ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL8°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

DERS’ ler şimdi HANE’ siz!

Şaban Özdemir

02 Mart 2014 Pazar 14:59
  • A
  • A

Bir süredir kapatılacağı konuşulan dershaneler konusunda beklenen adım atıldı. Manidar bir

günde 28 Şubat Cuma gecesi tasarı onaylandı. Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun

ve KHK’larda Değişikli Yapan Kanun Tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Tasarıya 226 evet verildi. Şimdi dershane sahipleri 1 Eylül 2015 tarihine gün sayıyor. Bu tarih

itibariyle dershaneler kapanacak.

Dershane sahipleri düzenlemenin tamamen siyasi kaygıyla yapıldığını dile getirirken,

düzenlemeyi oylayanlar yasayla eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacaklarını ileri sürüyor.

Evet düzenleme birçok yeniliği getiriyor. Google’dan ‘ Dershane Düzenlemesi’ diye

tarama yapıldığında kanuna ilişkin söz konusu yenilikleri ayrıntısıyla göreceksiniz. Ben

yeniliklerden ziyade dershanelerin tarihine ilişkin hangi konjonktürde, hangi ihtiyaçlardan

ötürü kurulduğunu, o ihtiyaçların bugün karşılanıp, karşılanmadığını anlatmaya çalışacağım.

Ülkemizde özel dershaneler Cumhuriyetin ilk yıllarında varlık gösterirler. 1960’lı yılların

ortalarında ise yaygınlaşmaya başlar. O yıllardan buyana bugün olduğu gibi zaman zaman

tartışıldı, kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı dershaneler. Ancak her şeye rağmen

bugüne kadar sayıları artarak ve de güçlenerek geldiler. Türkiye’nin farklı bölgelerinde

toplam Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ın belirttiğine göre 3 bin 550 dershane bulunuyor. Bu

dershanelerde 1 milyon 220 bin öğrenciye 53 bin öğretmen eğitim veriyor.

Cumhuriyetin öncesine uzanan, Cumhuriyetin ilk yıllarında daha çok yetişkinlere yönelik,

yetiştirme kursları olarak faaliyet gösteren özel dershaneler, 60’lı yıllardan itibaren sınavlara

hazırlık kurumları olarak işlev görmeye başladı.

Cumhuriyet döneminde daha çok yetişkinlere yönelik yabancı dil, sanat, ticaret ve ev

ekonomisi gibi konularda eğitim veren dershaneler, Cumhuriyet sonrasında ilköğretim ve

ortaöğretimin yaygınlaşmasıyla hizmet alanını bu yöne çevirdi. Dershanelerin hedefinde

artık okula devam eden öğrenciler vardı. 1930-1960 yılları arasında dersleri zayıf,

bütünlemeye kalmış, dışarıdan okul bitirmek isteyen öğrencilere takviye niteliğinde faaliyet

göstermiş dershaneler o yıllarda. Bugün de öyle değil mi? İsteği liseye, hayalini kurduğu

bir üniversiteye girmek isteyen öğrenciler küçük yaşlardan itibaren okulun yanında bir

dershaneye gitmiyor mu? Okulda tam anlamıyla kavrayamadığı ders ve konuları, dershaneler

aracılığıyla tam anlamıyla öğrenmiyor mu? Üniversite hazırlık dönemim aklıma geldi. 2

yılımı dershanede geçirdim. Sonrasında isteğim üniversitenin kapısını açabildim!

1960-70’li yıllarda eğitimin öneminin artmasıyla yükseköğretime talep günden güne arttı.

Okullar bu talebi karşılayamaz duruma geldi. Böyle olunca da dershanelere ihtiyaç daha

da arttı, yaygınlaşmasını da beraberinde getirdi. İyi bir gelecek için öğrenci de veli de

dershanenin gerekliliğinde hemfikirdi.

1970 yılına kadar üniversiteler ‘Devlet Olgunluk Sınavı’ ve ‘Devlet Lise Sınavı’ ile öğrenci

kabul ediyorlardı. Üniversiteler bu sınavların yanında seçeceği öğrenciyi kendi içinde bir

de sınava tabi tutuyordu. 1973 yılına kadar bu böyle sürdü. Ancak aynı yıl sınav sorularının

çalınmasıyla merkezi sınav sistemine geçiş yapıldı. 1974 sonrasında sınavı Öğrenci Seçme

ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) sınavları yapmaya başladı. Sınav odaklı eğitim modeli

dershanelere ihtiyacı daha da pekiştirdi. İhtiyacın artması tartışmaları da haliyle beraberinde

getirdi.

