ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Çocuk, biz bu konuda yanlış yaptık!

Sırrı Er

03 Şubat 2013 Pazar 23:18
  • A
  • A

Atatürk, “dilimizi ne ölçüde özleştirebiliriz?” diye bir tecrübede bulunmuş, sonra bunun iyi netice vermediğini görünce, “özleştirmeden” vazgeçmişti. Ardından “Güneş Dil Teorisi” devreye girmişti. Bu teori, Türkçeleşmiş her kelimenin Türkçe olduğunu ispat yolunda kullanılıyordu. Yeni bir “Güneş” icat etmenin ne kadar hayalî olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor.

O zamanın Dil Kurumu âzâsı, aldıkları emir üzerine Türkçeye Arapçadan, Farsçadan hattâ Fransızcadan geçmiş kelimelerin Türkçe olduklarını harıl harıl ispâta koyulmuşlardı.

Yaptığı inkılâbın yanlış olduğunu, alaylı âlimlerin veya bozguncuların oyununa geldiğini çok iyi anlayan Atatürk, bütün gücünü kullanıyor “kraldan çok kralcılarla” mücadele ediyordu. Atatürk, “Özleştirme” çalışması ile dili çıkmaza soktuğunun farkına varmış Fâlih Rıfkı Atay’a, “Çocuk, biz bu konuda yanlış yaptık!” diyerek hatasını kabul etmiştir.

Yahya Kemal anlatıyor: Bir Atatürk sofrasında, Türkçeyi Rum şivesiyle konuşan bir dil âlimi (!) nedense sofranın tâ ucunda kalmıştı. Varlığını ve varlığındaki ehemmiyeti Atatürk’e duyurmak için, bir aralık bulunduğu yerde ayağa kalkmış, nutuk çeker gibi yüksek bir sesle konuşmaya başlamıştı.

-Pasam! Bu Türkçes kıyak bir dildir. Her ne lâf ararsan bu Türkçeste bulunur.

Ancak bu nutuk çekme, Atatürk’ün mûzip bir gününe rastlamıştı, hiçbir şey duymamış gibi sordu:

-Nasıl nasıl?

-Pasam! Bu Türkçes kıyak bir dildir. Her ne lâf ararsan bu Türkçeste bulunur!

Atatürk, devam etti:

-Nasıl, nasıl?

-Pasam, bu Türkçes…

Atatürk, bu çok zekî (!) dil âlimine (!) aynı sözü birkaç defa daha tekrarlattıktan sonra şakacı bir hiddetle:

-Bunu ispat edin!… diye seslendi, lâfla gemi yürütmeyin… Size uyup bir kelime bulacağım diye benim göbeğim çatlıyor!...

İsmail Müştak’la Rûşen Eşref’in ve daha başkalarının bulunduğu, daha önceki bir başka mecliste Atatürk, Dil İnkılâbı’nda çalışmak üzere Yahya Kemal’in çağrılmasını istemişti. Atatürk, Türkçeyi o kadar iyi kullanan bu büyük şâirin dil dâvâsında vazife almasını ısrarla istiyordu.

Yahya Kemal, bu teveccühe teşekkür etti ve:

-Lutfen Paşa Hazretleri’ne arz ediniz, dedi, benim yaşayan Türkçeye karşı bir vehmim vardır. Benim dilde ilmim yok, yalnız böyle bir vehmim vardır. Ben bu vehimle baş başa kalmak istiyorum. Beni affetsinler.

Böylece, bir müddet, Mustafa Kemal emrinde, Yahya Kemal de vehminde ısrar ettiler. Neticede dil işlerine Yahya Kemal’in iltihâkı mümkün olmadı.

Gel zaman, git zaman, dilde Yahya Kemal haklı çıkıp da Atatürk, mutlak bir emirle “uydurma” Türkçe’den “tabiî Türkçe”ye dönme işini yine aynı adamlara yaptırmaya başlayınca, o zamanın uydurmacıları, bugünkülerin “Atatürk’e rağmen”, Türkçe değildir diye dilimizden atmaya yeltendikleri nice Türkçeleşmiş kelimenin, hem de “hâlis Türkçe” olduğunu ispat yolunda birbirleriyle cidden gülünç bir yarışmaya girdiler.

O günlerde Atatürk, yine bir meclis topladı. Mecliste Atatürk’ün çok yakınında yer verilen şâire, Atatürk, şiirlerinden birini okuması ricâsında bulundu. Bunun sebebini hemen sezen Yahya Kemal, o mecliste, Ses gibi, Açık Deniz gibi yeni şiirleriyle birkaç gazelini okudu. Şiirleri büyük zevkle dinleyen Atatürk, meclistekilere:

-Beyler! İşte hakîkî ve güzel Türkçe budur! dedi ve devam etti:

-Yahya Kemal Bey!... Hatırlıyor musunuz? Sizi dil çalışmalarına davet ettiğim zaman, bana: “Benim dilde ilmim değil, sadece vehmim vardır, müsâade edin, ben bu vehimle baş başa kalayım, demiştiniz. Şimdi hep birlikte anlıyoruz ki dil dâvâsında siz haklı çıktınız.

Yahya Kemal, derhal, o kendine mahsus ve o büyük vücuttan beklenmeyecek bir incelikle doğruldu, eğildi ceketini düğmeledi ve:

-Paşam! dedi. Size karşı haklı çıkmak, çok tehlikeli değil mi?

Mustafa Kemal, bu sözdeki “nükte”yi ve bu sözdeki ince vehmi, tabiî çok iyi anlamıştı:

-Hayır, asla! diye çok samimi konuştu. Çünkü bu aynı zamanda bizim millete ve tarihe karşı haklı çıkmamız demektir, sizin o zamanki vehminiz, bizi bugün mesut ediyor.

Sonra yanındakilere döndü:

-Görüyorsunuz ya, Beyler, dedi, Yahya Kemal Bey’in vehmi sizin ilminizi mağlûp etti!...

Bu kıssadan çıkaracağımız ders büyüktür. Bugün dil adına maalesef ne şaklabanlıklar ne canbazlıklar yapılıyor.

Dili yenileme için çalışmamalı mıyız?
Buna bütün gayretimizi sarf etmeliyiz.
Ama “eski” diye câmileri,
hanları, yalıları yıkmamak şartıyla…
                             Fâlih Rıfkı Atay

http://www.facebook.com/konusmasanati
https://twitter.com/konusmasanati 
w
ww.sirrier.com.tr

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.