ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Rusya-ABD’nin Savaşa Karşı Diplomatik Formülü

Musa Umutcan Yüksel

11 Eylül 2013 Çarşamba 16:24
  • A
  • A
Rusya 9 Eylül’de Suriye'nin kimyasal silah stoğunun uluslararası denetim altına alınmasını önermiş ve Şam yönetimi de bu öneriyi kabul ettiğini duyurmuştu. Rusya’nın Suriye’ye yönelik “kozmetik” askeri müdahaleyi önlemek için ortaya attığı yeni formül; hafta sonuna kadar müdahaleyi oylaması beklenen Kongre’nin oylamasını erteletmiş, aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye ile ilgili yapacağı toplantıyı iptal ettirmişti. Savaştan kaçınmak için önemli bir dönüm noktası olarak yorumlanan formül, Suriye’nin elindeki kimyasal silahları uluslararası toplumun denetimine devretmesini öngörüyor. Nitekim Suriye’nin elindeki kimyasal silahlar, İsrail, Türkiye ve Ürdün açısından risk oluşturmakta. Bu bağlamda gerek ABD gerekse Britanya tarafından olumlu bir adım olarak karşılanan formül, Suriye’de alternatif yollar arayışının hala geçerli olduğunu gösterdi. 12 Eylül’de Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı John Kerry ve Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov arasında formülle ilgili yapılacak görüşmelerin nasıl bir sonuç vereceğini söylemek için henüz erken. Ancak ABD-Rusya arasında işletilen bu diplomatik formül; Washington’ın, bir yandan askeri olasılığı konuşurken diğer yandan da yaratıcı diplomatik seçenekleri araştırdığını kanıtlar niteliktedir. Diğer yandan Britanya Başbakanı David Cameron’ın da belirttiği gibi “Suriye’nin kimyasal silahları uluslararası toplumun denetimine vermesi büyük bir adım olur. Ancak bunun dikkat dağıtma taktiği olmadığı konusunda uyanık olunmalıdır.” Zira Suriye’nin kimyasal silahları devretmesi konusunda ABD ile Rusya kesin bir anlaşmaya varırsa; bu silahların envanterinin çıkarılması ve devri iç savaş ortamı içerisindeki Suriye’de uzun bir süreci gerektirecektir. Buna karşın dipmasinin başarısız olması durumunda ise ABD’nin askeri müdahale kartını elinde bulundurduğunu da belirtmek gerekir. Lavrov-Kerry Görüşmesi Öncesinde BM Raporu Lavrov-Kerry arasında Cenevre’de yarın yapılacak görüşme öncesinde Birleşmiş Milletler'in Suriye'deki insan hakları ihlalleri konusunda hazırladığı son rapor Cenevre'de yayımlandı. BBC Cenevre muhabiri Imogen Foulkes’in imzasını taşıyan habere göre; “örgütün Suriye konusunda hazırladığı 10'uncu raporu hazırlayan Birleşmiş Milletler denetçileri, savaş kurallarının ya da insanî standartların dikkate alınmadığı çatışmalarda tüm tarafların, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlediklerini vurguluyor.” Hazırlanan raporda, Suriye'de işkence, tecavüz, yargısız infaz ve savaş suçlarının işlendiği belirtiliyor ve bu suçları işleyen kişilerin herhangi bir şekilde bu suçlar konusunda hesap verme korkusu taşımadıkları kaydediliyor. Ülkedeki muhalif güçlerin de artan şekilde işkence ve yargısız infaz suçları işlediği ifade edilen raporda 15 yaşındaki bir çocuğun da dinî değerlere küfrettiği gerekçesiyle öldürüldüğü hatırlatılıyor. Raporda, kimyasal silahlarla ilgili incelemelerden kısaca bahsediliyor ve bu silahların neler olduğu ve kimler tarafından kullanıldığının henüz belirlenemediği ifade ediliyor. Cenevre'de bir araya gelecek Amerikalı ve Rus diplomatlara bir mesaj da veren rapor, Suriye'deki sorunların askerî yollarla çözülemeyeceğini ifade ederek çatışmanın herhangi bir tarafına silah sağlamanın sadece 'hayali bir zafer' havası yaratacağını, çatışmaları