ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Müzmin toplumsal çatışma, kimlik savaşları ve suriye

Musa Umutcan Yüksel

22 Şubat 2013 Cuma 07:13
  • A
  • A

Suriye’de 15 Mart 2011’de Dera’da başlayan rejim karşıtı protesto eylemleri yoğun askeri operasyonlara ve Ordunun ağır silahlar kullanmasına rağmen 2013 yılının ikinci ayının sonlarına gelirken de büyük bir direnişle varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Esad’a ve rejimin temsil ettiği siyasal, askeri, idari ve ekonomik sisteme isyan eden kesimler kısmi reformdan ziyade sistemi devrimsel düzeyde değiştirmeyi hedeflemektedir. Bölgesel ve küresel güçlerin desteğini arkasına alan Suriye’deki muhalefet hareketi toplumsal düzeyde ağırlıklı olarak Sünni Araplara dayanırken, rejimi koruyan toplumsal grupların başında ise Baas ideolojisini ve sistemini destekleyen azınlık gruplar gelmektedir.1

II. Dünya Savaşı sonrası, büyük güçlerin kitlesel bir savaştan duydukları korku ve tedirginliğin de tesiriyle etnisite, din, mezhep, kültür gibi unsurlara odaklanan yeni bir çatışma türünün ortaya çıktığı aşikardır. Bu yeni çatışma türünün (Müzmin Toplumsal Çatışma-Protracted Social Conflict) iki niteliği ön plana çıkmaktadır: i) Çatışmanın kimliksel niteliği; ii) Çatışmanın askeri olarak paramiliter yapısı. Bu bakış açısından yola çıkarak Suriye’deki ayaklanmayı ülkesel manada Sünni çoğunluk ile azınlıklar (Alevi, Dürzi, Hıristiyan) arasında bir çatışma veya bölgesel manada bir Sünni-Şii mücadelesi olarak tanımlamak mümkündür. 

Kentleşme ve toplumsal dönüşüm gibi siyaset sosyolojisini ilgilendiren kavramların ve kent-kırsal arasındaki sosyo-ekonomik farklılıkların da etkilediği müzmin toplumsal çatışmayı Suriye bağlamında temellendirebilmek için coğrafyanın etnik-mezhepsel heterojen görüntüsünü kavramak gerekmektedir. Günümüz Suriye nüfusu yaklaşık 23 milyon civarındadır. Bu nüfus içinde etnik dağılım ise oransal olarak net olmamakla birlikte şu şekilde olabilir: Aleviler \%11-13, İsmailler \%1.5, Dürziler \%3.5, Hıristiyanlar \%12-14 civarındadır. Bu orana göre Sünni Müslümanların nüfusu 1950’lerde yaklaşık \%67-70 iken, bu oranın günümüzde çok büyük bir değişikliğe uğramadığı düşünülmektedir. Sünni olanların içinde Sünni Arap, Kürt, Türkmen, Kafkasyalı ve diğer bazı küçük gruplar bulunmaktadır. Suriye’deki Sünni nüfus mezhepsel olarak çoğunluğu oluşturmasına karşın, söz konusu gruplar arasında aşiretsel ve ideolojik ayrım olduğuna dikkat çekmek gerekir. Suriye’deki Sünni Arap aşiretlerinin toplam nüfus içindeki oranlarının \%7-10 arasında olduğu ileri sürülmektedir. İdeolojik olarak da Müslüman Kardeşlerin yanı sıra komünist, liberal ve Baas ideolojisini destekleyen önemli bir Sünni Arap nüfusu bulunmaktadır.2

Nüfusun oransal dağılımından anlaşılacağı üzere Suriye’nin toplumsal yapısının en belirgin özelliği hem etnik hem dini hem de mezhepsel açıdan heterojen görünürlükte olmasıdır. Bu heterojenliğin temeli ülkenin tarih boyunca farklı dinler, ırklar ve mezheplere ev sahipliği yapmasından kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda Suriye’nin Ortadoğu’nun mikro anahtarı olduğunu belirtmek gerekir. Söz gelimi, Esad, İngiliz Sunday Telegraphgazetesine verdiği röportajda3, “Suriye bölgenin fay hattı. Zeminle oynarsanız, deprem olur. Suriye’deki bir sorun bütün bölgeyi yakar. Plan Suriye’yi bölmekse, tüm bölge bölünür. Onlarca Afganistan olur.” İfadelerini kullandığında çoğu yazar ve yerli basın tarafından tehdit etmekle suçlanmıştı. Ancak Esad, ifadeleriyle Suriye’nin bölgesel anlamdaki stratejik önemini belirtmiştir.

