ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

İncinmeden, incitmeden

Ömer Baba'nın Gündemi

24 Eylül 2013 Salı 11:00
  • A
  • A

Her sabah olduğu gibi kahvaltımı yaptım çıkıyorum. Kendime çeki düzen vermek için aynaya baktım. Aynada ki ben hemen sorusunu sordu.

- Çok şık giyinmişsin, düğün falan mı var?
- Hayır! bir toplantıya konuşmacı olarak davet edildim.
- Diğer konuşmacıları tanıyor musun?
- Bir kısmını tanıyorum. Kafası karışık şartlanmış insanlar. Ne anlatacaklarını, nasıl davranacaklarını da biliyorum.

- Diğer konuşmacıların ne konuşacağını, nasıl davranacağını önceden nasıl biliyorsun?
- Ben bilirim, bu insanların bir ideolojisi var hep o pencereden bakar ve gerçekleri hep saptırarak kendilerince anlatırlar.
- Gözüken o ki sen de bu tuzağa düşmek üzeresin. Başkaları hakkında kötü zan besliyorsun. Daha o insanlarla bir araya gelmeden onların aklından geçeni okuduğunu iddia ediyorsun. Bu senin için büyük bir yanılgı.

- Ben bu kişilerle daha önce de karşılaştım onların sözlerine değil niyetlerine bakıyorum.
- Bu çok saçma, sen insanların niyetini nasıl okuyorsun. Gerçek şu ki sen kendin senaryo kurguluyor sonrada kendi senaryona gerçekmiş gibi inanıyorsun. Senin bildiğin ancak kendi düşüncelerin, kendi bakış açın ve niyetindir. Diğer konuşmacı arkadaşın sözü ne ise onu kabul etmelisin. Konuşmacının sözüne bakmayıp ta onun niyetini okumak senin için bu hayat yolculuğunda çok tehlikeli bir tuzaktır.

Peygamberimiz ve ashabı arasında şöyle bir olay geçer. Peygamber dostları, sahabeden birinin bir düşman askerini “la ilahe illallah” dediği halde öldürdüğünü söylerler. Peygamber efendimiz o şahsı çağırarak olayı sorar. Sahabe; ey Allah’ın elçisi! Rakibim ile uzun süre birbirimizle mücadele ettik, tam ben son darbeyi vuracaktım ki adam ” la ilahe illallah” dedi. Ama ben yinede kılıcımı vurdum ve adam öldü.

— Peygamber efendimiz, “Bu nasıl olur, sen ‘Allah’tan başka tanrı yoktur’ diyen bir kişiyi nasıl öldürürsün” der.
— Ey Allah’ın elçisi! O adam gerçekten değil canını kurtarmak için o kelimeyi söyledi. Amacı beni aldatmaktı.
— Peygamber efendimiz “ Kalbini yardın da baktın mı, o adamın yalan söylediğini nereden biliyorsun?” der.
Hazreti Mevlana’nın Mesnevi’sinde, bu konuyla ilgili çok güzel bir hikâye vardır. Anlatmamı ister misin?
— Çok memnun olurum. Tuzaklara düşmemek için öğreneceğim çok şey olduğunu biliyorum

Komşuluk ilişkilerine ve insanlığa önem veren anlayışlı, hal hatır ve yordam bilen birisi bir sağıra “komşun hasta” diye haber verdi. Bunun üzerine o sağır, komşusunun hatırını sorması gerektiğini, fakat bu sağır kulakla nasıl yapacağını düşündü. Kendi kendine:

— “Ben bu sağır kulağımla komşumun sözlerini nasıl anlayacağım. Hem şimdi o hasta olduğu için sesi de az çıkmaktadır. En iyisi dudakları kıpırdayınca söylediklerini tahmin eder ona göre konuşurum” diye karar verdi. Ziyarete gittiğinde komşusuyla arasında şöyle bir konuşma geçebileceğini düşünerek hazırlık yaptı. Kendince bir senaryo geliştirdi.

— Ey benim hasta komşum! Nasılsın derim. O da bana:
— İyiyim hoşum, der. Ben:
— Allaha şükürler olsun, derim. Sonra ne tür yemekler yediğini sorarım. O da her halde bana:
— Şerbet içtim veya mercimek çorbası yedim, der. Ben de:
— Afiyet olsun dedikten sonra, tedavi için hangi doktorun geldiğini sorarım. O:
— Filan doktor deyince de:
— O doktorun ayağı çok uğurludur, işini bilen çok meşhur bir doktordur. İyi ki onu çağırmışsınız. O doktorla hastalığın çok kısa zamanda geçer, derim.
Sağır kafasında kurguladığı bu senaryoya göre komşusunu ziyarete gitti. Selam verip bir kenara oturduktan sonra:
— Nasılsın komşum? diye sordu. Hasta:
— Çok fenayım ölüyorum. Sağır:
— Allaha şükürler olsun, deyince hastanın canı sıkılır, komşusunun bu sözü onu çok üzer. Hasta bunları düşünürken sağır tekrar sorar:
— Ne yemekler yiyorsun? Hasta kızgınlıkla:
— Zehir zıkkım diye cevap verir. Sağır yine önceden tasarladığı gibi tebessüm ederek:
— Afiyet şeker olsun der. Bunun üzerine hasta iyice sinirlenir, fakat belli etmemeye gayret eder. Sağır sormaya devam eder:
— Tedavi için hangi doktor geliyor? Artık dayanamayan hasta bütün öfkesiyle:
— Kim gelecek? Azrail geliyor. Sen ne biçim komşusun? Defol git başımdan diye bağırır. Bunun üzerine sağır bütün sakinliğiyle:
— O mu geliyor? Onun ayağı çok uğurludur. Sevin ve neşelen, hastalığın iyileşti sayılır. Sağır bir müddet daha hiçbir şey olmamış gibi oturur. Sonra müsaade isteyerek kalkar, komşuluk hakkını ödemenin mutluluğu içinde sevinçle komşusunun evinden ayrılır.

Sağır mutlulukla evine giderken hasta böyle bir komşusu olduğu için çok üzgündür. Meğer komşumuzu tanımamışız, bizim can düşmanımızmış diye düşünür.
Bu hikâyede olduğu gibi başkalarının zihnini okumak, ön yargılı olarak insanları dinlemek kırgınlıklara sebep olur. Bizim yolumuz incitmemek ve incinmemek yoludur.

Bu yolda incinmeden ve incitmeden yürümeniz için Allah yar ve yardımcınız olsun.

YORUM YAZ
TOPLAM 2 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - SULTAN BAYINDIR:28 Eylül 2013, Cumartesi 11:41

    İncitmemek için gayret edebiliyorum,fakat incinmemek,işte o gerçekten çok zor..

  • - emrah:24 Eylül 2013, Salı 12:21

    biz peygamber değilizki incitmeden incinmeden yürüyelim...