ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Deterjan vatanperverlere dikkat!..

Uğur Canbolat

04 Haziran 2013 Salı 17:03
  • A
  • A

Önce hikayeyi okuyalım:

“Cuma namazlarını Melek Mescit adı verilen bir yerde kılıyoruz. Burası esasında son derece işlek bir kapalı çarşı.

Vakit gelip ezanlar okunmaya başlandığında, alışveriş kesilip yerlere halılar seriliyor ve çarşı bir anda mescit haline geliveriyor.

Geç kalanlar ise, çarşının dışındaki toptan gıda dükkanlarından büyükçe bir mukavva kutu aldıktan sonra, onları açıp namaza duruyorlar.

Son haftalardan birinde bende aynı şeyi yapmak zorunda kalıyorum ve en yakındaki toptancıdan aldığım koliyi kullanıyorum, seccade niyetine.

Kullanıyorum ama, daha secdeye ilk varışımda gözlerim biber gibi kavrulup sulanmaya başlıyor. Bu arada yanmaya başlayan burnum da, yanaklarımdan süzülen yaşlara eşlik etmekten geri kalmıyor. Selam verir vermez işi kavrayıp namaz kıldığım kutunun üzerindeki yazıyı okuyorum; ismi cismi duyulmamış bir deterjan kolisi bu.

Kutunun üzerine sinen deterjan kokusu, nefes borumun ne kadar uzun olduğunun bana tarif edercesine ciğerlerime ulaşırken nefesim darlanıyor, hapşıracak gibi olurken yüzüm şekilden şekile giriyor ve bu işi bir türlü beceremeyince oluk oluk yaşlar dökülüyor gözlerimden.

Hemen yanımda duran nur yüzlü bir ihtiyar sağımda oturan gençlere beni gösterip;

- Bu adam mutlaka büyük bir evliyadır, diyor. Ben bu yaşıma kadar namazda böyle ihlasla ağlayan bir insan daha görmedim.

Ben: “Estağfurullah efendim, evliyalık benim gibi bir günahkarın ne haddine” falan diyecek oluyorum ama, yaşlı adama dönüp ağzımı her açışımda, boğazımdan iniltiye benzeyen bir hıçkırık sesi çıkıyor, o berbat deterjan kokusu yüzünden.

Hutbe’den sonra namazın farzının kılıp kaçmayı planlıyorum bu arada. Ama ne mümkün? Arka saftakiler hemen namaza durdukları için ister istemez tamamlayacağım namazı.

Üstelik de on rekatlık mübarek, kıl kıl bitmiyor. Daha yarısına gelmeden, üzerinde namaz kıldığım karton sırılsıklam oluyor göz yaşlarımdan. Ve her secdeye varışımda burnuma değen kutunun kokusu, hıçkırıklara boğuyor beni.

Sekiz rekatı tamamlayıp selam verdiğimde, herkesin namazı falan bırakıp büyük bir hürmetle bana baktığını fark diyorum. Acele ile iki rekat daha kılıp ayağa kalktığımda çevremdekilerde saygıyla fırlıyorlar ayağa.

Biri ayakkabılarımı giydirirken, diğeri de namaz kıldığım deterjan kutusunu yerden kaldırıyor ve sırtımı sıvazlayıp dua istiyorlar benden. İçlerinden yeşil takkeli olanı, ellerime sarılarak:

- Ben hayatta bir damla bile gözyaşı dökemedim, diyor. Bunun bir hastalık olduğunun söylüyorlar ama, dua buyursanız da ben de o şerefe nail olsam.

Ben, işi uzatmayıp bir an önce kaçabilmek için “olur” der gibilerden başımı sallar sallamaz, adamın gözlerinin yaşardığını ve biraz sonra da bozuk çeşmeler gibi gözyaşı akıttığının görüp hayretler içinde kalıyorum.

Gerçekten de evliya mıyım nedir?

Adamla birlikte çevremi saran insanlar da kendilerinden geçmiş vaziyette.

- Mübarek evliya, diyorlar benim için. Daha dua eder etmez, gözyaşı dökmeye başladı adam.

Ben, biraz olsun açılmaya başlayan gözlerimi zorlukla aralayıp ağlayan adama baktığımda, onu hemen tanıyorum. Bu adam, üzerinde namaz kıldığım deterjan kutusunu yerden kaldıran adamın ta kendisi.

Mukaddes bir emanet gibi bağrına bastığı kutunun kokusu adamın şimdiye kadar akıtamadığı gözyaşlarının kökünden kurutacak. Arada bir inleyerek hıçkırması, diğerlerini de ağlatmaya başlamış. Tertemiz insanlar bunlar. Esasında gerçek evliya kendileri ama haberleri bile yok.

Tekrar ıslanmaya başlayan deterjan kutusunun adamdan kibarca aldıktan sonra, müritlerimle helallaşıp ayrılıyorum Melek Mescit’den. Buraya en az birkaç ay uğramayacak ve ne yapıp ne edip izimi kaybettireceğim. Ama yandaki toptancıda o kutular hâlâ duruyorsa, daha birçok “Deterjan Evliyası” çıkabilir ortalığa…”

Evet deterjan evliyalar gibi deterjan vatanperverler de olabilir. Bol köpüklü sözleri, havada uçuşan sloganları görebiliriz. Heyecanları ayağa kaldırabilirler.

Dikkat etmeli, sahicisi ile sahtesi ayırt edilmeli… Sahicilerinin yanı başında sahteleri de olabilir. Hangisi gerçek, hangisi gölge fark etmek icap eder.

