ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Ortadoğu ve Kafkasya bağlamında bir deneyim

Musa Umutcan Yüksel

29 Mayıs 2013 Çarşamba 21:33
  • A
  • A

Şarkın ve şarkiyatçılık düşüncesinin günümüz reelpolitiğindeki önemi hiç şüphesiz Edward Said'in aynı isimli çalışmasından ve kendi deyişiyle çalışmasına başlamasına neden olan olgu ve süreçlerden kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede değerlendirilmesi gereken Şark'ın hareketsiz bir doğa olgusu olarak algılanmaması ve Şark-Garp arasındaki etimolojik ve ontolojik ayrıma dayalı düşünce biçimi olması dikkate değerdir. Ancak Edward Said, Şarkiyatçılığın çalışma alanı olarak Arap – İslam coğrafyasını gösterse de, aynı düşünce biçiminin Atlantik-Avrasya çatışmasının bütününde irdelenmesi de farklı bir boyutu gözler önüne sermektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki Said'in, hiç şüphesiz Arap – İslam coğrafyasını incelemesinin temelinde Gramscici yaklaşımla özdeşleşen kişisel yönelimler etkilidir. Bu bağlamda Said, siyasal kültürü temelinde gelişen ve dönüşen verilerle Batı'nın Arap-İslam coğrafyası üzerindeki hegemonyasını anlatmıştır. Bu analizde Said'in "Şarkiyatılık" çalışması çerçevesinde anlatılacak olan Batı'nın spesifik anlamda Ortadoğu üzerindeki genel anlamda ise Avrasya bloku üzerindeki hegemonyasının düşünsel argümanları Gramsici, Bacon'cı bir tasavvur hali ile ele alınacaktır. Şarkiyatılığın hegemonik tarihsel blokun önemli meşruiyet dayanaklarından olması yönüyle bilgi-güç diyalektiğinin Ortadoğu ve Kafkasya deneyimleri bağlamında değerlendireleceği analizin temel varsayımı teorik çerçevelerin -ki bunlar düşünsel omurgayı oluşturur- jeopolitik stratejilerde başat rol oynadığıdır.

Şarkiyatçılık "ötekileştirme" savı çerçevesinde bir söylem olarak Garp ile Şark'ın iktidar, egemenlik ve hakimiyet ilişkisidir. Dolayısıyla şarkiyatçılık, Şark'a ilişkin uçuk bir Avrupa'lı hülyası değildir. Aksine nesillerdir önemli parasal yatırımların yapıldığı, yaratılmış bir sistematik kuram ve uygulamalar bütünüdür. Bu bağlamda sistematize olan disiplinel kuram ve uygulamaların temel gerekliliği bilgi ve dolayısıyla güçtür. Çünkü bilgi ve güç diyalektiği spesifik olarak İngiltere'nin Mısır sömürgesinde genel olaraksa hegemonyanın kurulmasında önemli bir konuma sahiptir. Bu nedenle Şark'a egemen olan Garp diyalektikten beslenir ve bilginin gücü getirdiğini, gücün de bilgiyi arttırdığını savunur.

Bilgi hiç şüphesiz birçok etkenden beslenmektedir ki buna düşünce tarzları ve kültür de dahildir. Bu bağlamda değerlendirilmesi gereken Bacon'cı izleğe sahip bilgi-güç diyalektiği tersten okuma süreciyle bizi Gramscici sivil toplum-siyasal toplum ayrımına ve buna bağlı olarak tarihsel blok savaşımı anlamında hegemonyaya götürür. Söz konusu değerlendirme ise aynı zamanda Şarkiyatçılığın kalıcılığını sağlayan temel unsurdur. Rıza unsurunun varolageldiği sivil toplum hegemonik mücadelelerin gerçekleştiği asıl alan olarak karşımıza çıkar. Çünkü sivil toplum, düşünceyi ve dolayısıyla kültürü simgeler; hegemonyayı simgeleyen ise bir kültürün ya da düşüncenin diğerlerine karşı baskın olmasıdır. O halde yukarıda da belirtildiği gibi şarkiyatçılığın kalıcığı sivil toplumda savaşım veren hegemonyada, şarkiyatçılığın sonuçları da kültürel hegemonyada aranmalıdır.

