ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL8°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Tarihsel gerçekliğe erişme yöntemi ve "Yavuz Sultan Selim'in Alevi kıyımı" gereği

Tahir Erdoğan Şahin

01 Ağustos 2013 Perşembe 01:10
  • A
  • A

Merkezî bir disiplin olarak tarih, geçmişi inşa etkinliği olarak metodolojik yaklaşımın en hassas olunduğu bir alandır. Tarihçi niteliği, tarih bilimi konusunda yeterliliği, tarih tasarım ve felsefesi olmamasına rağmen, her önüne gelenin tarihsel geçmişe ilişkin değil ki yorum yapması, geçmişe müteallik yazıları nakletmesi bile büyük sakıncalar doğurur. Tarih yazmak, asla geçmişe ilişkin bazı kayıtları aynen tekrar edip onları teyit etmek değildir. Nesnel bir bilim olarak tarih, geçmişe ait verileri çeşitli aşamalar içinde kritiğe tabi tutarak yazılır. Önemi ve özelliği nedeniyle yalnızca bilimsel çalışmalarda değil, epistemik açıdan kendi kulvarında kategorize edilmiş bilgi alanlarının hemen hepsinde; ele alınan bir konunun gerçeğine erişme çabası yöntem dahilindeyse anlamlı ve anlaşılır olur.


Tarihçi vasfına haiz olmayanların tarihe atıfla yorum yapmaya kalkışmaları sonucu yapılan hatalar, yalnızca o hatayı yapanın had bilmezliğiyle sınırlı kalmaz, etki alanında kalan kitlelerin doğru olmayan kanaatlerle ördüğü bir zihniyet yapısı kurmalarına neden olur. Bu konuda sayısız tarih yazımı hataları ve bu hatalardan kaynaklanan sayısız anlayışlar vardır. Ülkemizde epey bir zamandır dile getirilen “yalan tarih”, “resmi tarih”, “gayri resmi tarih”, “alternatif tarih” vb. adlarla sunulan yazılı- yazısız tartışmalar bile, tarih ve tarih biliminin ne kadar uzağına savrulmuşluğun göstergesidir. Ayrıca, günümüz insanlarının geçmişe ilişkin tarih okumalarında yanlış bilgilendirilmesi, mevcut insanlar arasında gayri insani ve yapay husumetlere neden olmuştur.


Örneğin, İranlı ve o dönem zihniyet dünyası içerisinde farsmeşrep, Türkmen düşmanı ve iktidar serbendesi Hoca Saadettin Efendi’nin “Tacü’t- Tevarih" inde duygusal ve subjektik saiklerle, ülke içinde 10 binlerce Kızılbaş katledildiğini yazması, bu yazıyı kritik etmeden kullanan sözüm ona bazı tarihçi zevatın yüzünden, bu toplumda palavra üzerine kurulu yapay bir Yavuz Sultan Selim düşmanlığı peydahlanmıştır.


Oysa ki, o dönemin uzmanı ya da yetkin bir tarihçi, geçmişe ilişkin düşülen bu kayıtları ciddi olarak tahlil edip daha sonra terkibe varacaktır. O vakit görülecektir ki, savaş koşullarına rağmen, ülke içinde etkisizleştirilen Türkmen – alevi sayısı “birkaç yüzle” sınırlıdır ve bu da, karşı devlete yardım-yatakçılık ettikleri için o döneme özgü abartılamaz bir gelişmeden ibarettir.


Çaldıran Seferi ve bu sefer süreci içerisinde gelişen olayların başta galen güvenilir kaynakları, o olay zamanını gün gün- saat saat kaydeden belgeler, yani “rûznameler”, nam- ı diğer “günlükler”dir. Yalnızca iki günlüğe; “Haydar Çelebi Rûznâmesi” ve “Selimnâme” ye bakıldığında bile savaş için sefere giden ordunun öldürdüğü Türkmen - Kızılbaş sayısının birkaç yüzü geçmediğini, bunların da Kemah Kalesi komutanı Şeyh Hasan gibi şahısların direnişi yüzünden olduğu, sair birkaç şahsın ise elebaşı konumunda propogandist-provakatörler olduğu görülecektir. Dünya devleti iddiasında olan dönemin iki süper gücü arasında yapılan devasa bir savaş içerisinde bu sayı tarihsel anlamda doğaldır ve hedef Şah İsmail taraftarlığına karşı bi tavırdır. Kaldı ki Şah İsmail de siyasal Şiilik karşıtçılığı içinde aynı politikaları gütmüştür.


İstanbul için düşünülen 3. Köprü’nün adına gelince; biz bu adın ÜÇÜNCÜ KÖPRÜ olmasını temenni ederiz. Halk arasında da zaten bu isim yerleşmiş durumda. İlk köprü “Boğaziçi” olarak coğrafî, ikincisi “Fatih Sultan Mehmet” olarak tarihî (ve Fatih, kentin fethini gerçekleştirmekle bunu hak etmiştir) olmuşken, varsın bu yeni köprü matematiksel, yani evrensel bir adla anılsın… 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.