ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Dut ağacı sohbetleri!..

Uğur Canbolat

05 Nisan 2013 Cuma 08:42
  • A
  • A

Hayatımız sadece koşturmak mıdır? Hayır öyle olmamalı.

Yorulmakla mı geçmeli günümüz her zaman? Asla razı olmamalıyız.

Bizler büyürken içimizde yaşadığımız hatıralar da büyür mü? Evet büyür!

Bunlar kimi zaman hatır bilen bir dosttur, bazen de bizi her zaman kendine çeken bir mekân… Kimi zaman da bir ağaç…

O hatıralarda kendimizi buluruz. Bunlar hayatımızın hafızası gibi gelir çoğu zaman bana! Hiç unutmaz yaşananları.

…Ve hatırlatır usulünce…

Bu yazıda çocukluğumu altında yaşadığım bir ağacı anlatmak istiyorum…

Dut ağacımdan bahsedeceğim yani… Altında oturduğum, düşen dutlarını yediğim, üstünde kuşların ötüşünü dinlediğim çocukluğumun tanığı olan dut ağacımdan söz açacağım…

Ben de en çok hatırası olan bu ağaç evimiz ile köy odamızın arasında bulunan dut ağacıdır.

Bu ağaç sadece bizim değil ‘Kadılar’ olarak bilinen tüm sülalemizin hayatının da tanığıdır aynı zamanda.

Bu ağaç tüm yaz boyunca bizi gölgelendirir.

Bu dut ağacının altında serinlemeyen, terini kurutmayan, soluklanmayan yoktur ailemizden.

Bizim eve daha yakın olması deneniyle diğerlerinden daha çoktur bu soluklanmalar.

Dibine atılan minderin üstünde oturan rahmetli Esat dedemi de hatırlarım her zaman.

Bakışını, heybetini, seslenişini, hayata bakışını…

Gelen dostlarla münasebetini…

Evin hanımlarıyla olan iletişimini…

Namaza hazırlanışını…

Sadece dedem mi? Hayır elbette… Bir nevi aile toplantılarının yapıldığı mekan…

Bir başka açıdan da ailenin ‘Açık hava eğitim merkezi’ gibiydi…

Bu dut ağacının altında yazılı olmayan ama çok önemli bir görgü eğitimi alırdık…

Usul öğrenirdik kısacası…

Usul olmadan da vusulün olmayacağı muhakkak!..

İnsan kıymetini, sözün değerini, sohbetin mahiyetini ben dut ağacının altında öğrendim…

Dut ağacının gölgesi çoğu zaman bir muhabbet hâlesine dönerdi.

Geçerken selam verenlerin yanı sıra aynı zamanda gelip oturan ve uzun sohbetlere katılanlar çok olurdu.

Onun gölgesinde içilen çeşmeden henüz gelmiş soğuk su ile yapılan taze ayranın tadı ise bir başkaydı.

Ve elbette o tadı bir daha başka bir yerde bulamadım.

Çay, sohbetlerin tadını derinleştirir.

Konuları renklendirir…

Muhtevaları çeşitlendirir…

Sohbet edene lezzet verdiği gibi dinleyenlerin dilinde de farklı bir tat bırakırdı.

Dut ağacımızın altında geçen çay sohbetleri de yine çocukluğumun unutulmaz karelerindendi.

Babam yaz sıcağında tarladan geldiğinde ekin biçtiği tırpanı yine bu ağacın gölgesinde bileylerdi.

Tırpan toprağa sivri iki ucu toprağa batırılan örsün üstüne konur ve körleşen uçları çekiçle tek tek düzeltilerek tekrar keskin hale getirilirdi.

Bu dikkatle yapılması gereken bir işlemdir.

İyi yapılmadığı zaman tarla da yapılan biçme işleminin tadı olmazdı, verim düşerdi.

O nedenle her çitçi bu işi düzgün yapmayı önemser.

Babam bu işlemi dut ağacımızın gölgesinde yapardı.

Babam elindeki çekiç ile kuyumcuların yaptığı gibi ritmik bir biçimde sıralı olarak tırpanın uç kısmını çekiçle vurarak düzeltirdi.

Bundan çıkan ses gerçekten bana harika gelirdi.

Bir musiki icrasını dinler gibi dinlerdim keyifle.

Bir de dut yeme zamanı vardır.

Olgunlaşan dutlar rüzgarın etkisi ile aşağıya patır patır düşer.

Altında tavuklar, ördekler ve kazlar düşen her dutun arkasından koştururlar.

Bende irice olanları toplardım.

En çokta sabah kalktığımızda bulduklarımızı severdim. Güzel olurdu. Onları bir tabağa koyar, ardından çeşme suyunda güzelce yıkar ardından afiyetle yerdik.

Bir de ağaçtan dut toplama işi vardı.

Ailenin çocukları bundan vazgeçemezdi.

Çıkarken zorlandığımız zaman dallara ulaşmak için ya birinin omzuna basarak ya da bir merdiven bulup öyle çıkmayı denerdik. Bunlara ihtiyaç duymadan çıkabilenlerimiz de olurdu.

Ağaca çıkanlar hem dalları sallayarak aşağıdakilerin toplamasını sağlar hem de kendisi dalından kopararak yerdi.

Dalında yemenin ayrı bir tadı ve zevki olduğu da malumdur.

Dut ağacımız bir kaç neslin heyecanını barındıran aile sırdaşımızdır.

Sevmişizdir onu…

Sadece biz mi? Tüm mahalle çocuklarının ağzını tatlandırması sebebiyle onlar da sevmiştir.

Hayatımızın sırdaşları vardır.

Onlar bir nevi kayıt defterlerimizdir.

Sevinmemizin, üzülmememizin, heyecanlarımızın tanığıdır…

Sizin de sevdiğiniz mekanlar var mı?

Dibinde kendinizi rahat hissettiğiniz, kendiniz olabildiğiniz, her türlü rütbeden sıyrılarak sevip sarıldığınız bir ağacınız var mı?

Varsa kendinizi şanslı saymalısınız!

canbolatugur@gmail.com 
https://twitter.com/ugurcanbolat
https://www.facebook.com

YORUM YAZ
TOPLAM 9 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Münteha:10 Nisan 2013, Çarşamba 20:44

  • - Aysel Çınarlı:09 Nisan 2013, Salı 12:26

  • - BERİVAN DANIŞMAN:07 Nisan 2013, Pazar 18:26

  • - Mürüvvet Türk:05 Nisan 2013, Cuma 15:16

  • - GÜLSÜM ULUSOY:05 Nisan 2013, Cuma 14:35

  • - ayşe aslan çikot:05 Nisan 2013, Cuma 14:33

  • - ZEYNEP AKYEL:05 Nisan 2013, Cuma 14:28

    var...dı bir zamanlar; yıkıldı

  • - ayşe oruç karabaş:05 Nisan 2013, Cuma 14:26

  • - LEVENT YAĞSIZ:05 Nisan 2013, Cuma 14:06

    Çok güzel anlattınız. Sevgi ve heyecanlarımızın tanığı olan mekanlar, ağaçlar... Benim de ağaçlarım var Sultanahmette... Teşekkürler