Murat Özoğlu’nun dershanelere ilişkin analizinde birçok önemli tespitler bulunuyor.

Bu yıllarda ailelerin ekonomik gelirleri arasındaki dengesizlik bunun yanında coğrafi

uzaklıktan ötürü dershanelerin kırsala gelememesi, eğitimde fırsat eşitsizliği tartışmalarına

neden oldu. İmkânı olup da iyi bir okul ve dershane ile istediği üniversiteyi kazanırken imkân

bulamayanların hayallerini gerçekleştirememesi dershaneleri kapatma noktasına getirdi.

Eğitimde fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırma adına 1983 yılında bir tasarı hazırlandı ve

kurucu meclisin gündemine getirildi. Ancak meclis tasarıyı reddetti. Kapatılma ısrarı devam

etti. Bunun üzerine kararı veto eden Milli Güvenlik Konseyi kapatılma ile ilgili önergeyi

kabul etti ve 16 Haziran 1983 tarihinde dershanelerin açılmasını yasaklayarak, faaliyet

gösterenlerin 1 Ağustos 1984 tarihine kadar kapatılmasına karar verdi.

Tarih tekerrürden ibaret derler ya gerçekten de öyle. Yıl 2014. Dershanelerin kapatılması

şimdi de gündemde. Hatta tasarı onaylandı ve yasalaştı. Gerekçe yine aynı. Düzenlemenin

siyasi olduğu yönünde söylemler dile getirilse de düzenlemeyi yapanların gerekçesi fırsat

eşitsizliğini ortadan kaldırmak.

Bugünkü gibi o dönemlerde de dershane yöneticileri harekete geçmiş. Henüz yeni kurulan

Özal Hükümetini ikna ederek özel dershanelerin faaliyetlerini sürdürmelerini sağlamışlar. 11

Temmuz 1984 tarihinde kabul edilen yasayla dershaneler kapatılmaya ramak kala kurtulmuş.

1984 yılında 174 olan özel dershane sayısı bugün 3 bin 550’ye geldi. Yükseköğretimdeki

kapasite yetersizliği, yükseköğretim ve ortaöğretim kurumları arasında söz konusu kalite

farkı öğrenci seçme sınavlarını kaçınılmaz kılarken dershanelerin bu süreçte kapatılması çok

da akıllıca değil. Üniversite sayılarının bu paralelde kontenjanların arttığı ortada bu durum

öğrencilerin yükseköğrenim ihtiyacını karşılamada rahatlık sağlasa da yine de dershanelerin

kaldırılması doğru değil.

Dershaneler özelde sınav genelde de eğitimde başarının anahtarı olarak görülmeye

günümüzde devam ediyor. Dershaneye gitmeden başarının imkânsız olduğu inancı birçok

öğrenci ve ebeveynin ortak görüşü.

Kuruluşunu gerektiren, yaygınlaşmasına sebep olan faktörler günümüzde hala tam anlamıyla

karşılanmış değil. Bölgelere göre farklılık gösteren okullarımızdaki alt yapı, donanım ve

insan kaynaklarının biran önce iyileştirilmesi şart. Aksi halde dershanelerin kapatılması, sınav

hazırlık ve özel derse imkân vermeyen tasarının yasalaşması Türkiye’nin eğitim geleceğine

zarar vereceği ortada. Eğitim sistemindeki aksaklıkların çözüme kavuşmadan dershanelerin

kaldırılmasına yönelik atılan adımlar fayda sağlamayacak, eğitimde kalite düşecek, merdiven

altı yapılar ise yaygınlaşacaktır. Parası olanlardan oluşan az kişilik sınıflarda kişiler kaliteli

eğitim alırken, imkânı olmayanlar gitmek istediği üniversitenin, arzuladığı geleceğin hayalini

kurmakla yetineceklerdir. Ebeveynleri de öyle!

(sabanozde@gmail.com)

DERS’ ler şimdi HANE’ siz!
 
Şaban Özdemir
 
Bir süredir kapatılacağı konuşulan dershaneler konusunda beklenen adım atıldı. Manidar bir 
 
günde 28 Şubat Cuma gecesi tasarı onaylandı. Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun 
 
ve KHK’larda Değişikli Yapan Kanun Tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. 
 
