ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Türk siyasasında akıl - İrade ironisi

Musa Umutcan Yüksel

16 Nisan 2013 Salı 11:18
  • A
  • A

Birkaç haftadır “Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce” serisini okuyorum. Dizi, Tanıl Bora ve Muratgültekingil’in editörlüğünde hazırlanmış ve on ciltten oluşuyor. Genel hatlarıyla Osmanlı-Türk modernleşmesini farklı perspektiflerden tarihsel, siyasal ve toplumsal verilerle anlatan dizi, Türk siyasasını anlamaya yönelik önemli bir çalışma. Osmanlı Dönemine dair Tanzimat ve Meşrutiyet birikimiyle başlayan dizi tarihsel bağlamda sırasıyla Kemalizm’e; modernleşme ve batıcılığa; milliyetçilik, liberalizm, muhafazakarlık, merkez-sol gibi ideolojik ve toplumsal tasavvur hallerine yer veriyor. Hala okumakta olduğum dokuzuncu cildinde ise genel hatlarıyla bu ideolojik ve toplumsal tasavvur hallerinin “dönemler ve zihniyetler”e dair yansıması anlatılıyor.

Dokuzuncu cildin yazarlarından Ümit Kıvanç’ın “üstüne ciltler yazılmış hayalet olarak” olarak tasvir ettiği Türk siyasi düşüncesi, dönemler ve zihniyetler bağlamında Türk siyasasının parametrelerini bize sunuyor. Aslında hala okumakta olduğumdan mıdır bilinmez, dokuzuncu cilde kişisel olarak diğer ciltlerden daha fazla önem atfettiğimi fark ettim. Lakin bu ciltte, karşılaştırmalı analizlere fazlasıyla yer verilmesi, zihnimin tarihsel verileri kodlamasını kolaylaştırdı diyebilirim.

Şüphesiz, siyasal düşünceler ve bu düşüncelerin pratiği hiçbir toplumda boşlukta oluşmamıştır. Her bir düşünüş biçiminin bir toplumsal/tarihsel arka planı mutlaka olagelmiştir. Gerek teorilerin gerekse pratiklerin birincil örnekleri Batı temelli paradigmalar çerçevesinde geliştiği için, Osmanlı – Türk toplum normlarının Batı normları ile harmanında ise birçok veri, kaynak terminolojide olduğundan daha farklı hallere bürünmüştür. Nasıl ki Osmanlı dönemi bu perspektiften inceleniyorsa, günümüz Türkiye’si de bu perspektiften incelenmelidir. Bu bağlamda Batı terminolojisinden Tanzimat ve Meşrutiyet birikimiyle kuyruğa alınan temel normlar siyasi düşünce temelinde aktarılmış, ancak Türk siyasi kültüründe kalıplaşmış bir unsur olarak “devlete olan aşkın bakış açısı” siyasi düşünceyi siyasi iradeye çevirmiştir. Burada kastedilen siyasi akıldan yahut fikirdense, siyasi irade çevresinde; onun izin verdiği sınırlar etrafında siyasi düşüncenin geliştirilebilmesidir. Diğer bir deyişle Türk siyasasında düşünce, gerçekliği egemen kılmanın aracıdır.[1] Tanzimat yazarlarının Batı’dan “düşünce tarzı”, “bilimsel metodoloji” almak istememeleri; bundan korkmaları ve Batılılaşmayı hem zorunlu hem de tehlikeli olarak görmeleri ve “tehlikeli” düşünce tuzaklarına düşmeden teknolojiyi almak istemelerinin kanıtı da akıl – irade ironisinde incelenmelidir. Aynı şekilde Kemalizm’in pragmatizm ve pozitivizmin harmanı olması da akıl – irade ironisini daha iyi açıklayacaktır. Pozitivizm 19. Yüzyılda doğan bütün ideolojilerin, entelektüel sistemlerin derinden etkilendiği bilimcilik eğiliminin gözlemlendiği bir anlayıştır. Bilimsel sıfatını kıvançla benimseyen Marksizm dahi bu eğilimin dışında kalamamıştır.[2] Kemalizm’in pragmatizm ile pozitivizmi sentezlemesi de bir anlamda akıl – irade ironisini sembolize etmektedir. Çünkü bazı durumlarda pozitivizm ile pragmatizmin çelişebilme ihtimali vardır. Ancak Türkiye’de bu çelişkilere meydan vermeyen bir politik yapılanma vardır ki bu yapılanma bilim ve düşünce dahil her şeyin devlet denetimi altında geliştiği bir sistemdir. Yukarıda da bahsettiğim gibi bu sistemin temel meşruiyet dayanağı ise toplum bilincine yerleşmiş aşkın devlet kültürüdür.

