne söylediğini fark etmediğimiz bir İstanbul, ne kadar bize aittir?

Semtlerine şarkılar yazılan İstanbul bizi hangi nağme ile nasıl çağırır?

Çifte Sultanları,Eyüp Sultanı, Yahya Efendi’yi, Hüdayi Türbesini ve İstanbul’u fethederek ‘Güzel asker’ olmak için can verip şehid düşen sahabilerin türbelerini bilmeden İstanbul’un sırrı ne kadar bilinebilir?

Dersaadet dergahları bilinmeden manâdan, tasavvuftan ne kadar nasip almak mümkün olur?

Ya ressamların İstanbul’u bize neler fısıldar? Renkler İstanbul’u bize anlatırken hangi âhenkle tuvale yansır? İstanbul’un ressamları kimlerdir?

Peki, İstanbul kartpostalları nasıl konuşur? Onlar da bambaşka ufuklara taşımaz mı zihnimizi? Sabitlediğimiz yerden koparmaz mı ayağımızı?

Hayaller ötesine nasıl da eriştirir dimağımızı?

Düşünün!

Yağmurlu bir eski İstanbul gecesinde karanlığı delen bir sokak lambasının süzülen ışığı altında belli belirsiz geçen bir dolmuşun az sonra durup indirdiği yolcu neler çağrıştırır düşünen akla?

Ya Galata köprüsünde sabahın ilk ışıklarından önce oltasını uzağa atmaya çalışan bir balık tutma sevdalısının fotoğrafı nereye taşır sizi?

Kız Kulesi’ne doğru oturmuş çayını yudumlarken gurubu seyreden dalgın bir âdemoğlu size neler haykırır sessizce?

Sultanahmet, Süleymaniye, Şehzadebaşı, Fatih camilerinin hangi eda ile yükselir minareleri…

Fethi gören şehir Üsküdar’da güzel sesli müezzinlerin karşılıklı ezan okumalarını dinlemekteki lezzet başka nerelerde bulunabilir?

Ebru sanatı da sever İstanbul’u… Onların gözüyle de görmek gerek… Üsküdar Özbekler Tekkesi’nin İstanbul’un manevi hayatına kattıkları neler olmuştur? Mevlevihaneler gönülleri nasıl coşturmuştur?

Üsküdar’ı ve aktar dükkanlarını bilmeden İstanbul’un ruhunu bilmek ne kadar mümkün?

Şairlerin de İstanbul’u var…

Ümit Yaşar Oğuzcan, “İstanbul yağmur yağmur sevdiğim” diyor bir şiirinde…

Orhan Seyfi Orhon; “Gün batmada İstanbul’un üstünde Haliçten/ Bir renge bürünmüş yanıyor Marmara içten” şeklinde dile döküyor İstanbul’u…

Yahya Kemal’in Münir Nurettin Selçuk’un bestesiyle gönlümüzde taht kuran o dizeleri hatırlamamak mümkün mü?

Ne diyordu Yahya Kemal?

“Sana dün bir tepeden baktım aziz İSTANBUL
Görmedim gezmedim sevmedim hiç bir yer
Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre bedel”

Necip Fazıl’ın, Ziya Osman Saba’nın ve pek çok başka şairin İstanbul şiirini de hatırlamalıyız İstanbul’u anarken…

Ve Eylül’ü de anmalıyız muhakkak. Yanı başına da hüznü kondurarak…

Bunlarsız olmaz… Hiç hem de!

Hüzne boyanan yolları, düşen yaprakları, uzaklara gönderdiğimiz sevdiklerimizi, yol bekleyişlerimizi, yola vuruşlarımızı…

Hasretle kapanan göz kapaklarımızın ardından sevgiyle süzülen iki damla yaşı…

Bunları da bilmeli, anmalı….

Yetmez! Kütüphanelerimizde İstanbul kitaplarına geniş bir mekân ayırmalıyız.

Bu da yetmez! İşin, gücün, bitmeyen koşturmanın, zamansızlığın bizden çaldığı İstanbul’u geri almalıyız.

Ziyanı yok hüzne bulanmış olsun. Ama olsun!

Demem o ki; düşen yapraklara eş olalım.

İstanbul olalım!

Kalbimize İstanbul ve hüznü birlikte konduralım!

YORUM YAZ
TOPLAM 10 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Asiye Yaman:04 Kasım 2013, Pazartesi 15:44

    Geç gördüğüm dolayısı ilede geç okuduğum yazınızla İstanbullu olarak istanbulu yaşayamamızın hüznü kapladı içimi.... yüreğinize sğlık..

  • - Mürüvvet Türk:17 Eylül 2013, Salı 14:36

    Yazınızı okurken bu güzel değerlerin ve bu değerleri bize kazandıran muhterem zatların dönemine misafir ettiniz yüreğinize kaleminize sağlık...Teşekkürler Efendim...

  • - Şükriye Kahraman:16 Eylül 2013, Pazartesi 15:41

    Benim İSTANBUL um buram buram tarih kokan CAMİLERİNE bakmakla doyulmayan Ya İSTANBUL Türbeleri yatırları eyüp sultanların FATİHİN FEHT ETTİĞİ İSTANBULUM BENİM ..

  • - Misafir16 Eylül 2013, Pazartesi 14:34

    Bu harika yazıyı okurken Aşıklar şehri güzel İstanbul'umuza adım,adım seyyah eylediniz..Okurken alkışlamamak ne mümkün yürekten yazılana teşekkürler

  • - ESEN GÜRAY KALE:16 Eylül 2013, Pazartesi 13:06

    ben de birkaç kartpostal görüntüsü hatırlattı .kiminde mavi kiminde sarı tonlar hakim,bir taneside siyah beyaz ,bir de gramafon ..görüntülü nağmeli bir yazı olmuş çok hoş selamlar

  • - Misafir16 Eylül 2013, Pazartesi 12:04

    Yetmez ama İstanbul'u geri alalım.Yüreğinizin mürekkebi tükenmesin.

  • - HATİCE CAN:16 Eylül 2013, Pazartesi 11:52

    Bu yazıyla İstanbul'a birkez daha aşık oldum,varol Uğur Canbolat

  • - BETÜL ÇETİNKAYA:16 Eylül 2013, Pazartesi 11:09

  • - Misafir16 Eylül 2013, Pazartesi 11:08

  • - Özden Gülen:16 Eylül 2013, Pazartesi 11:02