ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Yabancı dil bilmek güzel, ama…

Sırrı Er

28 Ocak 2013 Pazartesi 13:55
  • A
  • A

Resmî dilimiz Türkçe olmasına rağmen, ne yazık ki, toplum olarak bu konuya gerekli önemi vermiyoruz. Günümüzde özel televizyonların ve radyoların yayın hayatlarına başlamalarıyla birlikte, gösterilmesi gereken itina bir yana Türkçemizde yozlaşma, yabancılaşma ve anlatım bozuklukları her geçen gün daha da artıyor.

Yabancı dil bilmek gerçekten çok güzel. Keşke bizler de birkaç yabancı dili çok iyi derecede bilsek... Ama esas olan, yabancı dil düşmanlığı değil, yabancı dilde eğitim ve onun devamı olarak, insanın öz benliğinden kopması, onlar gibi olması, bizden olmaması, kendine yabancılaşması, onlar gibi düşünmesi ve zamanı gelince onların dediklerini yapması...

Yabancı bir cismin, söz gelimi bir metalin, insan vücudunda eriyip o bünyeye karışması ne kadar imkânsızsa, farklı kökenden dillerle Türkçe’nin zenginleştirilmesi de o derece imkânsızdır. İngilizceyi Batılılaşmanın gereği sayanlar temel eğitimde, hattâ anaokullarında belki daha da önce İngilizce öğretmeyi doğal ve gerekli bulup alkışlamaktadırlar. Oysa çocuğun beyninde temel kavramlar ana diliyle oluşur. Bu sürede ana dilinin kullanımını engeller ya da çok kez yaptığınız gibi yasaklarsanız, idrakten yoksun kuşaklar yetiştirirsiniz. Dilin, yığınları toplum yapan, insanları bir arada yaşatan en büyük ölçü olduğunu görmezden gelmiş olursunuz.

Başka bir söyleyişle, ana dilin bilim ve düşünce naklinde ve üretiminde eğitimciye sağlayacağı kolaylığı hiçbir yabancı dil, ana dili kadar sağlayamaz. Durum öğrenci açısından da aynıdır. Eğitimin yalnızca bilgi taşıyıcılığı olmadığını, kişilik, millî ve manevî değerler kazandırma süreci olduğu da dikkate alınacak olursa ana dili kullanmanın önemi inkâr edilemez. Bilimi getireceği sanılan yabancı dil, o dilin kültürünü de beraberinde getirmektedir. Bu durum, bizi kendi kültürümüze yabancılaşma meselesiyle yüz yüze bırakmaktadır. Dil, kültürü oluşturan en önemli unsurlardan biridir. Daha da önemlisi, dil, bir milleti oluşturan ve millîliği sağlayan temel taşlardan biridir. Kültür unsurlarının en önemlisi olması sebebiyle ana dil kültürün ve millet olmanın temelinde yer alır.

Millî varlık ile dilin yakın ilişkisini hatırlatıp, “Yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” sözünü uygulamaya geçirmek gereklidir. Amerikan İngilizcesinin etkisi altındaki Türkçe’nin durumunu aynı etki altında bulunan Fransızca, Almanca gibi dillerle aynı görmek doğru olmaz. Yüzyıllardır bu dillerle ürün verilip bu diller geliştirilirken Türkçe bütün tarihi boyunca hor görülmüş, bilim ve felsefe yapmaya lâyık bulunmamıştır. Bugün de üniversitelerimizin çoğunda bilimsel çalışmalar İngilizce yapılmaktadır. Kaldı ki İngilizcenin aynı kökten geldiği bir başka Batı diline etkisi, yalnızca söylenişte mesele olurken Türkçenin kelime yapısını bozar, söz dizimi kurallarını alt üst eder, başka bir deyişle varlığına kast eder.

Aşağıdaki kıssadan başta siyasetçilerimiz, sözde aydın ve ediblerimizin ders çıkarması gerekir.

Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil naklediyor:

Rivâyet olunur ki, eski Roma’nın şiddeti ve dehşetiyle meşhur olan hükümdarlarından Tiberius, bir gün Roma Senato’sunda yaptığı bir hitabede uydurma bir kelime kullanır. Yüksek otoritesini iyice göstermek için olacak ki, kelimeyi bir iki defa üstüne basarak tekrarlar. Senatör Marcellus, hükümdarın sözünü keserek, memleket diline hürmet etmesini rica eder.

Derhal efendisini müdafaaya atılan saray adamlarından Capito der ki: “Marcellus! Bahis mevzuu ettiğin kelime, diyelim ki memleket dilinden değildir. Fakat madem ki Roma İmparatorluğu’nun şanlı sahibi Sezar’ın ağızından çıkmıştır. Bilesin ki Sezar, her şeyin üstünde ve her şeye kadirdir.

Bunun üzerine Marcellus, salonu kaplayan soğuk bir sükûn perdesini yırtarak, sâde hikmet ve hakikat olan şu cevabı verir:

“Capito yalan söylüyor, Sezar! Sen, dilediğin insanlara Roma vatandaşlığı sıfatını verir, mevki ve rütbe ihsan edersin; fakat memleketin dilinden olmayan bir kelimeye Romalı olma hakkını veremezsin.”

Elbette veremez. Zira bir memleketin dili, o memleket tarihinin ve psiko-sosyolojik varlığının mahsûlü ve asırlar içinde nesillerin birbirlerine devredip emanet ettiği bir ocak mirası ve ecdat mülküdür. Bunda kimsenin, hükümet adamı sıfat ve otoritesiyle, tasarrufa hakkı yoktur.

Kalb-i sengine kelâm-ı nerm eder elbet eser

Kıt’a-i elmas lâ-büd hakk olur kurşun ile

Yumuşak sözler taş gibi katı kalplere bile tesir eder.

Nitekim elmas kütlesi de ancak kurşunla yontulmaz mı?

                                                                          Bursalı Beliğ

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.