ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Bir ansızın bakış ve savrulmalar!..

Uğur Canbolat

05 Mart 2013 Salı 07:38
  • A
  • A

Ansızın gelir vurgun!

Bazen ansızın gelen bakışlar kişiyi tutuşturur, kaynatır… Geçmişi bir anda getirir ve gönlünden ışık hızıyla geçiriverir…

Bir yangının külünü aniden yakıverir… Ansızın gelir vurgun.

İnanın…

Demem o ki; ansızın gelişler dikkate alınmalı.

Yöneticisi olduğum eski iş yerimde pazarlama elemanı olarak çalışan emekli bir öğretmen arkadaşımız vardı.

Hoşsohbet bir insandı… Dinlenirdi sözü. Muhabbeti kuvvetliydi.

Bir sabah odama alı al moru mor geldi… Rüzgârı kendinden önce gelmişti ama anlatıp anlatmamak arasında tereddütler yaşıyordu. Söze başlıyordu evet ama sanki akış başka yere evriliyordu.

Severdik çayı… Her sabah sever gibi, okşar gibi, hasret kalmış gibi koklayarak çekerdik içimize…

Bu sabah bardağı tutuşu, çayı dudağına götürüşü aynı sevda ile değildi. Eski bir sevgili gibiydi muamelesi…

Anlamıştım…

Bir yangının külü yeniden yakılmıştı… Ve ansızın gelmişti vurgun… Beklemediği bir zamanda ve yerde… Hiç aklında yokken üstelik…

Ama sınırı aşmamam gerekiyordu. Zira benden yaşça büyüktü…

Bu güzel dost Ankara türkülerini pek severdi. Beraber söylediğimiz anlar az değildi. Biraz havayı dağıtmak ve düğümü çözmek maksadıyla;

-Ben sana bir Ankara türküsü söyleyeyim mi? Ne dersin dedim… Gözleri aydınlandı… Onun da çok sevdiği türküyü söylemeye başladım.

“Meşeler güvermiş varsın güversin
Söyleyin huysuza durmasın gelsin
Varmasın kötüye asılsın ölsün
Ah köt'adamın var ömrünü yok eder”

Dostum çözülmeye başlamıştı. Devam ettim…
“Ben bilemedim yaylanızın yolunu
Saçım uzun bağlasınlar kolumu
Eğer annen seni bana vermezse
Ah yemin ettim keseceğim yolunu”

 Son kıtaya geçmeye lüzum kalmadı, başladı anlatmaya… İlk öğretmenlik yıllarında aşkına tutulduğu, zülfüne vurulduğu, ikisinin de bildiği ama dile dökülemeyen yüksek dozlu, hayallerle örülü bir sevda varmış. Kor gibi yakan bir sevda…

“Elim değdi eline

Mail oldum diline

Ben dünyayı değişmem

Saçının bir teline” diyemeden tayin çıkmış, irtibatlar kesilmiş…

O devirde ne cep telefonu var, ne de sosyal ağlar… Kopmuşlar kısacası… Sevda ateşi sönmüş. Küllenmiş zamanla da…

Ah o üç gün evvel ki Pazar karşılaşması…

Bir semt pazarında karşılaşmışlar… Zaman geçmiş, emekli olunmuş. Saçlara kar yağmış, çocuklar büyümüş ve ardından torunlar gelmiş…

Peki ,bu heyecan neydi o zaman? Bu titreme niye peki?

Bu söz söyleyememe, lal kesilme hali nedendi? Nasıldı?

Elden pazar filesi neden düşmüştü? Onlarca kez yutkunmuşken ve günlerce o civarda sokaklar dolaşılacak kadar “Ayrılık hasreti câna kâretmiş” iken neden adını bile anamamıştı?

Bunları anlatan dostum bana hitaben; sen bilirsin bu nedir diyordu?

Neden kalbim fırlayacak gibi? Neden üç gecedir rüyalarımın misafiri? Bu yaşta bu heyecan olur mu diye soruyordu…

Söz buraya gelince ben ne diyebilirdim ki… Gönlünden silinmeyenin rüyanda olması çok muydu? Garip miydi? Hepimizin başına gelebilecek bir olay değil mi? Hatta gelen…

O yangını tanımaz mıyız çoğumuz? Bilmez miyiz?

