ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Yağışlı

YAZARLAR

Türk fidanının yeşerdiği Ağustos ayları

Rahmi Akbaş

28 Ağustos 2013 Çarşamba 13:33
  • A
  • A

 

Yaşlı Doğu Çınar’ı, yorgun vücudunu şöyle bir salladı; artık yaşlandığını ve ömrünün sonuna geldiğini biliyordu. Uzun ömrü boyunca birçok olaylar görmüş, çok zaman sevinmiş, mutlu olmuş, son yıllarında ise çok fazla üzülmüş ve kahrolmuştu. Ancak sevindiği bir şey vardı; belki bu dünyadan gidiyordu ama ayağının dibinde yeşermeye başlayan, kendinden, canından kanından bir fidan yetişiyordu ki, belki kendinden de güçlü olacak ve daha uzun yaşayacaktı. Çünkü yine biliyordu ki, kendini fidan olarak yetiştiren ataları nasıl kendine bu görevi devretmişse, o da şimdi bu görevi bu fidana devrediyordu.

O geceyi hatırladı, her taraftan rüzgârlar esiyor, yaşlı vücudu ise bu esen rüzgârlara, artık dayanamıyordu. İşte o gece, görevini devretme zamanının geldiğini anladı. En güvendiği dalına seslendi, görevimi devretmeliyim bana en iyi tohumunu seç. Dal maviye çalan rengi ile diğerlerinden daha da parlak, yerinde duramayan tohumu gösterdi. Ulu çınar şöyle şiddetle dalı salladı ve tohum, çınarın ayakları dibine düştü. Toprak hemen harekete geçti, onu kucakladı; en verimli besinleri ile besledi ve bir 30 Ağustos günü toprak ananın kucağını yırtarak çıkan ‘’Türk’’ adlı çınar fidanı, bende varım dedi.

Ağustos Ayı, Türk Anadolu Devletleri’nin kuruluşunda büyük önem taşıyan bir aydır. Özellikle 1071, 1921 ve 1922 yıllarında etkilediği olaylarla Türk Anadolu Tarihi’ndeki yerini almıştır. Türklerin 1071’de Büyük komutan Alparslan’ın Malazgirt Muharebesi ile başlayan Anadolu rüyası, doruklara ulaşmış, 1700’lerde ortaya çıkan, Haçlı mantığı ile Türk’ün Anadolu’dan atılma projesi yine bir Ağustos günü, hüsrana uğramıştır. Buna göre, 23 Ağustos 1921’de başlayan Sakarya Muharebesi ile Doğu Çınarının fidanının ayağa kalkışı, 16 Ağustos 1922’de ise atası ulu çınarın yerini alışının tescil tarihidir.

Sakarya Muharebesi başlayana kadar oluşan olaylara bir göz atmak gerekmektedir. I. Dünya Savaşı ile yıkılış dönemine giren Osmanlı Devleti, Mondros Mütarekesi ile yıkım tescillenmiş ve 19 Mayıs 1919’ da Mustafa Kemal Paşa ve karargâhının Samsun’a çıkışı yeni bir süreci başlamıştır. 12 Ocak 1920’de yaptığı son toplantı ile İstanbul’daki görevini tamamlayan Meclis-i Mebus’an, 16 Mart 1920’deki İstanbul’un fiili işgali ile geçerliliğini yitirmiş ve 11 Nisan 1920’de işgal kuvvetlerinin meclis baskını ile resmen feshedilmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın, görevini Ankara’da sürdürmek üzere davet ettiği mebuslar ile yeni seçilen mebusların birleşmeleri ile oluşturulan Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920’ de Ankara’da açılmıştır.

