ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Bir buçuk yılık karımı…

Sırrı Er

18 Aralık 2012 Salı 14:43
  • A
  • A

Dil, yanlış kullanmaya gelmez. Bırakın cümleyi veya kelimeyi, bir işâreti bile yanlış ve eksik kullanamazsınız. Bir misâlle yazıma başlamak istiyorum: Gençlerin şapka dedikleri inceltme ve uzatma işâretini 1970’li yıllarda Türk Dili Kurumu kaldırmaya uğraşıyordu.

Buna ihtiyaç yok şeklindeki düşüncelerini yaymaya, benimsetmeye çalışıyorlardı. O yıllarda üniversitede dil dersleri veren hocaya, bir öğrenci itiraz eder: “Bu işârete gerek yok. Ne diye bu işâret üzerinde ısrar ediyorsunuz?”

Hoca, öğrenciyi uzun bir müddet süzer. Sonra şunu sorar:

– Evli misin? Bekâr mı?

– Evliyim.

– Ne zamandan beri?

– Bir buçuk yıldır.

– Peki, şimdi ben kâğıda bir cümle yazacağım. Sen yazdığım cümleyi sınıfın önüne gelip yüksek sesle okuyacaksın.

Tamam mı?

– Tamam.

Hoca kâğıda şunları yazar: “Bir buçuk yıllık kârımı, arkadaşıma devrettim.”

Çocuk kâğıdı eline alır; fakat sınıfın önüne gelip okuyamaz. Yüzü kıpkırmızı olur.

“Hocam, haklısın.” demek zorunda kalır.

****

Şapka deyip geçmeyin, gelişigüzel ve keyfî kararlarla sözde uzman ve yetkili kurullar tarafından bir giydirilip bir çıkarılan, kiminin giydirdiğini başkasının çıkardığı, kiminin çıkardığını başkasının yeniden giydirdiği şu halk ağzında “şapka” denilen, ve şimdilerde okullarda ve gramer kitaplarında “düzeltme imi” diye öğretilen ^ işareti yüzünden güzel dilimize büyük darbeler indirilmiş, yeni kuşaklar uzun ve kısa ünlüleri, kalın ve ince “k” ve “l” leri ayırt edemez olmuşlardır. Bir kere ta baştan ^ işaretine iki fonksiyon birden yüklenmiştir:

1- “a”, “i” ve “u” ünlülerini uzun okutmak (kâtil, âşık, hâkim, bâtıl, fâil, şâir, kasîde, mübîn, yemîn, bîtâb, bîmâr, askerî, siyâsî, edebî, tabiî, şûra, tûfân, âhû).

2- “a”nın ve bazen “u”nun önündeki “k” ve “l” leri inceltmek (kâtip, bekâr, kâmil, lâzım, lâyık, felâket, hükûmet, mülâzım, selâm). İkisi nasıl ayırt edilecekti? “î” ve “û” için sıkıntı yoktu, ama “kâtip”, “kyâtip” diye mi, yoksa “kaatip” diyemi, “lâzım” inceltilerek “leazım” diye ince mi, yoksa “laazım” diye uzun mu okunacaktı?

Osmanlı Türkçesi’ni bilmeyen yeni kuşaklar için bu imkânsızdı; ya büyüklerinden işitip doğrusunu öğrenecekler, ya da işin içinden çıkamayarak bugünün pek çok çocukları ve büyükleri gibi “laazım” şeklinde uzatacak ya da lazım diyerek kalın söyleyeceklerdi…

İkinci hatâ da, bu şapkaların bir giydirilip bir çıkarılması ve böylece hem çocukların hem büyüklerin aklının karıştırılması olmuştur. Bu konuda yapılmış olan en büyük yanlış eskiden bütün Arapça izafet veya nispet “î” lerine şapka giydirilirken (askerî, edebî, siyasî, vs.), bugün bunun kullanılmamasıdır. “Öztürkçeciler”in Türkçe’de olmayan ve sadece Arapça ve Farsça’da bulunan bu uzun seslere karşı (hem î’lerde hem â’larda) bir alerjileri var ve hem bu tür uzun sesleri içeren kelimelerin mümkün olduğu kadar az kullanılmasını (siyasî yerine aslında bir acîbe olan siyasal’ı önerirler), hem de uzun hecelerin güzelliğini görmezlikten gelip özellikle de bu nispet “î” lerinin kısa okunmasını istiyorlar.

Evet, nisbet “î” lerini gençlerimize uzun okutmak için bunlara “uzatma” imi koymak şarttır. Ve bunun dışındaki uzun okunması gereken “î”lerle “â” ve “û”lar üzerine de (belki pek az istisnalarla) şimdilik aynı ^ uzatma imini (“â” bakımından çıkabilecek zorluklara göz yumarak) koyalım.

Yoksa daha çok uzun süre, eskiden câhil insanlara özgü olan ve alay konusu yaptığımız fakat artık gitgide yaygınlaşan “rakip” yerine “raakip”, “hakem” yerine “haakem” demek gibi, ve bugün maalesef tahsilli ve hattâ cüppeli kimselerin ağzından sık sık işittiğimiz “hibe” yerine hiibe”, “isti’fâ” yerine “istîfâ” (anlamı tamamen farklıdır: bir borcun istîfâsı, alacağın borçludan tam olarak tahsili ama bakanın isti’fâsı), “zararını” Yerine “zaraarını”, “karârını” yerine “kararını”, “lisân” yerine “lîsan”, “Abdülhamid”  yerine “Abdülhâmit”, “Abdülhak Hâmit”,  yerine “Abdülhakhamit” “Halûk”, “Râif” ve “Sâbit” gibi özel adlar yerine “Haaluk”, “Raif’” ve “Sabit” gibi daha pek çok garabetlere tanık olacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın!

Dil konusunda bizim arzumuz ve özlemimiz, dünyanın en güzel, en âhenkli ve en mantıklı dillerinden biri olan Türkçemizin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmî dilinin, Kaşgarlı Mahmut’ların, Ali Şir Nevaî’lerin, Fuzulî’lerin, Bâkî’lerin, Şeyh Gâlip’lerin bize yadigârı olan “ses bayrağımız”ın, kuşakların birbirlerini anlamalarına izin verecek ve gençlerimizi yazılı kültürümüzün göz kamaştırıcı mirasından mahrum bırakmayacak şekilde, zengin ve ortak kelime hazinesiyle, doğru konuşulması ve doğru yazılması ve böylece bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün, şan ve şerefimizin en büyük teminâtı ve muhteşem bir simgesi olarak ilelebed pâyidar olmasıdır.

Düşüncelerini, duygularını, derdini, hikâyesini iyi ve güzel anlatmak isteyen herkesin dili güzel kullanmaya ihtiyacı var.

Serpuşlar değişti ama ser değişmedi. Mehmet Âkif Ersoy

http://www.facebook.com/konusmasanati
https://twitter.com/konusmasanati 
w
ww.sirrier.com.tr

YORUM YAZ
TOPLAM 3 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Misafir20 Aralık 2012, Perşembe 08:07

    sırrı hocam herzaman ki gibi kralsınız 1senede sizin öğrenciniz olsam sizden çok şey öğrendim yüce rabbim ne muradınız varsa versn sevgilerle (kaan)

  • - Misafir18 Aralık 2012, Salı 22:20

    al bi cahil daha hoca ne güzel dersini vermis
    yok bizim bu millet bu kafayla hic bir yere varamaz

  • - Misafir18 Aralık 2012, Salı 16:43

    ben olsaydim hocayi oldururdum orda o soru karsilinda