ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

"Tahta tekerleklerle ceset taşıyorlar…"

Sadık Yalsızuçanlar

11 Aralık 2012 Salı 14:17
  • A
  • A

Yaşar Kurt’un sanırım ilk ‘albüm’ündeydi, yürek burkan bir şarkı:

‘Tahta tekerleklerle ceset taşıyorlar
 Cesetlerin bazıları yaşıyorlar

 Cesetler ne daha ölebilir
 Ne de öldürebilir bir daha

 Cesetler bir daha ölmeyecekler
 Cesetler geriye dönmeyecekler…’

Türkiye’nin en kanlı ve kirli dönemlerinden biri olan 90’lı yılların ilk yarısında vahşi biçimde katledilmiş olan ve cesedi yıllar sonra çıkarılan Ayten Öztürk’ü ne zaman hatırlasam hep bu şarkı gelir dilime.
O’nu yaşamının baharında katledenlerdir asıl cesetler. Ruhları ölmüş olanlar. Bu yüzden olsa gerek, ruhu bedeninde ölü olanların vücuduna ‘kabir’ denilir. Ruh, henüz uyanmamışsa, beden kabir gibidir.
Ruhsuz haberler ne diyor :

“Ayten Öztürk, 27 Temmuz 1992'de Tunceli Kepektaşı'ndaki evinin önünden, görgü tanıklarına göre 4 kişi tarafından beyaz Renault bir arabayla kaçırıldı. Öztürk'ün cesedi yaklaşık on gün sonra Elazığ Asri Mezarlığı'na yakın bir arazide gömülü halde bulundu. Ablası Aysel Çürükkaya terör örgütünün önemli militanlarından biriydi. Ablasının intikamı için kaçırılıp öldürüldüğü iddia edildi. Ancak Aysel Çürükkaya da daha sonra örgütten kaçarak Avrupa'ya yerleşti. Şimdi PKK'ya en sert eleştirilerde bulunan isimler arasında yer alıyor. Ailesi 19 yıl boyunca sesini duyurmaya çalıştı, ancak sonuç alamadı. TBMM İnsan Hakları Komisyonunun konuyu gündemine alıp baba Hıdır Öztürk'ü dinlemesiyle raflarda bekleyen dosya da yeniden açıldı...’

Açıldı ve acılı baba Hıdır Öztürk, ‘gözleri oyulmuş, burnu ve kulakları kesilerek öldürülmüş bir evladın babasıyım…’ diye söze başladı. Sözün bittiği yer.

Ayten Öztürk’ün yaşadığı bu feci hal, Türkiye’nin hukuksuz-kanunsuz bir döneminde perde arkasında faaliyet gösteren, kökü dışarıda kendisi içeride derin bir ‘üst yapı’nın uyguladığı korkunç plan içerisinde, onlara göre ‘kayda değer’ bir olay da değildi. Öyle ya, 1979 yılından 2010 yılına değin, 27 bini aşkın faili meçhul cinayetten söz ediliyor. Bunların her birinin ayrı ayrı incelenmesi bile yıllar sürecektir.

40 Gözaltı Öyküsü ve Diğerleri adlı kitabımda, doksanlara doğru gelirken gözaltında yaşanmış olan ve İnsan Hakları Vakfı’nın raporlarına giren kırk işkence vak’asını anlatmıştım. Sadece kırk. Oysa binlerce böyle insanlık suçu işlenmişti. Ayten’e yapılanlar, Türkiye’deki kirli ve karanlık gladyonun yaptıkları arasında sadece biriydi.

Türkiye o günleri geride bıraktı. Hesaplar görülmeye başlandı. Fakat bu sürecin yeterince titiz ve duyarlı biçimde götürüldüğünü söylemek fazla iyimserlik olur.

Selim Çürükkaya’dan öğrendiğimize göre, ‘Hıdır Öztürk’ün en büyük kızı Ayten Öztürk 27 yaşındaydı. Tungaş fabrikasında sekreter olarak çalışıyordu. Masum, çekingen bir kızdı, herhangi bir siyasi örgüt ve partiyle ilişkisi yoktu. Öztürk’ün ikinci kızı Yeter, toprak su işlerinde mühendis olarak çalışıyordu. Oda ablası gibi siyasetten uzaktı. En küçük bacılarının adı Makbule idi, oda Tunceli’de hemşire olarak görev yapıyordu.

Hıdır Öztürk üç kızını yanına alarak Tunceli Alay Komutanının makamına gitti. Alay komutanı burada onları, sakallı bir "polis memuru" ile tanıştırdı. Albay Ahmet Yıldırım’ın izahatına göre sakallı "polis memuru"nun adı "Mahmut”tu. İşte bu polis memuru "Mahmut bey" Hıdır Öztürk’ ün kızlarının, adlarını, soyadlarını, oturduğu adresleri, kullandıkları telefonların numaralarını öğrenip bir deftere yazdı , işleri bitince Alay Komutanı: ”Tamam gidebilirsiniz, mal ve can güvenliğiniz devletin güvencesindedir” deyip onları evlerine yolladı.

Polis memuru "Mahmut bey"in resimleri çok sonraları, Jitem elamanı "Yeşil "lakabıyla Türkiye gazetelerinde yayınlanınca; Hıdır Öztürk ve iki kızı ”Yeşil” olarak bilinen kişinin Tunceli Alay komutanının makamında kendilerini soruşturup adreslerini alan "Mahmut Yıldırım" olduğunu anladılar.

1992 Mayıs ayında Tunceli Alay komutanlığında yapılan bu görüşmeden hemen sonra, haziran 1992 de Hıdır Öztürk’ün hemşire kızı Makbule'nin Kars ili Digor ilçesinin bir köyüne sürgünü çıktı. Muhendis kızı Yeter Çankırı’ya sürüldü. Tunceli’ de kalan kızı Ayten Öztürk ise 27 Temmuz 1992 tarihinde akşama doğru, saat 17.30 da beyaz röno bir arabayla dört kişi tarafından kaçırıldı.15 gün sonra Elazığ asri mezarlığına yakın bir arsada, eli dışarıda kalmış şekilde gömülü olarak bulundu…’

1990’lı yıllar, Türkiye’nin tarihinde gerçekten de Ayten Öztürk benzeri cinayetlere çok tanıklık etmiştir.
Öztürk olayının bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkması, hukuki bakımdan hesabının sorulması, buna benzer olayların aydınlatılması, demokrasimiz açısından hayati önem taşıyor. Türkiye, geride bıraktığı o karanlık dönemlerin hesabını tümüyle kapatmadıkça ‘Yeni Ankara,yeni Türkiye’ denilen süreç sağlıklı gerçekleşmeyecektir.

Yaşar Kurt’un insanın tüylerini diken diken eden şarkısının içimize yığdığı kurumun tümüyle temizlenmesi şarttır. 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.