Anadolu dönemi olarak adlandırabileceğimiz bu dönem, büyük fedakârlıkların ve canını ortaya koyan Türk mebus, komutan ve askerlerinin azimleri ile bu fidan büyümüştür. Anadolu dönemi, içteki ve dıştaki düşmanlar ile satılmışların mücadelesi ile geçmiş, I. ve II. İnönü Muharebeleri bu fidanın köklerinin çok derinlerde olduğunu ispatlamıştır. Bu dönemde hep başarılar olmamış, bazen de yenilgiler olmuştur. Özellikle Eskişehir–Kütahya Savaşları bu fidanın en fazla zarar gördüğü savaş olmuştur.

İsmet (İnönü) Bey komutasındaki Türk Ordusu, Eskişehir–Kütahya savaşları ile dağılmış, yeni oluşturulan ve 80.000 kişi olduğu tahmin edilen Batı Ordusu’ndan ancak 17.000 kişi kadar bir kuvvet kalmış ve bunlarda Sakarya’nın doğusuna 25 Temmuz 1921’de çekilebilmişlerdir.

 

SAKARYA MUHABERESİ

Bu çekilme halkta ve orduda büyük panik yapmıştır. 22 Temmuz 1921’de Fevzi Paşa, Mecliste yaptığı konuşmada ‘’İlerleyen Yunan ordusu mezarına yaklaşıyor‘’ dediyse de milletin yükselen heyecanını dindiremedi.

Sakarya’nın doğusuna yani Polatlı istikametine çekilen Türk kuvvetleri, burada mevzilenmişlerdir. Bugün Ankara’nın Sincan ilçesine bağlanan Temelli Beldesi’nin yakınlarında bulunan Alagöz Köyü (o zamanlar Alagöz çiftliği idi) ise karargâh alanı olarak karar kılınmıştır.

Buraya gelen Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan sıfatı ile karargâhına yerleşir. Yunan Generali Populas ise 10 Ağustos’ta Yunan ordusuna yürüyüş emri verir. Yunan Kralı Konstantin ’Ankara‘’ diye bağırıyor, hatta İngiliz irtibat subaylarını Ankara’da vereceği ziyafete davet ediyordu.

Sakarya Muharebesi, 23 Ağustos 1921’de başladı ve yirmi iki gün yirmi iki gece devam etti. Yunan ordusu hızla Polatlı’ya yaklaşıyordu, Türk ordusu kaybedilen her mevzi yerine geride yeni bir mevzi oluşturuyordu. Mustafa Kemal Paşa ‘’Hatt-ı müdafaa yoktur. Sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz‘’ diyerek son fert kalana kadar savaşacağını ilan ediyordu.

Ancak Yunan ordusunun sürekli ilerlemesi, Başkomutanın yeni kararlar almasına neden oluyordu. Bu kararlardan biri de Kızılırmak’ın doğusuna çekilme düşüncesiydi. Mustafa Kemal Paşa, Çal Dağı odak noktası olarak almış, buranın düşmesini savaşın kaybedilişinin bir alameti olarak görmüştü. Halide Edip Hanım:

“Bir hafta geçmeden Çal Tepesi düştü. Korkunç bir sükût. Mustafa Kemal Paşa sövüyor, aşağı yukarı dolaşıyor ve geri çekilme emri verip vermemekte tereddüt ediyordu. Bir zabit odaya girerek:  

— Fevzi Paşa sizi telefondan arıyor, Efendim, dedi.

Gece yarısından sonra, saat tam ikiydi. Bana orası o gece tiyatro sahnesi gibi gelir. Mustafa Kemal Paşa, karşıki odada telefon ediyor, ben de kapıya dayanmış, dinliyorum. Sofa ayakta dimdik duran zabitlerle doluydu. Herkes bekliyordu.

— Mustafa Kemal konuşuyor: Siz misiniz Paşa Hazretleri? Ne? Vaziyet lehimize mi dediniz? Doğru anladım mı? Haymana hemen hemen işgal edilmiştir. Ne? Yunanlılar kuvvetlerinin sonuna gelmiş, ricat mı edecekler?

