ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

22 Kasım 2010 Pazartesi 11:29
  • A
  • A
İç

Kendimi içsiz bir kabuk gibi hissediyorum. İçi olmayan bir badem kabuğu gibi. İçi çürümüş bir nar gibi. Sade kabuk gibi. İçim yok gibi. İçim hiç olmamış, hiç olmayacakmış gibi. Olma ihtimali olmayan bir şey. Kendimi içsiz hissetmeye başladığım anı hatırlayamıyorum. Ne zaman bu boşluk kondu başıma bilmiyorum. Bu bir gece kondu gibi gelip içime yerleşen bir şey. Bunun ne zaman nasıl içime yerleştiğini bilmiyorum. Oysa kendimi bir zamanlar iç gibi hissederdim. Kabuksuz bir meyve gibi. Kendimi sadece iç olarak görürdüm. Böyle hissederdim. Şimdi gezerken, dolaşırken, oturup kalkarken, otobüs beklerken, izin dilekçesi yazarken, pazardan domates alırken, okurken, seyrederken kendimi kabuk gibi hissediyorum. Kabukla için nasıl bir ilişkiye sahip olduğunu, kendimi içsiz hissettiğimde düşünmeye başladım.

Dış

Kendimi kabuğu olmayan iç gibi hissediyorum. İç. Sadece içim. H’yi attım iç kaldım. Eskiden de hiçtim hatırlıyordum. Hiçliktim eskiden. Ne zaman h’yi atarak iç olarak kaldığımı iyi hatırlıyorum. Kabuğun içten ayrı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bir gün kabuğum çatladı ve fakat içime bir şey olmadı. O zamandan beri kendimi sadece iç olarak duymaya başladım.
Artık kabuğa gereksinimim yoktu. İç kabuktu aynı zamanda, yani kabuksuzdu. İçin hem dış hem iç olduğunu anlamıştım artık. O gün yani artık içten ibaret olduğumu anladığım gün sokağa çıktım ve dışarıda devinen, arzunun müphem nesnesi olarak dolaşan içsiz kabuklar gördüm.
İçimi göremiyorlardı. İçi kabukla görmeye alışmıştı gözleri. Gözlerime baktım kabuğu yoktu. Ellerim içti, ayaklarım, adımlarım içti. Ağzım içti. Biçimi yoktu. Bu yüzden beğenmiyorlardı. Biçimsiz diyorlardı. Sadece içim olunca biçimim olmuyordu.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.