ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Haluk Nurbaki Hocanın Kutlu Yürüyüşü!..

Uğur Canbolat

01 Haziran 2014 Pazar 19:21
  • A
  • A

Tam 17 yıl olmuş!

Aramızdan bir ilim ve yürek adamının sessizce ayrılıp gidişinin!..

Beyaz elbiseli bir gönül doktoruydu Haluk Nurbaki! Göze bakar gönle seslenirdi…

Buydu işi…

Görevi ‘Evrenin gözbebeği’ olan insana hizmet etmek… Bu yolla Fahr-i Kâinata yeni bir inanmışı

götürmek…

Aşk ile… Tüm inanmışlığı ile…

Sadıklar yolunda, hidayet edilenler yolunda yürümek…

Nasıl bir yürüyüş bu? Kutlu bir yürüyüş elbette!.. Kutlular yolunda, azizler yolunda bir yürüyüş!

Nasıl bir yürüyüş bu? Sadıkların peşi sıra hiç yan çizmeden yapılan bir yürüyüş!

Nasıl bir yürüyüş bu? Kendinden önce bir inanmışı, bir insanı önceleyen, ‘Önce o’ diyen bir yürüyüş!

Nasıl bir yürüyüş bu? Vermeyi, paylaşmayı ‘Bir gönül sanatı’ sayan anlayışla gerçekleşen bir

yürüyüş! İnfak ahlakını önceleyen, sadece ben kazanayım, ben yaşayayım, başkalarından bana ne

diyen bencilce bir egoizmden uzak hayatı ortaklaştırmayı ve Hakkın nimetlerini üleşmeyi birinci

öncelikli görev sayan bir anlayış…

İnfaksızlığı insansızlık sayan bir yürüyüş bu!

İnfaksızlığı insafsızlık sayan bir anlayış!

İnfakın olmadığı toplumlarda bırakın fiziki yaralanmışlıkları, hercümerç oluşları, alabora oluşları,

keşmekeşliklerin girdabında azap içinde en büyük mânâ yaraları alınır.

Alınır da azaplardan azap beğenilir.

Bu manevi yaralar başka yaralara benzemez. Açtığı yara fizik ötesidir. Ruh örseleyicidir. Maneviyat

yoksunluğudur!

Ebedi hüsrana sürükleyicidir. O nedenle Haluk Nurbaki Hoca sürekli infak vurgusu yapar.

Hz. Mevlana’nın Hz. Şems’in kendisine ne öğrettiği yolundaki bir soruya verdiği cevabı ‘Veliler

Deryasından Katreler’ isimli eserinde şöyle özetler:

“Ben Şems’e rastlamadan önce üşüdüğüm zaman ısınıyordum ama Şems’ten sonra artık

ısınamıyorum. Çünkü, şems bana bir şey öğretti “Yeryüzünde bir tek mü’min üşüyorsa, ısınma

hakkına sahip değilsin! Ben de biliyorum ki, yeryüzünde üşüyen mü’minler var, artık ben

ısınamıyorum.

Eskiden açken bir çorba içince doyardım. Ama, şimdi hiçbir şey bana bir besin hazzı vermiyor.

Çünkü, biliyorum ki açlar var. İşte şems bana bunu öğretti.

Bu öğrettiği şeylerse, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in ahlâkının tâ kendisidir…”

Bugün yaşanan toplumsal olaylara, sosyal yaralara, dünyayı diğerine dar etme çabalarına baktığımızda

Haluk Nurbaki öğretisinin kıymeti biraz daha ortaya çıkacaktır.

O, işte bu münevver yürüyüşün ışıltılı bir temsilcisiydi.