Bölgesel anlamdaki stratejik önem görünürlüğü ve heterojen toplumsal yapı; otoriter rejimlerin çöküşü bağlamında riskleri de bünyesinde barındırmaktadır. Müzmin toplumsal çatışma tipolojisinde yer alan bütün odakların reel yansımalarının yaşandığı Suriye’de devlet aygıtı ve merkezi otoritenin ani bir şekilde yıkılması ve rejim değişikliği gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkacak yapı daha olumsuz olacaktır ve demokrasi üretemeyecektir.4 Bu çerçevede otoriter yönetimlerin çöküşü ile mezhepsel çatışma riskinin maksimizasyonu arasındaki ters orantı Ortadoğu’nun makus kaderini oluşturmaktadır. Bu bağlamda ani rejim çöküşünün Suriye’de muhtemel beş sonuca sebep olması beklenebilir: Birinci sonuç etnik-mezhepsel çatışmalar ve iç savaştır. İkinci sonuç, siyasal istikrarsızlık ve zayıf hükümetlerin ortaya çıkışıdır. Üçüncüsü dış müdahale ve etkilere açık hale gelmektedir. Dördüncü sonuç, üniter yapıdan ziyade federal yönetim tarzının benimsenmesi hatta Irak’ta olduğu gibi de facto otonom bölgenin kazanılmasıdır. Son olarak devlet dışı silahlı örgütlerin ve terör örgütlerinin devlet otoritesinin yanında zemin ve yaşam alanı bulabilmesidir. Muhtemel beş senaryonun içeriği analiz edildiğinde müzmin toplumsal çatışmanın bazı durumlarda sonucu bazı durumlarda ise sebebi teşkil ettiği görülecektir. 5

Varsayımsal olarak doğrulanabilen beş temel sav, tarihsel olarak da kanıtlanabilir niteliktedir. Irak ve Lübnan tecrübelerinin de gösterdiği üzere federalleşme ve siyasal-toprak bütünlüğünün korunamaması  ve dağılımın kültürel etmenlerce belirlenmesi en muhtemel senaryoyu oluşturmaktadır. Bu tarz bir yapılanmanın tarihsel geçmişi ise Fransız mandası dönemindeki Suriye’de görülmektedir. O dönemde Suriye Arap Alevi Devleti, Dürzi Devleti, Şam Devleti, Halep Devleti, Büyük Lübnan Devleti, İskenderun Sancağı şeklinde altı ayrı parçaya bölünmüştü.6 Bu bağlamda yapılabilecek çıkarım şu olacaktır: Merkez zayıfladıkça merkez-kaç kuvvetler güçlenecek ve manda yönetimi Suriye’sine benzer bir federal yapı ortaya çıkabilecektir.

Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle birlikte kimlik savaşlarının görünürlüğünün maksimize olması ve devrimsel hareketlerin iç savaş niteliği göstermesi durumu Ortadoğu’nun reelpolitiğini anlamlandırmada temel unsurları oluşturmaktadır. Güven bunalımı olarak kavramsallaştırabileceğimiz müzmin toplumsal çatışmanın temel dinamiği, farklı muhtemel senaryoları, riskleri ve fırsatları bünyesinde barındırmaktadır. Bu çerçevede asıl sorulması gereken soru, müzmin toplumsal çatışmanın sebep-sonuç diyalektiğinde hangi aktarım kuyruğu içerisinde yer alacağıdır. Kimlik savaşlarının karakteristiğini ve devinimini de belirleyecek bu sorunun cevabı, genel olarak Ortadoğu’daki Şii-Sünni çatışmasını spesifik olarak ise Suriye’deki paramiliter çatışmayı açıklayacaktır.

1 Veysel Ayhan, Arap Baharı: İsyanlar, Devrimler ve Değişim, Bursa, MKM Yayıncılık, 2012, s.345

2 İbid. s.348

3 “Suriye fay hattı tüm bölge yanar”, Hürriyet , 31 Ekim 2011, http://www.hurriyet.com.tr/planet/19127380.asp (Son Erişim Tarihi: 21 Şubat 2013)

4 Oytun Orhan, “Esad Sonrası Suriye: Irak ve Lübnan’ın Öğrettikleri” Ortadoğu Analiz, Cilt 4, Sayı 47, Kasım 2012, s. 11

5 Oytun Orhan, “Esad Sonrası Suriye: Irak ve Lübnan’ın Öğrettikleri” Ortadoğu Analiz, Cilt 4, Sayı 47, Kasım 2012, s. 11-12

6 Suriye’de Fransız manda dönemi için bakınız: Philip S. Khoury, Syria and the French Mandate, Princeton University Press, 1987

 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.