ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Gam Zedeyim Deva Bulmam!

Uğur Canbolat

24 Mayıs 2014 Cumartesi 19:04
  • A
  • A

‘Yine gam yükünün kervanı geldi’ şeklinde bir dizeyi hatırlıyorum.

Gam geldi mi kimi zamanlarda gerçekten kervan şeklinde gelir! Fazlası olur da eksiği olmaz.

Cümbür cemaat gelir, kişiyi teslim alır. Dört bir yandan sarar hayatı. Nefes alacak küçük delikler bile

bırakmayabilir.

Hayatı imtihan sayan bizler bunun da bir hikmeti vardır. Hak bizi sınıyor. Kötücül yanlarımızı fark

edip atmamızı sağlıyor. Bizi ayrıştırıyor ve özümüzü görüp tanımamızı sağlıyor diye düşünürsek

kazananlardan oluruz.

‘Acı çeken biri artık eski kişi değildir!’

Acılar, gamlar, hüzünler, kayıplar doğru değerlendirdiğimizde manevi kazançları sonuç verebilir.

Sınanmamış bir hayatı hayal edemeyiz. Sınanmadığında dost, dost mudur bilemeyiz?

Zorluk zamanları olmadığında arkadaşların hakikatli olanlarını fark edemeyiz.

Hayat, sınavını yapmadığında aslında kimler uzak iken yakın, kimler yakında iken gerçekte uzak

ayrıştıramayız. ‘Cân yanındayım, ne vakit dersen gelirim’ diye ses veren kaç can var bilemeyiz!

Altın ile kömürün farkı hayatın bu acı ile sınamalarında ortaya çıkar!

Bu yoğun sınanma zamanlarında gözümüzün karardığı, gönlümüzün bulandığı olmaz mı? Olur. Hem

de şiddetli bir şekilde.

Yüreğimize acı damla damla akar. Her damlayış sarsıcıdır. Ürperticidir. Ama iyi karşılanabildiğinde

her şeyin yerli yerine oturmasını da sağlayıcıdır.

Sonu hayırdır yani!

Yeter ki yaşanan ızdırabın da bir sonu olduğunu unutmayalım ve ‘Aktif sabrı’n ne olduğunu bilelim.

‘Pasif sabır’dan ‘Aktif sabra’ geçebildiğimizde hayatın bize bakan gam dolu yüzü gülecektir.

Ülkemizde acılar bir değil, elvan elvandır.

Acılarımızı katmerlemek isteyen fırsatçı fitneciler de cabası! Doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterme

konusunda akıl almaz bir maharete sahiptirler. Yanlış ve yanıltıcı bilgilerle zihnimizi bulandırmayı

başarır ve taraf- karşı taraf şeklinde bloklaşmamızı, saf tutmamızı sağlar!

Bu madrabazlar yaşadığımız kederi daha da arttırırlar. Acılarımızı yaşamamıza bile fırsat vermeden

yenilerini önümüze onlar yaptı diyerek koyuverirler. Gözler yeniden kararır, hınçlar tekrar bilenir!

İşin kötüsü biz bu durumu çok sonra fark ederiz, eğer edebilirsek!

Peki, ne yapmamalıyız?

Bu tuzaklara gelmemeliyiz.

Yüreklerimize öfkenin yakan, karartan korunu düşürmemeliyiz.

Kulaklarımızı hakikate sağır etmemeliyiz.

Önünü, ardını bilmediğimiz hikâyelerin figüranı olup içinde yer almamalıyız.

Bize biçilen rollere razı olmamalıyız.

Ne dendiğinden ziyade ne denmek istendiğine bakmalıyız. Kelimelerin kısırlığına, ifadelerin

yetersizliğine, izahların darlığına sığınarak yapılan tezviratlara, suçlamalara kanmamalıyız.

Aynı sözü yüz kere söyleyip bin defa paylaşan sosyal medya şaklabanlarının gülücük ve sevinç sebebi

olmamalıyız.

Hakkın hatırını âli saymanın doğru yöntemlerini bulmalı, kulağımıza fısıldanan şeytanca kelimelerin

aldatıcılığına ruhumuzu teslim etmemeliyiz.

Adı, sanı, cismi, cürmü bilinmeyen sahte hesapların sahtekârlığına malzeme olmamalıyız.

Hakikatin sesini duymak istemeyen, yalanın kışkırtıcı cazibesine teslim olanlara teslim olup insanlık

haysiyetimizi kirletmemeliyiz.

Hak adına hakikatsiz tutum ve davranışlara bel bağlamamalıyız.

Yeni ‘Kerbela’lara düşüp gönlümüzü dara çekmemeliyiz!

Ne yapmalıyız?

Hakikati araştırıp bulma cesaretini göstermeli, gerçeğin libasını giymeliyiz.

Fitne ateşinin her ateşten daha yakıcı olduğunu bilmeliyiz.

Ayak oyunlarına, aklımıza atılan çelmelere karşı uyanık olmalıyız.

Kendimizi, savunduğumuz düşünceleri, peşinden gittiğimiz mefkûreyi, tabi olduğumuz liderleri de

zaman zaman sorgulayabilmeliyiz.

Acıyı bal eylemenin bir yolu da budur!.

Ve…

Düşünmek bedel ister. Verebilmeliyiz.

Soma travması, sosyal ve toplumsal ayrışmalar, kutuplaşmalar, bugün yürekleri ağıza getiren

Yunanistan merkezli ülkemizin sahil şeridinin depremle sarsılması hepsi birer acı ve keder demeti…

Bu ve benzeri acıları hafifletmenin, kederi izale etmenin kadere rızanın dışında herkesin kendine özgü

geliştirdiği yöntemleri de vardır.

Kimi bir dostun gönlüne sığınır, kimi bir irfan eşinde bende olur, kimi bir mekanın gizemine kendini

emanet eder.

Bunlarla beraber ben kendimi ozanların, âşıkların dizelerindeki şiiriyete, bestekârların nağmelerine

bırakırım sere serpe! Onlardan birisi Tatyos Efendi’nin Uşşak şarkısıdır. Gam zede olduğum

zamanlarda kendimi sevdiklerimin gamzelerinde bulmamı sağlar. Gam ile iç içe iken gam zede

olmaktan gamzelere çıkaran Barış Manço’nun da yorumladığı aşağıdaki şarkı dilime düşer.

Dilerseniz birlikte söyleyelim.

Size de iyi gelebilir!

“Gamzedeyim deva bulmam

Garibim bir yuva kurmam

Kaderimdir hep çektiğim

İnlerim hiç reha bulmam

Elem beni terk etmiyor

Hiç de fasıla vermiyor

Nihayetsiz bu takibe

Doğrusu tâkat yetmiyor” 

YORUM YAZ
TOPLAM 4 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Muhammed Ali Korkmaz:29 Kasım 2014, Cumartesi 01:15

  • - ülkügül arıkan:28 Mayıs 2014, Çarşamba 16:00

    yüreginize saglik,Allah güzel düşünüp güzel gören güzel gönüllerden ayırmasın..

  • - ÜLKÜ GABAKÇI:24 Mayıs 2014, Cumartesi 23:21

    Rabbim yardımcımız olsun. Bunlar bizlere ikaz! Birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenleri Allah'a havale ediyoruz.

  • - Doğan caner:24 Mayıs 2014, Cumartesi 19:56

    ah ah bugünlerde ne kadarda gamlıyız
    topşum birbirine düşürülmeye çalışılıyor