Orada duranların yüzleri ışıldıyor. Ondan sonra Mustafa Kemal Paşa geldi. Yunanlılar daha ileri gitmeden önlerine göndereceği kuvveti temin etmek için plan yapmaya başladı.”[1]

Fevzi Paşa ve telefonu her şeyi değiştirmiştir. Halide Edip,

“Eğer bazen tesadüfî bir hareket, bir milletin kaderini değiştirebilirse, işte Fevzi Paşa’nın telefonu böyle bir tesadüf olur.”[2]

Diyerek o gecenin nasıl bir kırılma noktası olduğunu ifade etmiştir.

Fevzi Paşa’nın hakkı vardır. Ertesi günü Yunanlılar Haymana’ya hücum edemeyecek kadar yorgundurlar. Oradaki köy bizim tarafımızdan kapatılmıştı. Dördüncü Tümen kumandanı Kemalettin Sami Paşa, üç Yunan tümeniyle dövüşüyordu. Sami Paşa âcil cephane gönderilmesi için karargâha telefon ederken, Fevzi Paşa da bu cephane gelene kadar Yunanlıları yeneceklerini söylüyordu. Bu ısrara cephe heyeti bir anlam veremiyor ve münakaşalar oluyordu.[3]

Eylül’ün 10’unda ilk Türk taarruzu olacaktı. Halide Edip:

“O gün askerlerin sırf savaştan dolayı duydukları heyecanın mahiyetini sezer gibi oldum. Duatepe’ye hücum başlamıştı. Savaş o gün saat dörde kadar sürdü. Duatepe alınmıştı. Bizim hücum bir hafta kadar devam etti.”

 Yunanlılar mevzilerini terk etmiş, cephe durağanlaşmıştı. Her iki taraf da, nesi var nesi yoksa savaşa sürmüştü. Artık Yunanlıların elinde saldırılarını devam ettirecek ne askeri, ne de cephanesi kalmıştı.

13 Eylül’de, eski Yunan hatları boyunca; karmaşık ceset yığınları, üniformalar, postallar, silah ve cephane sandıkları, gazete, konserve ve bidon kümeleri uzanmaktadır. Yunan Ordusu, yirmi iki gün yirmi iki gece süren savaştan sonra, tekrar Sakarya’nın batısına çekilmiştir. Her iki taraf 40.000 asker, yani savaşa sürdüğü mevcutlarının beşte birini kaybetmişlerdi.[4]

Sakarya Muharebesi, 13 Eylül 1921’de Türk ordusunun kesin zaferiyle sonuçlandı. Sakarya Zaferi, Türk Devletini legal hale getirirken, Yunan ordusu dış güçlerin desteğini kaybetmesine neden olmuştur. Başta İngiltere olmak üzere çeşitli devletler verdikleri beyanlar ve Ankara hükümeti ile yaptıkları anlaşmalarla bu savaşın Yunanlılar aleyhine sonuçlanacağını kesin olarak idrak etmişlerdir. İngilizler Türk Devletine silah satacağını beyan ederken, Fransa 20 Ekim 1921’ de Ankara Antlaşmasını imzaladı. Rusya’dan ise tebrik mesajları geliyordu.

 

BÜYÜK TAARRUZ

 

Sakarya Muharebesi ile Büyük Taarruz arasında geçen dönemde Türk ordusu toparlandı, eğitildi ve Büyük Taarruza hazır hale getirildi.

Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Fevzi Paşa, 13 Ağustos 1922’de cepheye gitti. 20 Ağustos 1922’de Başkumandan Mustafa Kemal Paşa da Garp Cephesi Karargâhı olan Akşehir’e geldi. O gece Birinci ve İkinci cephe kumandanları da cephe karargâhına geldiler. Fevzi ve İsmet Paşalar da dâhil olduğu halde durum raporu verildi. Baskın ilgililere tüm yönleri ile anlatıldı.

