ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Mısır Krizi: Aktörler, Sorunlar ve Gelecek Senaryosu

Musa Umutcan Yüksel

05 Temmuz 2013 Cuma 08:35
  • A
  • A

Aralık 2012’de IMPR Okul’da yayımlanan “Arap Baharı ve Demokratikleşme Süreci: Mısır ve Tunus Siyasal Sistemleri Arasında Karşılaştırmalı Bir Analiz”[1] başlıklı çalışmamda; Mısır’da 25 Ocak 2011 tarihinde başlayan dönüşüm sürecini takip eden seçim sürecinin belli veriler çerçevesinde değerIendirilmesi gerektiğini yazmıştım.  Çalışmada bu verileri; Yüksek Askeri Konsey’in varlığını koruma ve sürdürme çabaları, Mısır’daki İhvan’ın (Müslüman Kardeşler) kendini yasallaştırma adına ‘devrim’ bilincinden uzaklaşması, statükonun hala devam etmesi ancak sadece aktörlerin değişmesi olarak kategorize edip, sorunun aslında modern devlet-siyaset ilişkisinin Batı temelli kurumsallaşmasından ve coğrafi, sosyo-kültürel etmenlerin göz ardı edilerek kavramların ihraç edilmesinden kaynaklandığından bahsediyordum. Ayrıca aynı çalışmada Mısır’ın yaşadığı dönüşüm incelendiğinde toplumsal uzlaşının, apolitik hale getirilmiş halkın politize olmasının, sivil toplum kuruluşları ve siyasi yapılanmaların birbirlerine entegre olarak çalışmalarının görülmediğini de belirtmiştim.

Son günlerde Mısır’da Mursi karşıtı gösterilerin yapılması, Ordunun yönetime el koyması ve Müslüman Kardeşler’in Mısır siyaseti içerisindeki konumu bu verilerin Mısır için değişmediğini göstermektedir. Bu bağlamda sorun tespiti ve gelecek senaryosu yazmak çok da zor olmayacaktır.  Ancak sorun tespiti ve gelecek senaryosu bir açıdan aktörler ve talepler ile de ilgilidir.

Aktörler ve Talepler:

Mısır’da Müslüman Kardeşler yönetimine karşı sokağa çıkan halk gayri resmi bir koalisyon oluşturmakta. Bu koalisyonun içinde eski Mübarek rejiminin destekçileri de, bir zamanlar hayatlarını tehlikeye atarak Mübarek'i devirmeye çalışanlar da yer alıyor. Müslüman Kardeşler destekçisi Muhammed Abdel Kuddüs de El Hürriye val Adale gazetesinde, sokaktakileri “meşru hükümeti devirmek isteyenler” olarak tanımlıyor. Kuddüs, ‘barışçıl olduğu iddia edilse de birçok kentteki gösterilere şiddetin hâkim olduğunu’ belirtip “Şiddet olaylarının arkasında eski rejimin destekçileri ve muhalif Ulusal Kurtuluş Cephesi, Temerrüt (İsyan) hareketi ve komünistler ile Nasırcılardan oluşan aşırı laikler vardır” yorumunu yapıyor. Temel talepler ise ekonomi ve güvenlik konularından oluşmakta. Muhalif göstericiler, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'yi, iktidarda olduğu son bir sene boyunca ülkedeki ekonomik ve güvenlik sorunlarını çözmede yetersiz kalmakla suçluyor. Destekçileri ise Mursi'nin sorunların üstesinden gelmek için daha çok zaman ihtiyacı olduğunu savunuyor.

Sorun: Olgusal Bozulma

Modern devlet, devlet dairelerindeki memurların sürekli ve talimatlara uygun çalışmaları yoluyla yönetimi sağlamak için oluşturulmuş karmaşık kurumsal düzenlemeler bütünüdür. Bu dairelerin toplamı olan devlet belli sınırlar dâhilindeki bir toplumla yönetim işini üstlenir. Yönetim işinin kurumsallaşması olarak ele alabileceğimiz modern devletin tarihsel ve sosyolojik incelemesinin içeriğini anlamlandırabilmek için Batı Avrupa’ya bakmamız gerekmektedir. Bu süreci ulus, devlet ve ulusçuluk ideolojisi çerçevesinde açıklayabiliriz: Terminolojide kabul gören haliyle ulus-devletin oluşumu süreçsel olarak; kültürel ya da tarihsel yakınlık gibi moral unsurlar ve maddi unsurlar ile birbirine bağlı olan bir topluluğun uzlaşısı ve ulus devleti kurma ideolojisi olan ulusçuluk ideolojisi ile bir araya gelerek ulus-devleti kurması olarak görülebilir. Bunu kökleri aşağıda, dalları ise yukarıda bir çınar ağacı olarak görebiliriz. Batı temelli kurumların, değerlerin ve yapıların globalleşerek yayılması ise Tuba ağacı ile benzeştirilebilir. Tuba ağacı, cennete olduğu düşünülen kökleri yukarıda, dalları ise aşağıda olacak şekilde tasvir edilir. Ulus-devletin Ortadoğu ülkelerinde oluşum süreci bu ters-bilinç durumunun Tuba ağacı ile olan benzerliğini simgelemektedir. Bu bağlamda Ortadoğu ülkeleri, Batı’daki haliyle ulus-devletin oluşum sürecini ters bir şekilde yaşamış; önce ulus-devlet oluşturulmuş, sonrasında ulusçuluk ideolojisi belli sınırlar dâhilindeki topluluğa empoze edilmiştir. Bu ters-bilinç durumunu anlamak özelde Mısır siyasasında statükonun değişmemesi ancak aktörlerin değişmesini, genelde ise Ortadoğu siyasasının anlaşılmasını sağlayacaktır. Her ne kadar Ortadoğu’yu anlamanın makro anahtarı din olarak görülse de, küreselleşme olgusunun yaygınlaştırdığı iletişimsel ağ; ters-bilinç durumunu anlaşılır kılmış, ayrıca din faktöriyelinin yanına insan hakları faktöriyelini de koymuştur.