Haluk Nurbaki’nin yürüyüşünde ilmi öncelemek vardır. İslam âleminin ilim farzını terk etmesi

sebebiyle zorluklar yaşadığını anlatırdı. İslam ile ilmin ayrılmazlığına işaret ederdi sürekli. Kitaplarını

da ‘İslam ve İlim Serisi’ adı altında yayınlamıştı. İstanbul’da birlikte olduğumuz yıllarda dergilerde

makale olarak yayınladığı yazıları kitaplaştırma fikrini götürmüştüm. Bu yazılardan oluşan kitabın

adını ‘İmanla Gelen İlim’ koymuştu. İman lütfedilmemişse ilim çoğu defa insanı aklın oyuncağı

haline getirebilmekteydi. İmana, yakinlik noktasına götürmeyen ilim gerçekte ilim midir yoksa insan

beyninin bir avutucusu mu?

Haluk Nurbaki’nin ışıltılı yolculuğundan cesaret önemli bir yere sahipti. Dönemin Vakit Gazetesi’nde

Perşembe günleri yayınladığı daha sonra Damla Yayınları tarafından ‘Kutsal Mücadelem’ adıyla

yayınlanan kitabın yazılarına bakılırsa ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır. Yine ‘Gerçek

Âlim Gerçek Âşık: Haluk Nurbaki’ kitabında yakınlarından topladığım hatıralar bunun birinci elden

şahitleridir.

Haluk Nurbaki cesaret ve merhameti aynı anda zikrederdi. Cesaretsizlikten kaynaklanan yumuşaklığı

merhamet olarak kabul etmediği gibi, yerinde ve hak eden kişiye gösterilmeyen cesareti de cesaret

saymazdı. İkisi de olmalı ve mümin bunları yerinde kullanmalıydı.

Fahr-i Kainat Efendimize tutukluydu Haluk Nurbaki! Yürüyüşünün esası buna dayalıydı.

En çok Ona tutkuluydu.

Hasreti büyüktü. İçinde Allah sevgilisine olan bir yangın taşıyordu.

Ne zaman iki cümle etse dostlarına bu yangının ateşi hissedilirdi, ortalığı harlardı. Bu aşkın alevi

herkesi yalar geçerdi.

Gönlündeki bu yangının alevleri diline dökülürken titremeler oluşur, hıçkırıklar geliyorum derdi…

Gözler ise göz olduğunu hatırlar o kutlu sevdanın işaretlerini verirdi damla damla!

Haluk Nurbaki’nin kutlu yolculuğunda Hanedan-ı Ehl-i Beyt önemli bir yere sahipti. Adı güzel kendi

güzel Muhammedimizin gönül şehrine Hz.Ali ve Ehl-i Beyt kapısından insan buyur edilir ancak!

Haluk Nurbaki yolculuğundan gönüllere safa Muhammed Mustafa ile sunulurdu. Saflaşmanın,

billurlaşmanın, mânâ kristilali olmanın başka yolu yoktu.

Haluk Nurbaki hoca ilmin, infakın, namazın, cesaretin, Allah güzelliğini onaylamanın yollarını

araladı, açtığı bu kapıdan bir nesli imana kurulan tuzaklarından kurtararak geçirdi.

Bu kutlu yolculukta bizleri de yanına alıp âlemlerin övüncüne tam bir tevhid ehli olarak götürmek için

makaleler yazdı, konferanslar verdi, radyo TV sohbetleri yaptı, kitaplar yayınladı.

Haluk Nurbaki Hocamız hayatın bu yakasındaki kutlu yolculuğunu 17 sene önce 2 Haziran 1997’de

tamamlayarak; “Yaratılanların en yücesi, en şereflisi, insanlığı ölüm uykusundan uyandıran ilahi

sevda, kainatın gözbebeği, Fahr-i Ebedisi, canımız, sırrımız, nurumuz Yüce Efendimiz” şeklinde ifade

ettiği Efendisine gitti.

Yolculuğun kutlu olsun!

Efendine kavuştuğun 17.ci sene-i devriyesinde biz sevenlerin seni minnet, şükran ve rahmetle

anıyoruz hocam.

Seni çok özledik! 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.