Fevzi Paşa’nın taarruz planı gerçekten basitti:

Ordunun büyük kısmı ile Akarçay’ın güneyinde toplanarak ve düşmanın sağ tarafını kuşatarak en doğal geri çekilme istikameti olan İzmir demiryolunu kesmek ve yolsuz mıntıkaya düşecek olan düşmanı imha etmek… [5]

Fevzi Çakmak saldırı plânını açıklamıştı. İsmet Paşa saldırıya hemen karşı çıkar. Yakup Şevki Paşa[6], milletin varını yoğunu zar gibi atmanın tarihçe cinayet sayılacağını söyler. Mustafa Kemal Paşa:

—     Milletin varı yoğu bundan mı ibarettir Hocam?

—     Evet!

—   O halde kesin sonucu bununla almak zorundayız!

Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa bizim geri teşkilâtının düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamayacağını söyler. Mustafa Kemal Paşa;

— Bizim geri teşkilâtımız düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamaz mı?

— Hayır Paşam!

— O halde düşmanı yirmi kilometre içinde yok etmek zorundayız!

İkinci Ordu Komutanı Nurettin Paşa ise, cepheye henüz yeni geldiğinden, bir fikri olmadığı cevabını verir.

Bu arada, belki ikisi arasında bir tertip eseri olarak, Fevzi Paşa:

— Mademki Ordunun bana güveni yok, ben çekiliyorum, diye istifasını verir.

Mustafa Kemal Paşa da, Genelkurmay Başkanı çekildiğine göre kendisinin de komutanlık görevinde kalamayacağını belirtir. Telaşa düşen İsmet Paşa:

— Efendim bize fikrimizi sordunuz, söyledik. Yoksa hepinizin emrinizdeyiz, ne yolda isterseniz öyle hareket ederiz, der.

Taarruza karar verilmiştir.[7]

 24 Ağustos 1922’de cephe karargâhı, Akşehir’den taarruz cephesi gerisine, Afyon Şuhut bölgesine nakledildi. Bütün ordu da güneye ve batıya doğru nehir halinde (fakat yalnız geceleri) gizlice akmağa ve gündüzleri oldukları yerlerde kalarak düşmana hissettirmemeye çalışıldı. Gündüz oldukları yerlerde noksanlarını tamamlayan, yemeklerini yiyen, uykusunu uyuyan birlikler, geceleri hemen yürüyüşe geçerek verilen istikamete gidiyorlardı.

Nereye gidildiğini adeta bilen yoktu. Hareket; yalnız ordunun sıklet merkezinin Afyon’un kuzeyinden güneye nakledildiğinden başka bir anlam içermiyordu. Nihayet Yunan cephesinin dirseğinden, batıya doğru kıvrılan birlikler mevzilerini peyderpey alıyorlardı. Ankara istikametinde yalnız bir piyade alayı ile bir süvari fırkası kalmıştı. Düşman bu cephe değiştirme hareketinin farkına bile varmamıştı. 25 Ağustos 1922’de Kocatepe’nin güney batısındaki çadırlı ordugâhta, Garp Cephesi Karargâhında iki ordu kumandanı ile cephe kumandanı, Büyük Erkân-ı Harbiye Reisi ve Başkumandan harita başında bir kere daha vaziyeti müzakere ettikten sonra 26 Ağustos 1922’de, sabahleyin 200 Türk topu ansızın baskın ateşi yaptı. Neye uğradığını şaşıran Yunan ordusu daha o dakika ilk partiyi kaybetmiş sayılabilirdi.

