ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL8°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Göçen beyinler döner mi?

Şaban Özdemir

23 Şubat 2014 Pazar 11:19
  • A
  • A

Beyin göçünü son dönemlerde çokça konuşur, tartışır olduk. Bilim insanlarından öğrencilere,

sanatçılardan iş dünyasına kadar başarılı isimlerin fırsatını bulunca ülkesini terk ettiği,

bilgi, birikim ve becerilerini göç ettiği ülke menfaatine kullandığına çoğu zaman şahit

oluyoruz. Gittikleri için onları suçlayacak, eleştirecek değiliz. Ancak bu bazı şeyleri

sorgulamayacağımız anlamı taşımamalı! Neden gittiklerini, kayıp beyinlerimizi tekrar

ülkemize nasıl kazandırabilirize kafa yormalıyız. Öyle yapacağız…

Bir ülkenin ekonomik, kültürel en önemlisi de bilimsel kalkınmasında insan gücünün önemi

yadsınamaz. Kalifiyeli insan gücü için eğitim, eğitim için maddi yatırım şart. Yeterli mi değil

tabii ki. Nitelikli beyin için de bir de en az 25 yıla ihtiyaç var.

Vasıflı insan gücü için bu süreç gerekli. Birçok ülkenin bugün nitelikli beyinlere ihtiyacı var.

Farkında olan ülkeler gelişmişlikleri ölçüsünde çeşitli imkânlarla nitelikli beyinleri ülkelerine

çekiyor. Çeken taraf galip ya kaybeden!

Beyin kayıpları ilk 60’lı yıllarda başladı…

Ülke olarak son yıllarda tersine beyin göçü için bazı gayretler göstersek de Türkiye,

beyinlerini kaybeden tarafta maalesef. Beyin göçü tarihine gittiğimizde ülkemizde ciddi beyin

göçü 1960’lı yıllarda başladı. Önce doktor, mühendis sonra da bilim adamları ve sanatçılar

göç etti. Öğrenci düzeyinde ise yurt dışına çıkışlar 1968 yılında başladı. Türkiye Bilimsel ve

Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) desteğiyle çok sayıda öğrenci yurt dışına gitti.

Dünya ölçeğinde ülkemiz bugün en fazla beyin göçü veren 34 ülke arasında 24’üncü sırada.

Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi’nin verilerine göre sadece Almanya’da bulunan 800

bini aşkın bilim insanı içerisinde Türklerin sayısı 28 bin civarında. Başka bir araştırma da

ABD’deki Türk araştırmacı sayısının Avrupa ülkelerinin toplamından fazla olduğunu ortaya

koyuyor. Göçen beyinlerimizin çoğunu ise teknoloji ve mühendislik alanında çalışanlar

oluşturuyor.

Emek gücü beyin gücüne döndü…

Yeni yüzyılda üstün yetenekli, zeki ve parlak beyinli kişiler cazip fırsat ve olanaklarla yetenek

avcıları tarafından avlanıyor. Sunulan imkânlarla ülkelerine çekiliyor, o ülkelerin menfaatine

beyin ve becerileri kullandırılıyor. 19’uncu yüz yılda tarım çağında tarım ürünlerini

toplamak, işlemek için güçlü, kuvvetli, cesur ve genç emek güçlerine ihtiyaç duyulurken

günümüzde emek gücü yerini beyin gücüne bıraktı. Şimdi zeki, parlak gençler verimli

çağlarında transfer ediliyor.

Beyin göçü, nitelikli insan gücünün ülkesinin sosyal ve ekonomik kalkınma gayretleri ve

menfaatleri karşısında pasifleştirilmesi süreci olarak da ifade edilirken bugün başta ABD

olmak üzere gelişmiş birçok ülke; Kanada, İngiltere, Fransa ve Almanya geniş ölçüde beyin

göçünden katma değer sağlıyor. Vasıflı bir kişiyi transfer eden ülke az bir eğitim maliyetiyle

tasarruf ediyor, elde ettiği karı ülkesinde Araştırma-Geliştirme çalışmalarına harcıyor.

Beyin göçünün gerekçeleri…

Beyin göçüyle göç alan ülkeler ciddi tasarruf sağlarken bilim insanlarımız neden göç ediyor

biraz da bunun üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Üzerinde durulması gereken asıl soru bu!

Gerekçeleri çeşitlendirmek mümkün! Göçü tetikleyen, tahrik edenler aşağı yukarı belli. Neler

bunlar?

- Sayı ve nitelik olarak kimi alanlarda eğitilen insan gücü ile talep edilen arasındaki

dengesizlik.

- Aynı işe farklı ücret politikası.

- Eğitim ve öğretim kadrolarına, üniversitelere girişte doğan engeller.

- Ülkedeki istihdamın sınırlı olması, aydın işsizliğinin yaşanması.

- Yaratıcı gücün teşvik edilmemesi.

- Araştırma ve inceleme konusunda imkân yetersizliği.

- Bilim ikliminden uzak araştırma geliştirme politikasının eksikliği.

- Siyasi ve ekonomik anlamda yaşanan istikrarsızlık.

- Demokratik güvenin zedelenmesi, can ve mal güvenliği korkusu.