Senaryo: Yükselen Siyasal İslam’ın düşüşü

1950’lerden Mübarek’in devrilmesine dek illegal konumda olan Müslüman Kardeşler’in kendisini legalize etmesi; genelde Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da “Arap Uyanışı” sonrasında siyasal İslam’ın yükselişine işaret ediyordu. Mursi’nin 30 Haziran 2012’de seçilmesinden bugüne Mısır siyasasında aktörler değişmiş, ancak statüko kendisini devam ettirmişti. Tahrir meydanında toplanan halkın talepleri ile Ordunun yönetime el koyması -bu devam-süreklilik ilişkisine- özelde Müslüman Kardeşler yapılanmasına genelde ise siyasal İslam’a darbe vuruyordu. Bu noktada “Arap Uyanışı”nın İslami yükselişe evriminin ve Mısır’da ordunun yönetime el koymasının bütün dengeleri bozduğunu söylemek gerekir.

Dengelerde yaşanan bu zemin kayması iki yönlüdür: Birincisi Mısır siyasasındaki iç dengeler aktör bağlamında değişmektedir. İkincisi ise iç dengelerin Mısır’da değişimi bölgesel bir görünüm etkisi yaratacaktır ki bunu İslami yükselişin düşüşü olarak tanımlamak mümkündür. Nitekim BBC Ortadoğu editörü Jeremy Bowen da “Mısır'da Müslüman Kardeşler'in iktidarına zarar verecek, lekeleyebilecek, hatta bu iktidara son verebilecek her şeyin, Ortadoğu'nun başka yerlerindeki iktidar mücadelesini de değiştireceğini”[2] belirtmiştir. Lübnan’da sol eğilimli El Sefir gazetesi yazarı Mustafa El Labad ise, “Mursi’nin devrilmesinin yalnızca Müslüman Kardeşler değil, bölgede ve dünyada birçok farklı ülkeyi de etkileyeceği, Müslüman Kardeşler'in bu ülkelerdeki ağlarını sarsabileceğini”[3] yazıyor.

Mısır’da yaşanan olaylar bize en temelde iki yönlü sonuçlar silsilesini göstermektedir: Sonuçlardan birincisi Müslüman Kardeşler’in seçimlerde yaklaşık \%52’lik bir zaferle çıkması sonucunda meşruiyetini “sağladığı” ve yapılan gösterilerin meşru bir hükümete karşı “darbe” girişimi olduğu yönünde yapılan eleştirilerdir. Bu noktada modern devletlerin ve iktidarların iki meşruiyet kaynağının olduğunu hatırlatmakta fayda var: Ulusal İrade ve İnsan Hakları. Her iki unsurun aynı anda sağlanması durumunda meşru bir devlet ve demokrasiden söz edilebilir. Bu kapsamda Müslüman Kardeşlere temel tepkinin insan hakları, güvenlik ve ekonomi alanında olduğunu söylemek mümkündür. Sonuçlardan ikincisi ise ordunun yönetime el koymasıyla ilgilidir. Buna göre; nasıl ki Müslüman Kardeşler kendisini legalleştirme adına ‘devrim’ bilincinden ve kapsayıcı ilkeden uzaklaşarak demokratikleşme sürecini zedelediyse, ordunun yönetime el koyması da aynı derecede demokratikleşme sürecini zedelemektedir. Ayrıca hem Mısır hem de bölge ülkeleri açısından “Arap Uyanışı” ile yükselen İslam’ın düşüşü bölgesel dengeleri tamamen değiştirecektir. Bu değişim sürecinin demokratik temelde ilerlememesi durumunda Ortadoğu bir kez daha “Musa’nın kazanmasından çok Firavun’un canlanmasına” tanık olacaktır. Bu bağlamda Ortadoğu’da temel sorunun sistemsel olduğunu; aktörler değişse de statükonun devam-süreklilik ilişkisi içerisinde olduğunu anlamak, Mısır ve bölge ülkelerinin siyasalarını anlamak açısından elzem konumdadır.

 


YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.