ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Bir Haluk Nurbaki geçti!

Uğur Canbolat

30 Mayıs 2013 Perşembe 17:26
  • A
  • A

Evet bu hayattan bir Haluk Nurbaki geçti!

Esintilerle, nurlarla geçti…

Üzerinde Fahr-i Kâinat Efendimizin kokusu vardı. Üzerinde sinmişti. Yakınlaştıkça siz de o kokuyu buram buram hisseder, almaya koyulurdunuz.

Çektikçe içinize, içiniz nefes almaya başlar. Hayata dönerdiniz. Yalan ve yanlışla örülmüş hayattan Muhammedî kokunun çekimiyle hayatın aslında bir nefes veya nefesten ibaret olduğunu anlardınız.

O kokuyu aldıkça idrakiniz gelişir.

İdrakiniz geliştikçe değişirsiniz. Yüreğiniz genişler. Daha önce daraldınız ve başkalarını da daralttığınız konuları aşarsınız.

O kokuların hangi güllerden nasıl alındığını hayretle görürsünüz.

Muhammedî bahçenin içine girdikçe, o gülzâre yakın oldukça aslında yaban gördüklerinizin yaban olmadığını anlar kendinize yazıklanırsınız.

Yine o bahçenin içinizi açıp genişleten nefesinden önce doğru ve dost bildiğiniz kimi mahvillerin sadece resimden ibaret olduğunu, dondurulmuş bir duvar tablosundan öte geçemediğini fark edersiniz.

Bir açıdan ruhunuza yeni menfezler açıldığı için sevinir kanatlanırsınız, diğer bakımdan da ne kadar kendinizi bunalttığınızı görür üzülürsünüz.

Ama sonuç hayırdır. Huzurdur.

Zira gül bahçesine götürüldünüz. Duyularınız artık Muhammedî kokuyu almayı başarmıştır.

Bundan sonrası sizin idrakinize ve gayretinize kalmıştır.

İşte hayatından Haluk Nurbaki geçenler tarif etmeye çalıştığım bu tabloyu en canlı şekilde yaşamışlardır.

Evet bu hayattan bir Haluk Nurbaki geçti!

Üzerinde Neş’e-i Muhammedî vardı. Onun neşelendiği şeyler neyse onunla safa bulurdu.

Muhammedî neş’e ile safa bulanlar burada can bulurlar. Can olurlar. Candan olurlar. Canını o neş’eye fedaya hazır olurlar.

Haluk Nurbaki hazretleri gönlünde daima Muhammedî Neş’eyi yaşatan bir arif idi.

Asrı Saadetin nurlu bir temsilcisiydi. Nokta nokta sevenlerine o hazzı aldırır, o neş’eyi tattırırdı.

O neş’eyi tattınız mı dünyanın diğer neş’eleri artık sönmüş, cılız bir ışıktan öte bir anlam taşımazdı.

Evet bu hayattan bir Haluk Nurbaki geçti!

Ehl-i Beytin muhabbetiyle geçti. O muhabbetten dostlarına kucak kucak buketler sundu.

Onların muhabbetiyle ancak muhabbetin zirvelerine çıkılabileceğinin işaretlerini verdi.

Gözü de, gönlü de o muhabbeti elde etmeye ayarlıydı.

Ehl-i Beyte dost olana dost, düşman olana düşmandı. Buydu ölçüsü… Başka şeyler değil… Varlığı, makamı, titri, ünü, birikimi değildi temel ölçü!...

Ehl-i Beyte yakınlığı idi…

Yurt dışında bir konferans sırasında dolu salona hitap ederken birden durmuş organizasyonun sahibi Musa Serdar Çelebi’ye dönerek şu an salona kim girdi diye sormuştu. İçime bir Muhammedî bir koku doldu demişti de giren adam bulunmuş onun bir ‘Evlad-ı Resül’ olduğu ortaya çıkmış geceden sabaha kadar bu kişiyle Fahr-i Kâinat sohbeti yapılmıştı.

Duyargaları bu derece Ehl-i Beyte ayarlanmış idi.