Ağustos’un otuzuncu günü kuşatma hareketini kesin bir zaferle tamamlamak için muharebeyi daha yakından sevk ve idare ihtiyacı duyuldu. Bunun üzerine Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, güneyde Birinci Ordu’ya, Fevzi Paşa da İkinci Ordu cihetine ve süvari kolordusu yakınına gittiler. Mustafa Kemal Paşa, Birinci Ordu karargâhında emirlerini verirken, Fevzi Paşa da İkinci Ordu karargâhında kuşatma ve imha muharebesi emrini ordu kumandanına verip kuzeydeki fırkaları harekete geçirdikten sonra, süvari kolordusuna giderek yapacağı işleri ilgililere izah ediyordu. İsmet Paşa da Garp Cephesi karargâhında muhaberatı idare için kaldı.[8]

Bu esnada Mustafa Kemal Paşa, On birinci fırkanın ileri hatları arasında bulunuyordu. Onun bulunduğu sahadan, Büyük Taarruzu şöyle anlatıyor:

Ertesi gün muharebe yerini gezip dönen Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa Çal köyünün yıkık bir evinin avlusundaki kırık bir kağnının üzerinde şu karara varıyorlardı:

Hiçbir yerde durmaksızın, Bursa ve İzmir istikametinde takip harekâtına devam edilecek…

Takibe başlayan Türk ordusu, malum olduğu üzere, vatanının topraklarını tek tek geri alarak İzmir’e doğru ilerliyordu. Bu arada düşman ordusunu kurtarmak isteyen devletler, İzmir’deki İtilaf devletleri konsoloslarına Mustafa Kemal Paşa ile görüşme yetkisi vermişler ve ne zaman buluşabileceklerini sormuşlardı. Mustafa Kemal Paşa;

Buna verdiğim cevapta 9 Eylül 1922’de Nif’te[9] mülakat edebileceğimi bildirdim. Dediğim günde ben oradaydım, fakat görüşmek isteyenler orada yoktu. Çünkü ordularımız İzmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe, Akdeniz’e ulaşmış bulunuyorlardı.”

Mustafa Kemal Paşa ve karargâhı orduyu, Afyon'dan İzmir'e kadar adım adım takip ettik. Fevzi Paşa bir konuşmasında ‘’O günlerde, bazen buğday, bazen da kuru üzüm çuvalları üzerinde, ikişer saat kestirerek geçirdiğimiz geceleri hatırlıyorum. Hatta bu saatlerden birisinde, üzerine uzandığı çuvalın deliğinden aldığı bir avuç kuru üzümü ağzına atmadan evvel, Mustafa Kemal'in gülerek:

‘— Paşam, şu hayatın cilvesine bak, aslanlık edelim derken, farelere döndük, çuval deliğinden üzüm, çalıyoruz!’ dediğini, o yolculuğumuzun en şirin nüktelerinden biri olarak hatırlarım... Fakat inanın bana, ömrümde hiçbir başka yatağın rahatı, beni, o üzüm çuvalları üzerinde çekilen muzaffer uyku kadar mesut etmemiştir!”[10]

9 Eylül 1922’de İzmir’e giren Türk ordusu bir dönemi kapatırken, düşmanın karşısında artık, atasından daha canlı, daha genç ve daha da büyüyeceğini dünyaya ilan eden bir fidan vardır.

 

 



[1]Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı, Can yay., İstanbul, 2007, s. 224, 225

[2]Adıvar, s. 225

[3]Feridun Kandemir, İkinci Adam Masalı, Yakın Tarihimiz yay., İstanbul, 1968, s. 111

[4]Alexandre JEVAKHOFF(Türkçesi: Zeki ÇELİKKOL): Kemal Atatürk, Batının Yolu, İnkılâp Kitapevi, İstanbul, 1998, s. 176

[5]Süleyman Külçe, Mareşal Fevzi Çakmak, , I. Kitap, İzmir, 1946, s. 234

[6]Yakup Şevki Paşa: Atatürk' ün Harp Okulu'ndan tabiye hocası, çok sevdiği, takdir ettiği ve kendisine "Hocam" diye hitap ettiği değerli bir komutandır.

[7]Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Pozitif Yayınları, 2004, İstanbul s. 333

[8]Külçe, I. Kitap,  s. 234, 235

[9]Nif: Bugünkü İzmir’e bağlı Kemalpaşa ilçesi

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.