ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Gürbüz Azak ve öfkesi!

Uğur Canbolat

19 Mayıs 2013 Pazar 22:57
  • A
  • A

“Sizi biri arıyor, dostlar… Arayan, benim; hep arayacak olan da…”

            Bu sözler, Gürbüz Azak’ın. En sevdiklerimden… Bu söz de samimiyeti ve vefayı bulurum. Aramayı, bulmayı ve değer vermeyi ancak bir dost yapabilir.

            Gürbüz Azak ustayı geçen gün ESKADER Bâbıâli Sohbetleri’nde ağabeyim yazar Muammer Erkul’un sunumuyla bizlerle buluşturdu.

            Nasıl özlemişim, anlatamam.

            Üstelik bir de sürprizleri vardı: ‘Meryem’in Atları’

            Gürbüz Azak’ın son kitaplarından… Üzerinde dört yıl çalışmış, nakış gibi dokumuş. Önceki romanı ‘Tatar’ da öyleydi. Öylesine iliklerimize kadar ürpertti ki ‘İşte roman budur ve böyle yazılır’ dedirtti. Bir solukta okudum her ikisini de. Hâlâ bulup okumamışsanız kayıplısınız, bileseniz. Biraz da ayıplı!

            Usta bu romanları öfkeyle yazdığını söylüyor. “Yazıp çizdiklerim hep öfkemin sonucudur” cümlesi bu toplantıdan. Sarsıcı ve düşündürücü... Üstelik hedef koyucu…

Bâbıâli Sohbetleri’nde kendisini dinlerken aldığım minicik notlar:

-       Küçük öfkeleri olmalı insanın.

-       Bazen inatlar gerekiyor.

-       San’atkar günü geldiğinde san’atına ve akranlarına meydan okuyabilmeli.

-       Meydan okunmadan öncü olunmuyor, yeniliklere ulaşılmıyor.

-       Yazmak matematik ister.

-       Yazarken cümle musîki kazanmalı.

-       Söylemeden anlayan adam olmak gerekir.

-       Peyami Safa’nın yeni elbise almaya hiç imkânı olmadı.

-       Yazarken yorulmak şart, kahrolmak şart…

-       Ne yazdığımdan ziyade nasıl yazdığım önemli.

-       Yazarlık ucuz değil.

-       Yazarlık dolgunluğa erişince boşalmaktır.

-       Yazıyorsan dünya edebiyatını bilmelisin, yıldız yazarlarını tanımalısın.

-       Dünya edebiyatından hiç kimseden korkmadım. Sadece Nikos Kazancakis ve Cengiz Aytmatov ürküttü.Bu iki büyük yazar muhakkak okunmalı.

-       Yazar nasıl kestirme yazmalıyım derdinde olmalı.

-       Arkasında yığınla uykusuzluk, kahır yoksa iyi iş çıkmaz.

-       Yazmak isteyen Türkçe’nin boğazına sarılacak, onu enstrüman gibi kullanacak.

-       Cümlelerle cümleler arasında akrabalık olacak.

-       Her cümlenin şiiriyeti olmalı.

Yukarıda minik notlar sunacağımı belirttim ama her bir cümle gördüğünüz gibi ‘Gülle’ ağırlığında. Kaldırabilene aşk olsun.

            Gürbüz Azak’ın ilkin “Dostlara Mektup” kitabını okumuştum. Üzerinde ‘Nedim Gürbüz’ imzasını taşıyordu. Ardından “Anadolu Cayır Cayır” ı temin ettim ve defalarca okudum. İmza yine aynıydı. “Güneş, batmaya yakın sararır.” diyordu. “Ölüm, bir ebemkuşağıdır” onun lisanında… Altından yalnız geçilen, devcesine…

Ve ölüm Gürbüz Azak’ın lisanında “En büyük vefa” olarak ifadesini bulur.

            Onun hiç aklımdan çıkmayan gönlüme miras kalan cümleleri vardır. İşte biri: “Gelecektim, efendim… İşte geldim. İyiliklerimle, sevincimle, bitip tükenmez hasretimle… İşte geldim. İşte döndüm. Yüreğim yalansız, bedenim haramsız ve yanımda Fatiha’larla…”

 “Bir Asker Öldü” başlığını taşıyan bir yazı var ki ne vakit okusam dayanamam ağlarım.