Afyon Emirdağ Karacalar Köyü’ne olan muhabbeti de bununla bağlantılı idi. Bektaşi mürşidi Kadir Şahbaz ve dostlarıyla her sene Bacı Sultan’ın manevi huzurunda ziyaretleşmelerinin ve mânâ dozu yüksek sohbetleşmelerinin altında yine bu sır vardı. Yoksul Derviş’in (Şemsettin Kubat) Haluk Nurbaki’yi karşılama dizelerinde dile gelen hakikat yine bu muhabbet kazanından dışarıya taşanlardı. (Yazının sonunda bu şiiri okuyabilirsiniz)

Evet bu hayattan bir Haluk Nurbaki geçti!

Geçti de inanca tuzak kuran sorular cevaplarını buldu.

Bu cevaplar hem insana bilimin zirvesinden seslendi hem de kalbin burcundan!

Aklın ve kalbin buluştuğu satırlar işte buradan doğdu. Bir yandan bilimin ince ayrıntıları kelama geldi, diğer yandan da mânâ bilimlerinin gönül alan sırları yeni bir sırla açığa çıktı.

Bir dönemin üniversite gençliğine İslam ve imanla uğraşmanın bilimden ve gelişmelerden uzak bir mecrada bulunmak olmadığını gösterdi. Yüce kitabımızın sayfaları arasında karadelikleri, semanın inceliklerini, hücreyi, atomu ve daha pek çok şeyi  yüce kitabımızın yorumlarını yaparken gösterdi.

Onlara Kur’anın bilimsel burcunda imanın ve aşkın göz kamaştıran güzelliklerini sundu ve onları Elest sırrına emanet etti.

Evet bir Haluk Nurbaki geçti bu dünyadan!

16 sene önce 02 Haziran 1997’de aramızdan bir yıldız gibi kayarak Hakka yürüdü. Sevenlerinin gönlüne yansıyarak geçti.

Afyon’u, o çok sevdiği yeri seçti… Babası Edip Ali Baki ile yan yana haşre uyanmayı tercih etti. Şatafatlı, ışıltılı, şöhretli bir hayatın arkasında aslında derviş bir gönül barınıyordu.

Coşkun bir bünyenin ardında mütevazı bir ruh vardı. Şimdi yine Afyon Belediye mezarlığında aynı şekilde mütevazı, muhtefi… Gizlenmiş. Sırlamış sırrını, sırlanmış… Babasının yanında gönül dinlendiriyor ve ziyaret eden sevenlerinin gönlüne aşktan yıldızlar atıyor.

Evet, görünen o ışıltılı fotoğrafın ve ulaşılmaz heybetin arka tarafından gözü yaşlı, bağrı yanık tenha bir âşık vardı. Ön yüzü bilge, arka yüzü aşk idi Haluk Nurbaki’nin…

Çok az kişi onun bu iki kanadına vâkıf olabilmişti. Ankara’da muayenehanesi bir dergâh niteliğindeydi. O bir hekim idi evet. Ama aynı zaman da ve belki de daha fazla bir ruh hekimiydi. Bir gönül doktoruydu.

Evet bir Haluk Nurbaki geçti bu hayattan!

Hayatlarımıza dokunarak geçti.

Bizlere Nur-u Muhammedînin ışığını göstererek geçti.

İnfak sırrını anlatarak geçti.

Fahr-i Kâinat Efendimize iman etmeden, ona sevda duymadan hayatta silik bir gölge bile olamayacağımızı göstererek geçti.

Ehl-i Beyt’in kapısını çalmadan aşka gidemeyeceğimizi, sevdanın künhüne varamayacağımızı, hakikatin ateşine yanamayacağımızı göstererek geçti.

Cesaretin nerede nasıl kullanılacağını göstererek geçti.

Şefkati nasıl kuşanacağımızı göstererek geçti.

Yetime, öksüze nasıl dokunabileceğimizi, onların kalbine kadifeden ince dokunuşları nasıl başarabileceğimizi göstererek geçti.

Meczuba nasıl yakın durulacağını, âşığa nasıl davranılacağını, kalplerine kalplerimizi nasıl tutacağımızın pratiğini göstererek geçti.

