ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Avrupa Birleşik Devleti

Rahmi Akbaş

15 Eylül 2012 Cumartesi 12:10
  • A
  • A
Avrupa Birliği bu hafta, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun yeni bir öneriyi ortaya atması ile kapalı kapılar arkasında söylenen söylemler gün yüzüne çıkmış oldu.

Aslında 1951 yılında altı ülkenin katılımı ile başlayan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, ilk köklü yapı değişikliğini 1992 yılında Avrupa Birliği Anlaşması olarak bilinen Maastricht Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi ile olmuştur.

Bu anlaşma ile Avrupa Ekonomik Topluluğunu şekli değişmiş birliğe yeni görev ve sorumluluklar verilmiştir. 2012 yılında ise Avrupa Birleşik Devletlerinin kurulması ile yeni bir şekil alacak gibi görünmektedir.

Avrupa Devletleri, II. Dünya Savaşında ortaya çıkan kömür ve çeliğe olan ihtiyaç ve buna dayalı büyümeye istinaden bir araya gelmişler ve kısa sürede hem hacim hem de işlev olarak genişleme gereği doğmuştur. Bu şekilde Batı Blok’un da oluşan bu birlik, 1991 yılında yeni ve kuruluşundan çok farklı bir sürece girmiştir.

1991 yılında dağılan Doğu Blok’u, bir anda dünyayı tek kutuplu bir hale getirmiş, bu ise bazı devletleri yeni bir yapılanmaya itmiştir. 1992 yılında bu boşluğu doldurmak amacıyla ekonomik topluluk yerini Avrupa Birliğine dönüştürmüş ve ikinci bir güç olma hayali kurmuştur.

2000’li yıllarda, Avrupa’daki birçok irili ufaklı ülkeyi bünyesine katan AB, yük bindikçe zayıflamış, güçlü olacağı yerde bu yükün altında ezilen bir topluluk haline gelmiştir.

2010’da başlayan 2011’de şiddetlenen ekonomik kriz ise yere düşmesine neden olmuştur. Her ne kadar dünya nominal gayrisafi yurtiçi hasılasının % 30’luk bölümünü elinde tutsa da ki bu değer ortalama 16,8 trilyon ABD $ gibi çok büyük rakamdır; yine de tekrar ayağa kalkması zor görünmektedir.

2012 dünyasına baktığımızda, yükselen yeni ülkeler ve değişen bir dünya vardır. Elindeki birçok tekel üretim kaynağını kaybeden, rekabetten dolayı eskisi gibi rahatça üçüncü ülkelerden hammadde alamayan bir Avrupa vardır. Özellikle Çin üretim alanında, Türkiye ve Brezilya ise pazarlama alanında Avrupa üretiminin karşısına her yerde çıkmaktadır.

1992 yılında yeni bir dünya gücü olmak için yola çıkan Avrupa Birliği, yeni ülke katılımlarıyla iyi bir ‘’Pazar’’ yakalayacağını düşünürken, bu ülkeler, bırakın katma değer artışını, büyük Avrupa ülkelerinin ekmeğine de ortak olmuşlardır.

2012 yılına gelindiğinde tek su üzerinde kalabilen ülke olan Almanya’da bu yükü kaldıracak gücü kalmamıştır.

Almanya Devleti, Alman Hükümeti’nin AB’yi korumak amacıyla yaptığı sınırsız tahvil alımlarına sınırlama getirilmiştir.

Yani bu yükü kaldıramayız, bizde batarız denmiştir.

Hem ekonomik krizin etkisi, hem de üye ülkelerin beklenen performansı gösterememesi, Avrupa Birliğini sonu çıkmaz bir yola doğru sürüklemektedir.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’in bu hafta yaptığı öneri ile AB yeni bir yola yönelme eylemi içindedir. ABD gibi federal bir yapı kurarak bu çıkmaz yoldan kurtulmaya çalışan AB, bu sayede eski günlerine dönme çabasındadır. Ancak unutulan bir konu vardır.

Her ne kadar dinsel bir birlik olan AB, ırksal bir birlik değildir. Bayraklarının yanına AB bayrağını rahat asan ülkeler, kendi bayraklarının sandığa kaldırılmasına sıcak bakmayacaklardır. Ayrıca, bu 27 ülkeyi ve 23 dili nasıl bir arada tutacaksınız. İşler iyi giderken bu konular pek gündemde olmazken, ilk sallantıda herkes sandıktan bayrağını çıkartacaktır.

AVRO’da aynı durum olmadı mı? Yunanistan ilk darbede DRAHMİ’ ye dönmeye çalışmadı mı?

Bu federatif yapıları ancak gelir düzeyinin yüksekliği ile birlikte tutabilirsiniz. Bu aksadığı anda bu birliğin harcı dağılacağından, topluluklarda dağılacaktır. ABD bu tip birlikteliğin en iyi örneğidir. Peki, ekonominin bozulduğunu ve dönülemez bir yola girildiğinde? Ben TEKSAS diyorum.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.