Bir keresinde sormuştum kendisine, “Hangi yazınızı okurken hislenirsiniz?” diye… “Evde kimse yokken ‘Bir Asker Öldü’ yazısını okurum ve ağlarım!” demişti. Meğer aynı yazıda ağlıyormuşuz! Gözyaşı akrabalığı olsa gerek!

Bu yazıda geçen “Deli bir engerek gibiydi, kurşun…” cümlesi, gerçek bir kurşun gibi gelir ve sarsar beni…

            Şu cümlelere ne demeli:

            “Canını canlar ile değiştin mi?

            Varını ‘yoklar’ ile …  Çoğunu azlar ile..

            Ve hiç öldün mü, ölmeyenlerin yerine?.. Hadi öyleyse…

            “Öl de gel..”

            Gürbüz Azak’ın yazı başlıklarını bir araya getirerek bile enfes yazılar çıkartabilirsiniz. İnanın.

O, meleyen bir kuzunun annesini arayışındaki inceliği fark eden, dik duruşlu ve efe bakışlı asker ağasını bekleyen bir kızın yürek kıpırtılarını hisseden yazardır.

O, bir rüzgârın esmesiyle dalda kirazın ballandığını görür ve ille de ‘Bir gelin kiraz yıkarken’ ölmek ister.

            Onun kaleminde serçenin sekişini bulursunuz. Yağmurun İstanbul’a küsmesini…

Bir çobanın çatal değneğini, hem de kepeneğini yanı başınızda sanırsınız.

            Gürbüz Azak, yazılarında anlattığı insanlar gibidir. Belki de fazlasıdır. O da bir ‘Güzel insan’dır; tıpkı Besim Bey gibi…

Onu Cağaloğlu’ndaki Alaturka Sanat Evi’nde tanıdım. Daha sonraları Türkiye Gazetesi ikinci sayfasında “Dürbün” köşesinde yazılar yazdı. Yıllarca.  Alaturka Sanat Evi’nde başlayan “merhaba”mız burada devam etti. Ofisi bir kültür merkeziydi. Misafiri boldu. Orada Türkiye’mizin yetiştirdiği nadir şahsiyetleriyle karşılaşır onları dinleme imkânına ererdiniz. Çizer Şahap Ayhan, merhum Mustafa Necati Sepetçioğlu burada tanıdığım kıymetlerden sadece ikisidir.

            Gürbüz Azak sözü gönlünden çekip söyler. Sıradan cümleleri yoktur. Estetik ve bilgi barındırır.

            Nenesi hep ilgimi çekmiştir Gürbüz ağabeyin. Bu toplantıda yine soru üzerine anlattı. Haccana olarak bahsettiği ninesi önemli dersler veren güngörmüş bir Anadolu bilgesidir. Sayı sayması sınırlı olsa da bir yanıyla Türkiye ekonomisini yönetecek kadar da dirayet sahibidir bir ekonomist.

            Gürbüz ağabeyin anlattıkları arasında en dikkat kesildiğim kişilerden birisi de İstanbullu’dur. Sade o mu, Deli Yusuf da öyledir, Sahlepçi de. Besim Bey ise apayrı bir dünyanın aydınlık ismidir.

Renge aşıktır Gürbüz Azak… Kırmızının, yeşilin tonları sıkça dile gelir sohbetlerinde… Fırçası at çizmekten hiç yorulmaz… Deli Balta gibidir… Yol yürür menzil alır sürekli… Hanlarda eğleşir. Bağdaş kurup oturur, yârenlik eder.

            Gürbüz Azak ile ata sporumuz güreşe bir başka pencereden bakarsınız. Dodurgalıyı, Koca Yusuf’u ondan dinlemenin tadı bambaşkadır… Üstelik nasiptir.