- Ve kompleks!

Bilim insanlarının yetersizliklerinden kaynaklanan kıskançlık, birbirini çekememezlik,

kabullenememe, ekip çalışmasından uzak durmak önemli bir gerekçe.

En önemli gerekçelerden biri bu belki de. Kıskançlık ve bürokratik engellerden ötürü çok

sayıda bilim insanımız küserek ülkesini terk ediyor. Daha iyi yaşayabileceği, kıskançlığın

olmadığı, bilimsel gelişmelerin desteklendiği, kendini daha iyi ifade edebileceğine inandığı,

özgür ortamlara göç ediyor.

Geçtiğimiz haftalarda Beyin Göçünü ele aldığımız Ülke Tv Artı-Eksi programında misafirim

olan Üsküdar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve Doç. Dr. Ebulfez Süleymanlı’nın

bu konuya ilişkin önemli görüşleri olmuştu. O görüşlere burada yer vermede fayda var.

Teknolojiye değil gayrimenkule yatırım yapıyoruz!

Ülkemizde nüfusa oranla kişi başına düşen bilim insanı sayısı ve akademisyen yoğunluğunun

seyrek olduğuna dikkat çeken Uzbay, Türkiye’de tersine beyin göçü için potansiyel olduğunu

belirtiyor ancak; bu potansiyelin farklı alanlarda kullanıldığına dikkat çekiyor.

Şunları söylüyor Uzbay:

“ Bir araştırmada dünya zenginleri sıralanıyor. Gelişmiş ülkelerin zenginliklerinin büyük

kısmının teknolojiden sağlandığı gözlenirken Türkiye’de ilk 100’e girenlerin 87’sinin

kaynağının gayrimenkul olduğu görülüyor. Bu sonuç aslında her şeyi ortaya koyuyor. Bizim

müteşebbisimiz arsaya, araziye, eve, binaya yatırım yapıyor maalesef. Gelişmiş ülkedeki

adamlar ise teknolojiye, bilimsel bilgiye yatırım yapıyor.”

Beyin göçümü mü beyin gücü mü?

Sosyolog Ebulfez Süleymanlı ise beyin göçünü engelleyemeye yönelik birçok ülkenin

girişimde bulunduğunu ancak bunu engelleyemediğine dikkat çekerek, beyin göçünün aslında

avantaja dönüştürebileceği vurgusu yapıyor. Farklı taraftan yaklaşıyor konuya Süleymanlı.

“Beyin göçü küresel bir sorun. Kimi ülkeler süreci doğal karşılıyor ve beyin göçüne maruz

kalmış insanlardan yararlanma stratejileri geliştiriyor. Gidene geri dönme diyerek, maddi

teşvikler veriyor. Sonrasında kişiden öğrencilere danışmanlık yapmaları isteniyor. Zaman

zaman ülkelerine döndüklerinde de bilimsel etkinliklere katılmaları talep ediliyor. Durumu

kendi lehlerine çevirme, ülke yararına çalışma yöntemleri izleniyor.”

Risk sermayeleri taşın altına elini koymalı!

Beyin göçünde fotoğraf bu.

Gerçekçi olmak gerekirse tam anlamıyla göçü engellemek mümkün değil. Ülke olarak

söz konusu göçü biran önce tersine çevirmemiz için harekete geçmemiz de fayda var!

TÜBİTAK bu anlamda ciddi gayretler gösteriyor. Birtakım teşviklerle bilim adamlarının geri

dönmesi için çabalıyor. Her şeyi devletten beklemek doğru mu? Kesinlikle değil! Prof. Dr.

Tayfun Uzbay hocamızın söylemlerine kulak vermek gerekiyor. Risk sermayelerinin, özel

girişimcilerin de taşın altına ellerini koymaları şart. Gayrimenkule, dolara değil de bilimsel

projelere, teknolojiye destek vermeleri gerekiyor. Paralarını riske edip, toplum menfaatine

dönecek projeleri desteklemelerini istiyor.

Önce beyin göçü önemsenmeli! Sonra eğitim kalitesini artırma adına köklü reformlar

yapılmalı. Göçe neden olan sıraladığım gerekçelerin hızlıca giderilmesi adına hızlıca aksiyon

alınmalı.

Dışarıda bulunan nitelikli beyinlerimizin ülkemize dönmesi adına üniversitelerde ilmi

araştırma faaliyetlerini özendirmek ve genişletmek gerekiyor.

Tabi dönen beyinlere de sahip çıkmak gerekiyor. Gelenlerin iyi değerlendirilmesi, kıskançlık

ve çekememezliğe kurban edilmeyip, olanaklar sunulup, kıt kaynakların heba edilmemesi de

sağlanmalı.

Eğitim ve teknoloji alanında ciddi adımların atıldığı bu 21’inci yüz yılda bireyler aldıkları,

ülkeler ise sundukları eğitimle statü ve değer kazanıyor.

Ülkemizin nitelikli beyin kaybı ve beyin küsmesi gibi bir lüksü yok! 

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Uğur Canbolat:23 Şubat 2014, Pazar 16:14

    Hassas bir konu! İyi anlatılmış. Teşekkürler