Garibe fukaraya nasıl sarılmak gerektiğinin deneyimlerini yaptırarak geçti.

Nezaket-i İslâmiye’nin ne olduğunu, gidilen beldede önce oranın manevi sahibini ziyaret etmek gerektiğini söyleyerek geçti.

Şöhretin zirvelerinde nasıl mütevazı kalınabileceğini göstererek geçti.

Nasıl adam olunacağını, nasıl İslam olunacağını, nasıl derviş, nasıl âşık olunacağını göstererek geçti.

Hayatımızdan bir Haluk Nurbaki geçti!

Ruhaniyetine selam olsun!

________

 

Yoksul Derviş’in Dilinden Haluk Nurbaki

 

Memleketi Afyon Karahisardı

Birçok kitabı var, kendi yazardı

Gönüller içinde o bir pınardı

Sözleri cevherdi Halûk NURBÂKİ

 

Onk. Dr. dertliye derman

Bütün hastalığa vermişti ferman

Bakın tıp dalında olmuştu uzman

Şifa ile dolu Halûk NURBÂKİ

 

Bir lokman hekimdi sardı yâreyi

Dertliler derdine buldu çâreyi

Sanki yutmuş idi ilmi deryayı

Bir ilim yoluydu Hoca NURBÂKİ

 

Tasavvuf okurdu hep nefesleri

Uluslararası konferansları

Bütün ülkelerde vardı dostları

Böyle evrenseldi Hoca NURBÂKİ

 

Talebeler hocanın sözünde

Ayrılmadan yürüyorlar izinde

Ölümsüzdü sevenlerin özünde

Sonsuza dek yaşar Halûk NURBÂKİ

 

Gerçekleri söyler her sözü kitap

Sanki kâinata ediyor hitap

Karanlık geceye olurdu mehtap

Feyzle doluydu Halûk NURBÂKİ

 

Hanedan-ı Ehl-i Beyti severdi

Ol Âli Aba’ya boyun eğerdi

Kürsüsünde vaazında överdi

Durmadan söylerdi Halûk NURBÂKİ

 

O Kadir Sultanın nazarlığına

Oturdular gönül pazarlığına

Götürdüler Afyon mezarlığına

Esas gönüllerde Halûk NURBÂKİ

 

Hakkın haliline bacı sultana

Sonsuz saygısı var Kadir Sultana

Yoksul derviş derki sığmaz destana

Yazmakla biter mi Halûk NURBÂKİ

YORUM YAZ
TOPLAM 21 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Yıldız Garipoğlu:04 Haziran 2013, Salı 10:45

  • - Sait Kara:03 Haziran 2013, Pazartesi 22:08

    Dr. Haluk Nurbaki hocamızın diyanet yayınlarından çıkan İlmi Gerçekler kitabını okumuştum. O kitap benim kütüphanemde güncelliğini yitirmeyen tek kitaptır. Allah ona rahmet etsin.

  • - ALLA ALLLAAAAAAAAAAA:03 Haziran 2013, Pazartesi 20:27

    AŞAĞIDAKİ YORUMLARI SEN Mİ YAZDIN ??

  • - Ahmet Bilge:03 Haziran 2013, Pazartesi 18:04

  • - Hayri Subay:02 Haziran 2013, Pazar 23:58

    Bugün huzurdaydınız anladığım kadarıyla. Tüm sevenlerine selam olsun

  • - Dr.ismail Dinç:02 Haziran 2013, Pazar 20:28

  • - erol kanmaz:02 Haziran 2013, Pazar 17:07

  • - HAYRİYE ŞİŞMAN:01 Haziran 2013, Cumartesi 18:03

    Mahrem talebesi olarak en iyi tanıyan sevgili kardeşim ancak bukadar güzel anlatılabilirdii...sevgi ve saygılarımla aşk ve muhabbetle kalın efendim...

  • - AYHAN YILDIZOĞLU:31 Mayıs 2013, Cuma 14:04

  • - Sait Görgülü:30 Mayıs 2013, Perşembe 23:26