Her konuda sahtenin çok miktarda olabildiği bir çağdayız! Her anlayışın her duygunun hakikatlisi de, yalanı da olabilir. Kazıyınca altından çok şaşılacak yüzler de ortaya çıkabilir… Yakın tarih bunun örnekleriyle doludur.

Bazı insanların sesi olması gerekenden fazla çıkıyorsa dikkat!

Bazı kişilerin tutumları her zamankinden fazla mütecavizse dikkat!

Bazı âdemlerin güdüleme isteği farklı heyecanlarla sos edilmişse dikkat!

Birbirine selam vermez dediğiniz kişiler sebepsiz ballı börek olmuşlar ve nereye gittiklerini çok da düşünmeden yokuş aşağı bağıra çağıra seğirtiyorlarsa dikkat!

Birileri başkalarına akıl vermeyi, yol göstermeyi olması gereken nezaket kurallarının dışına taşarak dikte şeklinde yaptırmaya başlamışlarsa yine dikkat!

Bazı kişiler neden benim gibi düşünmüyorsun, en iyisi benim düşüncemdir ve zinhar sende benim gibi düşünmeye başlamalısın diyorsa dikkat!

Bazıları, istediğimiz olsun da nasıl olursa olsun diyorlarsa dikkat!

Birileri, başkaları külliyen yanlış, biz ise bütünüyle doğruyuz diyorlarsa aman dikkat!

Girişte sunduğum hikâye 20 yıllık bir mâziye sahip. Ama ne kadar da yeni duruyor değil mi? Usta hikâyeci Cüneyd Suavi sanki yeni yazmış gibi...

Sizin de etrafınız kendini evliya gören, kendisini herkesten daha vatanperver gören, daha duyarlı gören, sesi daha fazla çıkan, çevresine bu mesajı veren, onların bu noktaya odaklanmasını sağlayan insanlarla kaynamıyor mu?

Ne bereketli bir topraktayız değil mi?

Kimse normal olmaya, vasat kalmaya, dengeli durmaya hevesli değil!

Radikallik geçer akçe olmuş. Başkalarına ayar vermenin dayanılmaz arzusuna kaptırmış. Ayar veremediklerini ise aynı anda ‘Düşman’ kategorisine yerleştiriveriyor.

Yani herkes bir nevi ‘Deterjan Evliyası’. Herkes büyük kurtarıcı olma hevesinde, buna arzulu…

Marifet başkalarında kabahat aramakta değil, kendini yerden yere vurmakta!

Marifet kendini en üstün vatansever görmekte değil, en küçük nefer kabul etmekte.

Demem o ki, dikkat etmek gerekir!

Gönlü açık tutmak icap eder.

Aklı söndürmemek, vicdanı köreltmemek gerek.

Empati yapmak gerek.

Kötü düşüncelerden el yumak gerek.

Kalbi biraz yumuşatmak gerek!

Bir kere daha düşünmek gerek etiketlemeden evvel!

Tahrip değil, tamir etmek gerek.

Sövgü değil, sevgi gerek.

 ‘Deterjan Evliyaları’ gibi ‘Deterjan Vatanperverlerin’ tuzağına düşmemek gerek.

Sloganlara aklı sarmamak gerek.

Gözleri karatmamak gerek!

Yumrukları sıkılı tutmamak gerek!

Son söz: ‘Deterjan Evliyaları’na dikkat ettiğimiz gibi ‘Deterjan Vatanperverlere’ de dikkat!

YORUM YAZ
TOPLAM 10 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - hatice boz fener:07 Haziran 2013, Cuma 10:51

    kaleminize sağlık

  • - Celal Karabulut:06 Haziran 2013, Perşembe 09:39

    Hayat tek yönlü değil çok güvendiğimiz yerlerde bile aldatıldığımız az değil. İnsanlar kılıktan kılığa giriyor ve koyun postuna bürünmüş nice kurtlar oluyor.
    Evet dikkat

  • - Vahdet Yıldırım:05 Haziran 2013, Çarşamba 13:04

    Analiziniz düşündürücü. Hikayede bir o kadar neşeli aslında. Birlikte değerlendirdiğimizde desr çıkarılacak nitelikte aşırı uçlara kaymadan durulabileceğini gösteriyor.

  • - ARZUNUR ORTAKCI:05 Haziran 2013, Çarşamba 00:12

    Gönlünüze sağlık ..

  • - Berivan Danışman:04 Haziran 2013, Salı 21:26

    çok güzel tebrik ve teşekkürler...

  • - Hmmmm:04 Haziran 2013, Salı 19:58

    Deterjan Vatanperverlik 40 ilin sokaklarda olmasıyla oluşuyorsa.
    Gazli Vatanperverlik kimden oluşuyor Lan.
    Yalaka sürüsü.

  • - Tülay Barışkan:04 Haziran 2013, Salı 19:21

    Nihayet.....!icinde bulundugumuz konuyu harika ozetlemis.....:deterjan vatanseverlere dikkat! Kaleminize saglik...

  • - Mürüvvet Türk:04 Haziran 2013, Salı 18:25

    Hikaye tam isabetli olmuş...Önceki yazılarınızda bahsettiğiniz gibi sevgide, nefrette ve öfkede doz aşımını iyi ayarlamalı...Teşekkürler Efendim...

  • - Mürüvvet Türk:04 Haziran 2013, Salı 17:54

    Hikaye tam isabet olmuş.Önceki yazılarınızda bahsettiğiniz gibi sevgide, nefrette ve öfkede doz aşımını iyi ayarlamalı...Teşekkürler Efendim...

  • - Hayati Kadıoğlu:04 Haziran 2013, Salı 17:37

    Akli selim bir yazı. İhtiyaç vardı.