Tasarıya 226 evet verildi. Şimdi dershane sahipleri 1 Eylül 2015 tarihine gün sayıyor. Bu tarih 
 
itibariyle dershaneler kapanacak. 
 
Dershane sahipleri düzenlemenin tamamen siyasi kaygıyla yapıldığını dile getirirken, 
 
düzenlemeyi oylayanlar yasayla eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacaklarını ileri sürüyor. 
 
Evet düzenleme birçok yeniliği getiriyor. Google’dan ‘ Dershane Düzenlemesi’ diye 
 
tarama yapıldığında kanuna ilişkin söz konusu yenilikleri ayrıntısıyla göreceksiniz. Ben 
 
yeniliklerden ziyade dershanelerin tarihine ilişkin hangi konjonktürde, hangi ihtiyaçlardan 
 
ötürü kurulduğunu, o ihtiyaçların bugün karşılanıp, karşılanmadığını anlatmaya çalışacağım. 
 
Ülkemizde özel dershaneler Cumhuriyetin ilk yıllarında varlık gösterirler. 1960’lı yılların 
 
ortalarında ise yaygınlaşmaya başlar. O yıllardan buyana bugün olduğu gibi zaman zaman 
 
tartışıldı, kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı dershaneler. Ancak her şeye rağmen 
 
bugüne kadar sayıları artarak ve de güçlenerek geldiler. Türkiye’nin farklı bölgelerinde 
 
toplam Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ın belirttiğine göre 3 bin 550 dershane bulunuyor. Bu 
 
dershanelerde 1 milyon 220 bin öğrenciye 53 bin öğretmen eğitim veriyor. 
 
Cumhuriyetin öncesine uzanan, Cumhuriyetin ilk yıllarında daha çok yetişkinlere yönelik, 
 
yetiştirme kursları olarak faaliyet gösteren özel dershaneler, 60’lı yıllardan itibaren sınavlara 
 
hazırlık kurumları olarak işlev görmeye başladı. 
 
Cumhuriyet döneminde daha çok yetişkinlere yönelik yabancı dil, sanat, ticaret ve ev 
 
ekonomisi gibi konularda eğitim veren dershaneler, Cumhuriyet sonrasında ilköğretim ve 
 
ortaöğretimin yaygınlaşmasıyla hizmet alanını bu yöne çevirdi. Dershanelerin hedefinde 
 
artık okula devam eden öğrenciler vardı. 1930-1960 yılları arasında dersleri zayıf, 
 
bütünlemeye kalmış, dışarıdan okul bitirmek isteyen öğrencilere takviye niteliğinde faaliyet 
 
göstermiş dershaneler o yıllarda. Bugün de öyle değil mi? İsteği liseye, hayalini kurduğu 
 
bir üniversiteye girmek isteyen öğrenciler küçük yaşlardan itibaren okulun yanında bir 
 
dershaneye gitmiyor mu? Okulda tam anlamıyla kavrayamadığı ders ve konuları, dershaneler 
 
aracılığıyla tam anlamıyla öğrenmiyor mu? Üniversite hazırlık dönemim aklıma geldi. 2 
 
yılımı dershanede geçirdim. Sonrasında isteğim üniversitenin kapısını açabildim!
 
1960-70’li yıllarda eğitimin öneminin artmasıyla yükseköğretime talep günden güne arttı. 
 
Okullar bu talebi karşılayamaz duruma geldi. Böyle olunca da dershanelere ihtiyaç daha 
 
da arttı, yaygınlaşmasını da beraberinde getirdi. İyi bir gelecek için öğrenci de veli de 
 
dershanenin gerekliliğinde hemfikirdi. 
 
1970 yılına kadar üniversiteler ‘Devlet Olgunluk Sınavı’ ve ‘Devlet Lise Sınavı’ ile öğrenci 
 
kabul ediyorlardı. Üniversiteler bu sınavların yanında seçeceği öğrenciyi kendi içinde bir 
 
de sınava tabi tutuyordu. 1973 yılına kadar bu böyle sürdü. Ancak aynı yıl sınav sorularının 
 
çalınmasıyla merkezi sınav sistemine geçiş yapıldı. 1974 sonrasında sınavı Öğrenci Seçme 
 
ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) sınavları yapmaya başladı. Sınav odaklı eğitim modeli 
 
dershanelere ihtiyacı daha da pekiştirdi. İhtiyacın artması tartışmaları da haliyle beraberinde 
 
getirdi. 
 