Nârına yandığımız aşkın ateşi kolay mı sönerdi? O yangının külü alevlenmeye hazır değil miydi daima? Ansızın gelmez miydi vurgun? Hadi söyle.

Böyle sıkıntılı durumlarda ben ya türkülere sığınırım ya da şarkılara... Mutlaka bize uygun düşen, halimizi anlatan, duygularımıza tercüman olacak bir güfte veya bir melodi vardır.

Ve ben bunu sık yaparım. Yine öyle yaptım. Zeki Müren’den hepimizin bildiği o şarkının bohçasını açtım. Ne diyordu şarkı?

“Gönül penceresinden
Ansızın bakıp geçtin
Bir yangının külünü
Yeniden yakıp geçtin

Madem ki son şarkının
Kırık bir güftesiydim
Niçin yarım bıraktın
Neden bırakıp gittin

Bir yangının külünü
Yeniden yakıp geçtin

Ne çok sevmiştim seni
Ne çok hatırlar mısın
Aşiyan yollarından
Seslensem duyar mısın

Hala beni düşünür
Ve hala anar mısın”

Bir parantezdir hayat aslında… Açılan ve kapanan bir parantez. Bu paranteze ne yanmalar, ne ateşler, ne küller sığmaz ki…

Nice ansızın bakış sığar bu paranteze… Nice savrulmuş sevda külü… Nice içinden çıkılmayan girdaplar sığar…

Yaşayan bilir diyebileceğimiz nice sevdalar, acılar, ayrılıklar, hasretler sığar…

Ama netice de bir parantezdir yaşanan… Ansızın bakıp geçmelerle…

Ve ansızın gelen vurgunlarla…

Bir ansızın bakış vurur bizi…

Vurur da dağıtır. Külümüzü savurur, yanan köz ortaya çıkar tekrar. Yokuşlarda fersiz bırakır. Susamışlığımızı yâr elinden içilecek bâdeden gayrı ne giderebilir ki?  

Ne tenhalar dinlendir bizi artık, ne saçak altları gölgelendirir?

Ah yâr! Ah ansızın gelen yâr!

Gidişi gibi tekrar gelen, şimşek gibi gönlüme çakan yâr!

Gelip de dağıtan, külümü yele veren yâr!

Vaktinde gelmeyen yâr!

Ansızın gelme… Vurma sol yanımı…

Usul usul gel… Işık gibi… Isıta ısıta…

Gönlümü sele verme artık!

Gel!

Gel de sar yaramı!

Ansızın değil…

Şimdi gel… Gözümü yolda koma!..

Sızılarım dinsin gayrı!

Hayat parantezimde savrulma olmasın artık.

Ayrılık olmasın. Hasret dolmasın kozama.

Kabulüm, ansızın gelse de vurgun.

Ama vuslatsız olmasın.

Olmasın!

canbolatugur@gmail.com/
https://twitter.com/ugurcanbolat
https://www.facebook.com/iyibak.kendine7

YORUM YAZ
TOPLAM 9 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Mürüvvet Türk:06 Mart 2013, Çarşamba 00:58

  • - misafir:05 Mart 2013, Salı 22:59

    Bir parantezdir hayat aslında… Açılan ve kapanan bir parantez. Bu paranteze ne yanmalar, ne ateşler, ne küller sığmaz ki…

  • - Misafir...:05 Mart 2013, Salı 22:58

  • - TÜLAY BARIŞKAN:05 Mart 2013, Salı 19:47

  • - pasa..:05 Mart 2013, Salı 14:40

    Ah yar! Ah ansızın gelen yar!

    Gidişi gibi tekrar gelen, şimşek gibi gönlüme çakan yar!

  • - UĞUR CANBOLAT:05 Mart 2013, Salı 14:13

    Erkan bey teşekkürler. Münteha harika bir yorum. Selamlar

  • - Semra Şahin:05 Mart 2013, Salı 13:55

  • - Münteha:05 Mart 2013, Salı 13:50

  • - ERKAN DURU:05 Mart 2013, Salı 13:32

    Muhteşem bir yazı yine... Ansızın bakışa maruz kalanlar bunun ne demek olduğunu çok iyi bilir... Vurgun yiyenler bilir kısaca