ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Türk - Japon dostluk ilişkilerinde altın çağ

Rahmi Akbaş

30 Ekim 2013 Çarşamba 07:57
  • A
  • A

 

29 Ekim, hem Cumhuriyet’in 90. Yılının kutlanması, hem de Marmaray’ın açılması ile iki bayramı birlikte yaşattı. Her iki konuyu birçok gazeteci ve köşe yazarı dile getirirken biz de, bu olaylarda dikkati çeken bir konuyu ön plana çıkartmak istiyoruz.

Japon Doshisha Üniversitesi, Küresel Çalışmaları Enstitüsü Dekanı olan Masanori Naito, yazdığı köşe yazısında, yukarıdaki başlığı kullanarak, Japon-Türk dostluğu ve Japonya’nın Türkiye’ye bakışını ortaya koymuştur. Zaman Gazetesi’ndeki bu yazıya, bir Türk vatandaşı olarak ben de imzamı atıyorum.

Naito, en belirgin unsur olarak ’Herkesin bildiği gibi Japonya ile Türkiye arasında tarihi geçmişe dayanan bir dostluk ilişkileri mevcuttur.’’ Diyerek, Japonya’nın fikirlerine tercüman olmuştur.

Biz Sultanahmet Camii çevresinde bir Japon turist gördüğümüzde, hemen gülümseriz; çünkü o her zaman gülen yüzü ve sempatik bakışları ile bize, sıcak bir dost elektiriği gönderir, bizde aynı sempatiklikle güleriz.

Aslında Japonlarla bir savaşta karşı karşıya gelmişiz; bunu pek kimse bilmez. Birinci Dünya Savaşı sonrası 06 Aralık 1918’de İstanbul’a bir Japon filosu gelmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonucu, karşı tarafta yer alan Japonlara, bu savaşın tazminatı olarak Japonya İmparatorluğuna Turgut Reis Zırhlısı verildiyse de, Japon İmparatorluğu bu gemiye el koymamış ve 1924 yılında Türkiye’ye iade etmiştir. 

Naito, ‘’Japonya’nın yapımını üstlendiği Marmaray Projesi’nin açılışı için Japonya Başbakanı Shinzo Abe, Türkiye’yi ziyaret edecek. Sayın Abe, böylece bu yıl ikinci kez Türkiye’yi ziyaret etmiş olacak. Okuyucuların müsaadesini alarak ben de bir Japon bilim adamı olarak başbakanımızın her iki ziyaretini önemsediğimi belirtmek istiyor ve bundan duyduğum sevincimi değerli Türk vatandaşlarıyla paylaşmak istiyorum.’’ Diyor. Bizde Japon Başbakanı’nın iki kez gelişini tabi ki önemsiyoruz. Daha da önemsediğimiz bir durum ise Marmaray’ın açılışı dua ile olması ve bu duaya ellerini açarak katılan Japon Başbakanı’nın hareketidir.

Başbakan Erdoğan ise bu duygulara, ekonomik olarak cevap veriyor ve Sinop’ta yapılacak olan Nükleer Santral’ın, Japonya ile yapılacağını deklare ediyordu. Kim ne derse desin, Türkiye Cumhuriyeti’de yüzünü doğuya dönmüştür. Nasıl dönmesin ki, köşe yazarı Ali H. ARSLAN’ın yazdığına göre, Bipartisan Policy Center (BPC) adlı düşünce kuruluşunun yayınladığı raporda, Suriye, Mısır, Irak, İsrail sorunlu ilişki alanları olarak öne çıkarıyor. Türkiye’deki demokratik sıkıntılara sıkça vurgu yapılması dikkat çekiyor. Özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gerek iç gerek dış siyaseti sevk ve idare tarzına yoğun eleştiriler getiriliyor. Ayrıca, ABD’ye Türkiye’nin iç işlerine daha fazla müdahil olma çağrısı yapılırken, basın ve ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, Kürt ve Alevi meselesi, hükümetin ‘artan mezhepçiliği’, gayrimüslim azınlıkların sorunları gibi konularda Washington’a Ankara’yla ‘açık’ konuşma telkini yapılıyor. Hatta bir yerinde, uluslararası ticaret pazarlıklarında ABD’nin Türkiye’ye desteğinin sivil ve ekonomik özgürlüklerde alınacak mesafeye bağlanması teklif ediliyor.