sona erdirmeyeceğini belirtiyor. Formül Savaşı Sona Erdirecek mi? ABD ve Rusya’nın üzerinde diplomasi yürüttüğü formülün başarılı olup olmayacağını söylemek için henüz çok erken. Ancak planın başarılı olması Rusya’nın diplomasi konusundaki kötü ününü düzeltecek. Diğer bir deyişle formülün başarıya ulaşması Rusya’nın başarısı anlamına gelebilir. Ancak bu planın başarılı olması Suriye’deki iç savaşa yönelik bir çözüm getirmeyecek. Zira plan sadece kimyasal silahların denetimi ile ilgili. Nitekim Rusya'da yayımlanan Vedomosti gazetesinin bugünkü bir değerlendirmesinde "Bu plan sadece kimyasal silahlar ve Obama'nın kırmızı çizgileriyle ilgili. Bu Suriye'deki savaşı sona erdirmeyecek, çatışmalar devam edecek" hatırlatmasına yer veriliyor. Türkiye’nin Tutumu ABD ile Rusya arasında geliştirilen ve Suriye’nin de kabul etmesiyle olası bir Amerikan saldırısının askıya alınmasına yol açan diplomatik formül, Ankara’da olumlu karşılanmadı. Serkan Demirtaş’a göre “Rusya-ABD formülü Ankara’da soğuk duş etkisi yarattı”. Nitekim Ankara, bu formülü Esad rejimine verilmiş bir açık çek olarak görüyor. Ahmet Davutoğlu Habertürk’e yaptığı açıklamada; “bugün, böyle kozmetik bir yöntemle eğer geçmişte uygulanan o büyük suçu unutturmak adına nerede olduğunun tespit edilmesi bile aylar alacak olan bir kimyasal silahlar envanterinin çıkarılması veya devri gibi konuyla zaman kazandırılmaya çalışılırsa, Beşar Esad’ın bundan sonraki katliamlarına yeşil ışık yakılmış olur” diyerek formüle karşı tepkisini gösterdi. Rusya ve ABD’nin geliştirip üzerine görüştüğü diplomatik formüle Ankara’nın tepkisi temel bir kaygıyı dile getirmesi yönüyle haklı olarak gözükmektedir. Çünkü böyle bir formülasyonun doğru işletilmesi için uzun bir sürece ihtiyaç olacaktır ve bu süreç manipüle edilme riskini de barındırmaktadır. Ancak diğer yandan Ankara’nın tepkisi Türkiye’nin uzun süredir Orta Doğu politikasındaki bir çıkmazını da simgelemektedir: “Türkiye Orta Doğu’da paradigma-bağımlı bir devlet mi paradigma-kurucu bir devlet mi?” Bu sorudan yola çıkarak Türkiye’nin özellikle çıkmaza giren Suriye’deki iç savaşı doğru okuyamadığını söylememiz mümkündür. Bunun en önemli nedeni Ankara’nın, Obama yönetiminin kırmızı çizgi olarak nitelendirdiği kimyasal silahların kullanımına mutlaka askeri bir yanıt vereceğine ilişkin çok kesin bir yargı içinde olması olarak görülebilir. Zira Rusya-ABD formülü de bunu kanıtlar niteliktedir. İkinci gösterge ise Başbakan Erdoğan’ın 30 Ağustos resepsiyonu sırasında olası askeri operasyonun G-20 Zirvesi öncesinde yapılabileceği beklentisinde olması ve Obama’nın saldırı öncesi Kongre’ye başvuracağını ifade etmesinin Ankara’da çok da sıcak karşılanmaması olarak görülebilir. Diğer yandan BM’nin Suriye'deki sorunların askerî yollarla çözülemeyeceğini ifade ederek çatışmanın herhangi bir tarafına silah sağlamanın sadece 'hayali bir zafer' havası yaratacağını, çatışmaları sona erdirmeyeceğini belirtmesi de Türkiye tarafından dikkate alınmalıdır. Türkiye’nin paradigma-bağımlı bir devlet olmaması Suriye’deki durumun barışçıl yollarla çözümüne ön ayak olmasına bağlıdır. Suriye’ye yapılacak bir müdahalenin Türkiye açısından risklerini ve bölgesel savaşı körükleyeceğini düşünecek olursak; Türkiye’nin bölgede paradigma-kurucu rol üstlenmesi Suriye’deki tarafları uzlaştırma, bölgesel çatışmaların önüne set kurma, mezhepsel dinamikleri harekete geçirmeme ilkeleri çevresinde şekillenmelidir.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.