ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Türkiye'nin küresel aktör olması cesur yöneticilerle hızlanacak...

Sadık Yalsızuçanlar

01 Ağustos 2012 Çarşamba 12:13
  • A
  • A
Türkiye’nin gerek komşularının gerekse dünyanın mazlum halklarının acılarına duyarlı olması kimilerince eleştiriliyor. Bunu yadırgayanları, duyarlı olanlar ise vizyonsuzlukla ve köksüzlükle suçluyor. Yahya Kemal, ‘derler ki insanda derin bir yaradır köksüzlük’ der. Ama suçlayanların bu ‘derin yara’dan ne kadar haberli oldukları da tartışılır bir durum. İnsanların acılarına ve sorunlarına duyarlı olmak bir insanlık halidir. Bunun yadırganacak bir yanı yok. Özellikle kendi yakınlarından başlamak üzere insan, ötekinin acılarıyla hemhal olur. Vicdanın milliyeti, cinsiyeti hatta dini imanı olur mu? Vicdan fıtridir. Fakat mesele bu kadar net de değil. Kendi ülkenizde yaşayan insanların sorunlarını ve acılarını çözmeden, dünyanın bir ucundaki insanların acılarını sahiplenmeniz, herkesin anlayabileceği bir durum da değil. Esasen sorun, büyüyen, güçlenen ve küresel bir aktör olarak yeniden insanlık sahnesindeki yerini almakta olan Türkiye’nin kendi sorunları çözmekte gösterdiği yavaşlık ve ürkeklikle ilgili olduğu kadar, yüzyılı aşkın bir süredir sürekli dövülüyor olmasının getirdiği bir kompleksle de ilgilidir. Türkiye’nin siyasal ve bürokratik elitlerine, ‘sen kimsin ki böyle böyle yapıyorsun, şöyle şöyle konuşuyorsun!’ diyerek çıkışan ve –örneğin Dış İşleri Bakanını- ağır biçimde suçlayan, hatta aşağılamaya kalkışanlar, gerçekten de son yüzyılda yaşadığımız o ağır travmaların etkisi altında konuşuyorlar. Oysa Türkiye, kendi sorunlarını yakın bir gelecekte, bu eleştirileri yapanları da şaşırtacak biçimde çözecek ve küresel bir aktör olarak etkinliğini artıracaktır. Daha kestirmeden söyleyeyim : Türkiye giderek bölgesinin ve dünyanın patronu olacaktır. Şimdi dünyanın patronajlığını üstlenmiş olanlar zalimdir. Dünyanın farklı yerlerindeki acıların ve kanın sorumluluğu da büyük oranda onlara aittir. Dünyanın patronu adil olsa bu denli kan akmaz, bu kadar zulüm olmazdı. Türkiye, bu anlamda bir geçiş sürecinde. Kendi sorunlarını çözme konusundaki yavaşlığı ve ürkekliği, sorunların kronikleşmiş olmasına da bağlanabilir; aktörlerin ürkekliğine de. Yeterince kararlı, komplekssiz ve cesur yöneticiler çoğaldıkça bu süreç hızlanacaktır. Özal gibi operasyonel ve cesur yöneticiler çok değil. Ayrıca ilk taşı atacak masumiyette insan da az. Bu da İlahi bir cümbüş. Ne denir ki! Ama hala Türkiye’nin etnik ve dini sorunlarını hukuk zemininde, demokrasi bağlamında tümüyle çözememiş olması insanı üzüyor. Bu sorunlar öncelikle yeni bir anayasa, ardından ilgili yasalarla çözüm sürecine girmeli. Fakat bundan önemlisi, komplekssiz, dövülmemiş, korkutulmamış, vizyoner, vicdanı kirlenmemiş, alemşümul düşünebilen, adil yöneticilerin çoğalmasıdır. Türkiyenin bir başka sorunu, modern kapitalizmin sağlıksız biçimde, yoksulların giderek daha da aleyhine ve gayr-ı ahlaki bir şekilde serpiliyor olması. Bunun da köktenci kararlarla önünün alınması gerekiyor.
İmdi, Uludere’nin acısı bizim acımızdır. Myanmar’ın acısı da bizim acımızdır. İkisi de aynı acıdır.
Ama unutmayalım, acının kutsal bir vahşiye dönüşme ihtimalı daima vardır.
 
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.