Murat Özoğlu’nun dershanelere ilişkin analizinde birçok önemli tespitler bulunuyor. 
 
Bu yıllarda ailelerin ekonomik gelirleri arasındaki dengesizlik bunun yanında coğrafi 
 
uzaklıktan ötürü dershanelerin kırsala gelememesi, eğitimde fırsat eşitsizliği tartışmalarına 
 
neden oldu. İmkânı olup da iyi bir okul ve dershane ile istediği üniversiteyi kazanırken imkân 
 
bulamayanların hayallerini gerçekleştirememesi dershaneleri kapatma noktasına getirdi. 
 
Eğitimde fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırma adına 1983 yılında bir tasarı hazırlandı ve 
 
kurucu meclisin gündemine getirildi. Ancak meclis tasarıyı reddetti. Kapatılma ısrarı devam 
 
etti. Bunun üzerine kararı veto eden Milli Güvenlik Konseyi kapatılma ile ilgili önergeyi 
 
kabul etti ve 16 Haziran 1983 tarihinde dershanelerin açılmasını yasaklayarak, faaliyet 
 
gösterenlerin 1 Ağustos 1984 tarihine kadar kapatılmasına karar verdi. 
 
Tarih tekerrürden ibaret derler ya gerçekten de öyle. Yıl 2014. Dershanelerin kapatılması 
 
şimdi de gündemde. Hatta tasarı onaylandı ve yasalaştı. Gerekçe yine aynı. Düzenlemenin 
 
siyasi olduğu yönünde söylemler dile getirilse de düzenlemeyi yapanların gerekçesi fırsat 
 
eşitsizliğini ortadan kaldırmak. 
 
Bugünkü gibi o dönemlerde de dershane yöneticileri harekete geçmiş. Henüz yeni kurulan 
 
Özal Hükümetini ikna ederek özel dershanelerin faaliyetlerini sürdürmelerini sağlamışlar. 11 
 
Temmuz 1984 tarihinde kabul edilen yasayla dershaneler kapatılmaya ramak kala kurtulmuş.
 
1984 yılında 174 olan özel dershane sayısı bugün 3 bin 550’ye geldi. Yükseköğretimdeki 
 
kapasite yetersizliği, yükseköğretim ve ortaöğretim kurumları arasında söz konusu kalite 
 
farkı öğrenci seçme sınavlarını kaçınılmaz kılarken dershanelerin bu süreçte kapatılması çok 
 
da akıllıca değil. Üniversite sayılarının bu paralelde kontenjanların arttığı ortada bu durum 
 
öğrencilerin yükseköğrenim ihtiyacını karşılamada rahatlık sağlasa da yine de dershanelerin 
 
kaldırılması doğru değil. 
 
Dershaneler özelde sınav genelde de eğitimde başarının anahtarı olarak görülmeye 
 
günümüzde devam ediyor. Dershaneye gitmeden başarının imkânsız olduğu inancı birçok 
 
öğrenci ve ebeveynin ortak görüşü. 
 
Kuruluşunu gerektiren, yaygınlaşmasına sebep olan faktörler günümüzde hala tam anlamıyla 
 
karşılanmış değil. Bölgelere göre farklılık gösteren okullarımızdaki alt yapı, donanım ve 
 
insan kaynaklarının biran önce iyileştirilmesi şart. Aksi halde dershanelerin kapatılması, sınav 
 
hazırlık ve özel derse imkân vermeyen tasarının yasalaşması Türkiye’nin eğitim geleceğine
 
zarar vereceği ortada. Eğitim sistemindeki aksaklıkların çözüme kavuşmadan dershanelerin
 
kaldırılmasına yönelik atılan adımlar fayda sağlamayacak, eğitimde kalite düşecek, merdiven
 
altı yapılar ise yaygınlaşacaktır. Parası olanlardan oluşan az kişilik sınıflarda kişiler kaliteli
 
eğitim alırken, imkânı olmayanlar gitmek istediği üniversitenin, arzuladığı geleceğin hayalini 
YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Uğur Canbolat:02 Mart 2014, Pazar 15:09

    Dün bugün ilişkisini Kur'an güzel bir yazı. Teşekkürler