Buradan da görülmektedir ki, bir tarafta büyüyen ilişkiler ve sevgi dolu bir toplum varken, diğer tarafta, tehdit eden, kinini kusan ve bizi hala 1918’de ABD MANDASI isteyen bir toplum olarak gören bir ülke vardır.

1918’de Osmanlı’da Mondros Mütarekesinin imzalanması ile başlayan ve Anadolunn işgali ile devam eden süreçte, ülkenin bölünmemesi için belli bir aydın kesimi ABD’ye yakınlaşmış ve Osmanlı’nın ABD mandası altına girmesini savunulmuştur. Bunlardan biri de İsmet İNÖNÜ’dür.

İsmet Bey, Erzurum’da bulunan Kazım Karabekir Paşaya, yazdığı mektupta manda sistemini şiddetle savunmuş ve Mustafa Kemal Paşa’ya bu durumu iletmesini istemiştir. Fakat Allahtan, Karabekir Paşa buna yüz vermemiş ve tüm sıkıştırmalara rağmen, bu mektup hiçbir zaman paşaya ulaşmamıştır.

1945 yılında ise istenen olmuş ve günümüze kadar sürecek patron-maraba ilişkisi devam etmiştir. Ancak son günlerde ortaya çıkan, bağımsızlık hareketi, OBAMA ve ekibini değilse de, ABD’nin birçok grubunu etkilemiş ve bundan rahatsız olduklarını bu tip raporlarla, hem hükümete hem de kamuoyuna duyurmuşlardır.

Diğer taraftan, ekonomisi ve siyasi yapısı bir diğer büyük ülke bilim adamı, Naito ise ‘’Japonya lideri biraz geç kalmış olsa da, gelişen ekonomisiyle ve demokrasisiyle dünyaca kabul gören Türkiye’nin önemini fark etmiş durumda ve stratejik ortaklık geliştirmek için adım atmış bulunmaktadır. Türkiye’nin, gelişmişlik göstergelerinin içinde sadece ekonomisi değil bence çok daha önemli olan bir özelliği daha var. Dürüst ve ilkeli bir duruşa sahip olmasından bahsediyorum. Ortadoğu’daki son gelişmelerde Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin gösterdiği tutum sadece siyasî açıdan değil, ahlakî açından da çok doğru adımlardır. Örneğin, Mısır’daki darbeye karşı Türk halkının gösterdiği tepki tabii ki doğrudur. Suriye’deki katliama karşı gösterdiği tepki ve tutum da gayet isabetlidir. Ve kendi sınırları içerisindeki gerçekleştirmek istediği demokratikleşme ve liberalleşme çalışmaları da önemli ve yerinde gayretlerdir. İçerideki ve dışarıdaki bu siyasî ve diplomatik adımlar Türkiye’nin gelecekte de doğru yoldan gideceğinin göstergesi.’’ Demektedir.

İşte iki bölgeden iki farklı görüş, siz hangisine yönelir ya da hangisine sıcak bakarsınız. Sayın Natio son olarak ‘’Türkiye artık, Japonya’yı arkadan takip eden bir ülke değil, oldukça girift ve karmaşık hale gelen uluslararası arenada önde giden ve dürüstlüğüyle biz Japonlara doğru yolu gösteren bir dost ülkedir.’’ Diyerek, son noktayı koymuştur.

 

 

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - FREEMAN:01 Kasım 2013, Cuma 15:19