Hegemonyanın sivil toplum bazında kabul görmesi ise siyasal ve toplumsal bilgi akışına, kültürel karakteristiklere ulaşım kolaylığına neden olur. Bilgi – güç diyalektiğinin temel prensibini de zaten bu olgu oluşturur. Bilgi bazında bölgenin karakterini iyi analiz eden, Şarkiyatçılık mesleğini uğraş olarak kabul eden bir takım entellektüel/aydınlar; hazırladıkları raporlarla, oluşturdukları teorik çerçevelerle Batı'nın hegemonyasını perçinleyeceği veriler sağlamıştır. Aynı şekilde bu unsur da kalıcılığın temel prensibini oluşturur.

Batı'nın gerek düşünsel alanda gerekse pratik alanda Şark'a egemen oluşu, doğrusal bir çizgide ilerlememiştir. Bu bağlamda şarkiyatçılık uğraşı II. Dünya Savaşı'na kadar İngiltere ve Fransa önderliğinde iken, II. Dünya Savaşından sonra bu uğraş Amerika'nın önderliğine geçmiştir. Amerika ise İngiltere ve Fransa'dan Arap-İslam coğrafyasının bilgisini kendi politikasına bu hegemonya döneminde adapte etse de ve bu çerçevede Arap-İslam coğrafyasında etkin bir politika izlese de, Soğuk Savaş Sonrasında önem kazanan Kafkasya politikasında aynı etkinliği gösterememiştir. Bu bağlamda Ortadoğu – Kafkasya karşılaştırmasında ortaya çıkan ise yine bilgi – güç diyalektiğidir. Bu diyalektik süreci daha somut veriler ışığında değerlendirmek de mümkündür.

ABD'nin Kafkasya politikası yukarıda da belirtildiği gibi Ortadoğu ile ilişkileri bağlamında analiz edilmelidir. Çünkü bir hegemoik güç, her ne kadar çeşitli bölgelerle ilgili politikalar geliştirse de enerji kaynaklarının uluslararası pazarlara taşınmasının gerekli olduğu bölgelerde uzun vadeli parametrelere sahip olmalıdır. Bu bağlamda ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik izlediği politika zaman zaman revize edilmekle ve dinamik olmakla beraber genel parametreleri değişmemiştir. Ancak Kafkasya politikası da her ne kadar uzun bir oluşumu gerekli kılsa da, Soğuk Savaş'tan sonra yeni bağımsızlığını kazanmış bölgeler bağlamında veri birikiminin varlığında söz edilemez. Bu anlamda ABD'nin Kafkasya'ya yoğunlaşması da Avrasya stratejisi ile ilgili olarak 1991 sonrasında başlamıştır. Brzezinski'nin "Büyük Satranç Tahtası" adlı çalışmasında vurguladığı gibi bölgede bir rekabetin (Avrasya – Atlantik çatışması) yaşanacağı düşüncesi ve bölge enerji kaynaklarının önemi (ki söz konusu durum Rusya'ya çevreleme politikasını gerekli kılmıştır) ABD'nin aktif dış politikasının temellerini oluşturmuştur.

Bilginin hegemonya için tarihsel blok inşasındaki önemini Ortadoğu'da idrak eden, Kafkasya'da da söz konusu idrakı aynı şekilde veri akışıyla sağlayan ABD, sivil toplumlar aracılığıyla bölgede etkin bir konuma gelmiş ve söz konusu durum gücü de beraberinde getirmiştir. Bölgede bilgi akışıyla ve temel parametrelerle gücü sağlayan ABD, aynı şekilde ters ve diyalektik bir süreçle güç sayesinde bilgiye ulaşımını da kolaylaştırmış ve hegemonik tarihsel blokun temel unusurunu da sağlamıştır.

Bacon'cı izleğe sahip bilgi – güç diyalektiğinin Şark'a hâkimiyette önemi ve bunun sistematik kuramlarla perçinlenmesi günümüz uluslararası paradigmanın başat unsurunu oluşturmuş ve tarihsel sıralamayla ideolojik, kültürel mücadelelelere sahne olan Arap-İslam coğrafyasında ve Avrasya'da jeopolitik mücadeleler baş göstermiştir. Temel bilgi birikimleri değişmeyen söz konusu bölgelerde yeni çıkar çatışmalarıyla beraber yeni ve taze bilgi akışı da sağlanmıştır. Bu bağlamda hegemonik mücadele gerek Şark'da gerekse Garp'da incelenirken ekonomi, düşünce tarzı gibi büyük öneme sahip olan bilginin de gücü getireceği unutulmamalıdır.
 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.