            Söz onda bir küheylan gibidir… Her an sefere hazırdır… Ve her zaman fethedilecek yerler vardır. Ona göre hep  ‘Atlar hazırdır’ ama yiğitlerin hazır olması da bir o kadar önemlidir. ‘Tatar’ romanında atları bir daha bulursunuz. Binersiniz hatta. Menzile ulaşıncaya kadar sanki o atın üzerinde ‘Tatar’la birlikte giden bir ulak da sizsiniz. Öyle hissedersiniz.

‘Meryem’in Atları’ romanında ise yanmışlığı, kavrulmuşluğu, yoksulluğu, göçü, yeni yurt aramayı, yol bulmayı, gittiğin yeri vatan bellemek için mezar taşı götürmenin ne anlama geldiğini görür, hayatı sorgularsınız. Bir yaman sarsılırsınız.

            Çünkü Gürbüz Azak kurcalayan bir yazardır… İnsanı kurcalayan yazılar yazar… Memleketi kurcalayan konular bulur… Her şeyi kurcalar, irdeler… Kelimeleri kimi zaman baldan tatlıdır, doyamazsınız. Öyle bir ikindi vakti gelir ki, cümleleri gerilmiş bir yaydan atılmış oktan farksızdır. Gelir de tıp diye durur yüreciğinizde. Nefessiz kalırsınız.

Sevgisi azimdir Gürbüz Azak ustanın. Öfkesi de şiddetli… Yanlışadır öfkesi. Yabanlığadır. Bu örfün insanı olamayışadır. Dik duruşlu, efe bakışlı olmayışa… Bilimden, san’attan, edebiyattan ırak düşüşedir. Azimsizliğedir. Yorulmayı göze alamayışa, kahıra talip olamayışımızadır. Bir adım için bin adımı göze alamayışadır. Bedbinliğedir. Yılgınlığadır. Dolmadan taşma çabasınadır. İyi ressamımızın, ufuklu edebiyatçımızın, öteleri gören rejisörümüzün az oluşunadır.

Gürbüz Azak’tan okuduklarımız işte bu öfkelerin meyveleridir. Bunları belleyince iyi ki öfkelenmiş diyorum. İyi ki!

            Kutsal öfkesi olanların, derin dostlukları da olur.

Dostları olan insandır Gürbüz Azak… Dost insandır. ‘Dostlara selam’ deyişi de hep ondan.

            Merhabası candandır. Öfkesi kavi.

Ve bol tebessümlü…

 

canbolatugur@gmail.com/
https://twitter.com/ugurcanbolat
https://www.facebook.com/iyibak.kendine7

YORUM YAZ
TOPLAM 13 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - mehmet kaçar:28 Eylül 2014, Pazar 19:34

  • - mustafa yıldırım:24 Ağustos 2013, Cumartesi 15:13

    allah razı olsun abi gürbüz abinin bir asker öldü yazısını nerden bulabilirim

  • - Yıldız Şafaktan:21 Mayıs 2013, Salı 12:55

    Yazınısı ilk kez okuyorum. Hem yazdığınız kişi çok önemli hem de yazı. Ben bu şekilde değerlendirdim. Teşekkürler, selamlar

  • - VEDAT POYRAZ:20 Mayıs 2013, Pazartesi 22:21

  • - Dilek Özdemir:20 Mayıs 2013, Pazartesi 17:56

    Şahane..Değerli ağbim yüreğinize kaleminize sağlık.

  • - UĞUR CANBOLAT:20 Mayıs 2013, Pazartesi 15:37

  • - lavienrose:20 Mayıs 2013, Pazartesi 11:57

    Bir yazarın diğerinin nazariyetindeki anlayış yansımasının kalemden şelale gibi dökülüşünü okuduk...Anlayışınıza sağlık..Başarılı bir dost ziyareti olmuş yansımalarıyla....

  • - lavienrose:20 Mayıs 2013, Pazartesi 11:55

    Bir gönlün diğer gönle kapı aralaması gibiydi kaleminizden dökülen cümleler...

  • - Veli Kanar:20 Mayıs 2013, Pazartesi 09:59

    Harika bir yazı olmuş. Bende orada bulundum ama bu kadar derin kavrayamamıştım o konuşmayı. Demek bakış önemli... Teşekkürler

  • - Asiye Yaman:20 Mayıs 2013, Pazartesi 09:35