“Devlet, Türk toplumunun hayatında zamanları ve mekânları aşan bir olgudur. Devlet Cibali Karakolu değildir, devlet Sansaryan Hanı değildir, devlet falanca bisküvileri almayın diyen zihniyet değildir. Devlet ne işkencedir, ne tafradır, ne Susurluk’tur, ne de hırsızlıktır. Devlet Türk tarihinin ve Türk halkının büyük bir mekânda çok uzun zamanlarda kurulduğu bir müessesedir. Bir imajdır, bir karizmadır.”[3] İlber Ortaylı’nın bu cümleleri devletin nasıl algılandığının bir tasviri olarak okunabilir. Devletin bu denli üst bir kurum olarak algılanması, akıl – irade ironisinin yansıması bağlamında değerlendirilebilineceği gibi, yukarıda da bahsettiğim gibi Türk siyasi kültürünün kalıbı olarak da okunabilir. Bu üst kurumu, çınar ağacı – Tuba ağacı metaforuyla anlatan Şükrü Argın, İlber Ortaylı’nın “kurma” iddiasını anakronik bir bir iddia olarak yorumlamaktadır. Şükrü Argın’a göre “kurma” iddiası anakroniktir, çünkü, Batı’da olduğu gibi –çınar ağacı- ulus-devlet inşasında ulusun devleti kurduğu bir süreç mevcutken, Türk toplumunda –Tuba ağacı- devletin ulusu kurma süreci hakimdir. Ortaylı’nın bahsettiği devletin yüksek karizması da zaten buradan gelmektedir.

Akıl – irade ironisi, Türk siyasi kültürünün temel parametreleri ve normların ters işleyen bir süreçte vuku bulması da entelektüel düşünüş biçimine –günümüzde dahi- darbe vurmaktadır. Devletin yüksek karizmasından aldığı meşruiyetle düşünce alanına bu denli müdahale etmesi de toplumu bayağılaştırılmış apolitik düşünüş biçimlerine ve siyasi iradeye bağlılığa sürüklemektedir. Zaten ulusal politik ortamda mevcut olan gündem yaratma süreçleri, Edward Said’in sürgün, marjinal ve yabancı olarak tasvir ettiği aydınları eleştirel akıldan uzaklaştırmış ve onları devlet denetiminde mevcut düzeni teorikleştirmeye itmiştir. Aydınların yaşadığı bu ironi ise Türk siyasasındaki “aydın” kavramını yeniden tanımlamayı ve biçimlendirmeyi gerektirmiştir.

“Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce” dizisinin temelde vurgu yaptığı söz konusu süreçlerin tekrar “Çınar Ağacı” metaforuna çevrilmesi, akıl – irade ironisinin entelektüeller aracılığıyla popülarize edilmesine bağlı. Ancak popüler söylemin vulgerizasyon anlamına gelmemesi de aynı derecede önemli bir husus. Bu bağlamda temel normların yeniden inşa edilmesi kısa vadede olduğu kadar uzun vadede de zor ve sancılı bir sürece işaret ediyor. Teolojik bir anlam taşımamakla beraber, bu süreç tıpkı Papalık savunucuları ile Krallık savunucularının tarihsel söylem ve tartışmalarına benzemektedir. Akıl mı iradeden üstündür, irade mi akıldan sorunsalının sentez çözümü sürecin tekrar düze çevrilmesinde karar vericilere olduğu kadar entelektüellere ve eleştirel akıl arzusuna da yardımcı olacaktır.



[1] Murat Belge, “Türkiye’de Siyasi Düşüncenin Ana Çizgileri”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, Dönemler ve Zihniyetler, Cilt.9, İletişim Yayınları, 2009, s.40.

[2] A.g.e., s.53

[3] İlber Ortaylı, “Cemil Meriç ve Bu Ülkenin Çocukları, İz Yayıncılık, 1998, s.27.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.