ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Meselenin Başı

Sadık Yalsızuçanlar

09 Ağustos 2012 Perşembe 15:54
  • A
  • A
Başlık, DP’nin hükumet döneminde üç dönem bakanlık yapan Tevfik İleri’nin bir konuşmasından.
Bayındırlık, Ulaştırma ve Milli Eğitim bakanlıkları yapmış olan, Yassıada’da idamla yargılanıp müebbet hapse mahkum edilerek haksız yere Kayseri Cezaevi’ne nakledilen, kanser olduğu, hastalığın son aşamasındayken anlaşılan, ellibir yaşında Hakka vuslat eden merhum Tevfik İleri şöyle diyor :
“Meselelerin başında ahlak meselesi geliyor. Rüşvet, hırsızlık, her çeşit suiistimal, yalan söylemek, riyakarlık, dalkavukluk, münevver muhitlere kadar sirayet eden müthiş dedikodu. Aile bağlarının gevşemesi. Büyüklere saygı, küçüklere şefkat eksikliği. Ve müthiş tembellik, hodgamlık.”
Ne kadar gerçekçi tesbitler. Bugün siyasi ve bürokratik kadroların hastalığını nasıl da ifade ediyor.
Bazı kelimeler, artık sözlüğümüzden çekilmiş. Hodgamlık bunlardan biri. Sadece kendini düşünmek, kendi çıkarlarından başka bir şeyi amaçlamamak. Oysa insan amacı kadarmış.
Neye talipsen, O’sun, der İbn Arabi.
Rüşvet, hırsızlık, suistimal, yalancılık, riyakarlık, dalkavukluk…
Bürokratik veya siyasi kariyeri için böylesi sefil ahlaki hallere düşenler hiç de az değil.
Oysa bunlar müminin sıfatı olamaz. Kendisini üstelik Müslüman, dindar diye niteleyen, tanımlayan kişilerde de bu hastalıklar yaygın biçimde görülüyor.
Kayseri cezaevinden, hastalığı ilerleyince hastaneye nakledilen ve son günlerini yaşayan Tevfik İleri, evlatlarına yazdığı son mektupta şöyle der : ‘Size, mal, mülk bırakmadım. Şerefli, namuslu, erkek bir ad bıraktım. Bununla iftihar edeceksiniz.’
Hakk’a göçtüğünde, Tevfik beyin evi, arabası, altını, banka hesabında parası yoktur. Ailesi, bugün, Ankara-Sıhhiye’de, İş ve İşçi Bulma Kurumu binası olarak kullanılan yerde, kirada oturmaktadır. DP’liler, darbeden sonra, epeyi bir zaman, tıpkı Nazi Almanya’sındaki Yahudiler gibi muamele gördüklerinden, çocukları iş dahi bulamaz. Girdikleri bir iş yerinden, kimlikleri öğrenilince kısa sürede kapı dışarı edilirler. Kızları Cahide ve Ayşe hanım ile, oğlu Cahit bey ve damadı Ayhan bey hala hayattalar. Eşi, o Osmanlı çınarı Vasfiye İleri geçen sene Hakk’a vuslat etti.

Belli ki Tevfik İleri’yi, babası Celal efendi helal lokma ile beslemiş, annesi abdestsiz emzirmemiş.
İleri, bu memlekette gerçekten de siyaset ve bürokraside bir model şahsiyettir.
Memuriyeti halka-Hakk’a hizmet olarak görmüş, çoğu zaman harici görevlerinde harcırah dahi almamış, kamunun parasını zerre miktar zayi etmemiş, gecesini gündüzüne katarak kısa ömrüne muazzam hizmetler sığdırmış, vefalı ve sevgili bir eş, anlayışlı, merhametli bir baba, sadık bir dost ve kahraman bir hizmetkar olmuştur.
Bugün bürokrasi ve siyaset dünyamızda Tevfik beyin varisi sayılabilecek kıymetlerimiz yok değil. Ama az. Yaygın olarak bürokrasi ve siyasi elitlerimiz arasında bu araçları ve ortamları bir rant aracı olarak görenler çoğunlukta. Kibir, riya, haset gibi insana yakışmayan nitelikler de çok. Bu bakımdan Tevfik beyin hayatı bizim için bir ibret ve hikmet vesikasıdır.
Bir başka konuşmasında ise şöyle demektedir :
“Hiç korkak insan ahlaklı olur mu? O, korkunun geldiği yerden kaçar. Kendi faniliği içinde kalan insan, fanilik korkusundan kurtulamaz ve hareketlerine asıl bu korku istikamet verir. Onda, ahlâkî görünen hareketler haddizatında zor ve cebrin yarattığı hareketlerdir. Ebedî oluşun hürriyeti içinde yükselen bir iradenin hareketleri değildir. İşte çocuklarımızın ahlak terbiyesinde millet gibi, Allah gibi ebedî varlıklara inanma ve bağlanmaları üzerinde bunun için durmak zaruretindeyiz.”
Milli Eğitim bakanı olarak yaptığı hizmetleri saymağa kalksak, sayfalar dolar. Bu anlayıştaki erdemli bir insandan zaten başka türlü bir şey beklenemez.
Tevfik İleri’nin bu ibretli hayatını, Vefa Apartmanı adlı romanımda anlatmaya çalıştım.
Kırık dökük kalemimin elverdiğince…
Timaş Yayınları’nca okura sunulan bu kitabı, -insanın kendi kitabını önermesi çirkin bir şey ama- her bürokrat ve siyasetçinin okumasını dilerim.
Tevfik İleri’nin, dün olduğu gibi, bugün de nasıl bizim için harikulade bir örnek teşkil ettiği bu hikayeden bir kez daha anlaşılacaktır.
Darbecilerin hukuku çiğneyerek gerçekleştirdiği Yassıada zulüm ortamında öylesine cesur ve gür sesle hakikati haykırmıştır ki…Yassıada tutanaklarına bakılabilir.
Nitekim traji-komik bir biçimde, kendisini haksız yere iftiralarla suçlayan savcıyı dinledikten sonra, hakimin, ‘ne diyorsun?’ sorusuna, ‘savcı yalan söylüyor!’ diye cevap verince, hakim, ‘sus!’ diye bağırmış, ‘bir Türk asla yalan söylemez!’ diye de eklemiştir.
Mekanı cennet olsun.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.