ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

29 Kasım 2010 Pazartesi 13:52
  • A
  • A
Sabah gündoğmadan uyandım yine. Gün ışımamıştı. Nesneler loşluktaydı. Pencereyi açtım. Serinlik çarptı yüzüme. Yüzüm bu sabah kendini koruyabiliyordu. Hafif bir rüzgar esiyordu. Ağaçların dallarını, yapraklarını, renklerini, biçimlerini, yüzlerini, köklerini, kılcallarını, toprağı, bahçenin duvarlarını, yeri, yerin yüzeyindeki böcekleri, altındakileri, herşeyi koruyordu. Bu sabah dışarda herşey birbirini koruyordu. Gözlerimi ayırmaksızın sürekli baktım varlıklara. Kusursuz görünüyorlardı. Hava ışıdıkça kusursuzlukları artıyordu. Baktıkça ayrımsıyordum, O, her bir günahı bakanların gözlerinden gizliyor ve kendisine yakın meleklerin sayfalarından siliyordu. Varlığın yanına iner gibi dışarı çıktım. Çıkınca varlığın yanında kendi varlığımın ortasında kendi kendimi de örttüğümü hissettim. Herşey ve herkes hem kendini hem ötekini örtüyordu. Gizlemiyor gösteriyordu. Ama örtüyordu. Ağustos böceklerinin sesleri dinmişti. Yeni uyanan kuşların dikkatle kulak verilince birbirinden ayırdedilebilen ötüşleri duyuluyordu. Rüzgar hala esiyordu ve sanki bir varlıkmış gibi varlığın yanıbaşında kendi varlığının ortayerindeydi. Rüzgarı ilk kez böyle görüyordum. Böyle görünce onu örtüyordum. O örtülünce içini gösteriyordu.
Demek ki dedim kendi kendime bir isim var, bir sözcük olarak değil bir vareden varlık olarak isim var o ismin bir arşı var, onun arşından bir örtü iniyor, o örtüyle içlerini görüyorum. İçi görünen varlık korumaya başlıyor. Kendisi korunuyor demek ki. Demek ki kendisi korunmadan koruyamıyor.
Sonra üç ayrı yolda yürüyen nesneler gördüm : İlki cezadan korunuyordu, ikincisi günaha arzu duymayarak korunuyordu, üçüncüsü niteliklerin dalgalarının coşkunluğunda boğulan ve korunma ihtiyacını yitirmiş olanlardı.
Bunlar beyazdı ve kendilerini göstermiyor, göze göre görünüm alıyorlardı.
Yolun iki yanında ağaçlar yükseliyordu. Alttan bakınca yükseklik olarak görüyordum. İçlerine girdim, öyle baktım, yücelen bir yanları vardı, onu gördüm. Kendimi ağacın içinden geçen çocuk gibi derleyip toparladım, herşeyin birbirine örtü olduğunu gördüm. Bu görüler çoğaldıkça ben azalıyordum. Azaldıkça kendimi daha sıkı örtüyordum. Örttükçe korunuyordu yanlarım. Yanlarım içimi koruyordu.

Varlık ve nesneler iki ayrı su gibi akıyordu ama biri iç diğeri dışı ören iki isimle birlikteydiler. Ağaçların kabuklarını görüyordum önce. İçini göremiyordum. İçlerine bakınca ağacın taşın, böceklerin, otların, kayaların, evlerin, onları yapan ustaların, mimarların, yürüdükleri sokakların, caddelerin, oralardaki kuralların, binaların, yapıların, içlerindeki toplantıların, telefonların, bilgisayarların, onlardaki şifrelerin, bilgilerin, onlardaki niyetlerin, hamlelerin, bozgunların, vurgunların herşeyin dışı gizleniyordu. Dışına bakınca içi saklanıyordu. İç dışı perdeliyordu. Bunlar biribirini örtüyor dedim kendi kendime. Ben onları örtüyorum, onlar beni gizliyor. Biri beni koruyor. Ben onu göremiyorum. Biri beni örtüyor. Ben onu göremiyorum. Biri beni deniyor. Onu nasıl görebilirim? Biri beni sınıyor. Onu nasıl tutabilirim? Biri beni sınıyor. Ona tutunmam mı gerekiyor? Biri beni sınıyor işte. Onu tutmak ona tutunmaktan imkansız mıdır? Biri beni görüyor. Onu nasıl görebilirim? Biri beni örtüyor. Onu nasıl örtebilirim? Onu örtebilir miyim? Biri mi o? Beni biliyor mu? İçimi biliyor mu? Görüyor beni bilerek örtüyor mu? Beni örterek mi bildiriyor kendini? Kim o? Onu bilemeyecek miyim? Bilince bu binalar yıkılır mı? Bu sokaklar yok mu? Boş mu bu caddeler? Bu evler beni korur mu? Bu ev benim içimin dışı mı? Bu evde kim yaşıyor? Neredeyim ben? Bu ağaçlar nereye yokoldu? Onları koruyan gözlerimi örtüyor mu? Onları örterek mi beni koruyor?
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.