ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Gezi Parkı’nı Anlamak: Kim Bu Gençler?

Musa Umutcan Yüksel

16 Haziran 2013 Pazar 10:56
  • A
  • A

Taksim Gezi Parkı süreci, bugüne kadar belli bir kesim tarafından üzerine araştırma yapılan, anlanmaya çalışan bir kuşağı gündeme getirdi: Y Kuşağı. Bazı gençlik çalışanları, sosyologlar ve akademisyenler X,Y,Z gibi gençlik kuşaklarını isimlendirmeyi doğru bulmuyor. Çünkü onlara göre kuşakları kavramsallaştırmak, onları sınırlandırıp belli sınırlar içerisine hapsediyor. Bunun yerine gençlik kuşaklarını tarihsel dönemlere ayırıp onları anlamayı tercih ediyorlar. Ancak kuşakların anlamlandırılması açısından da bu tarz isimlendirmelerin önemli olduğunu düşünüyorum.

Gençlik kuşaklarının bugüne dek isimlendirilmesi aslında tarihsel dönemlere paralel olarak beşe ayrılıyor: Birincisi, sessiz kuşak olarak isimlendirilen 1927-1945 arasında doğan ve Türkiye’nin Cumhuriyet kuşağı diye tanımlanabilecek ülkenin \%7’sini oluşturan kuşak. Bu kuşağı uyumlu olarak tanımlayabilmek mümkün. İkincisi, baby boomerlar olarak isimlendirilen  1965-1979 arasında doğan ve ülkenin \%19’unu oluşturan kuralcı kuşak. Üçüncüsü X kuşağı olarak isimlendirilen 1965-1979 arasında doğan ve ülkenin \%25’ini oluşturan rekabetçi kuşak. Dördüncüsü Y kuşağı olarak isimlendirilen 1980-1999 arasında doğan ve ülkenin \%35’ini yani 25 milyon genci oluşturan yaratıcı kuşak. Beşincisi ise, 2000’lerde doğan ve kristal çocuklar veya Z kuşağı olarak isimlendirilen kuşak. Bu kuşak ülkenin \%17’sini oluşturuyor ve derin duygusallık sıfatıyla tanımlanıyor.

Peki, Taksim Gezi Parkı sürecinin omurgasını oluşturan Y Kuşağı hakkında neler biliyoruz? Aslında hiçbir şey bilmediğimizi veya yanlış/eksik bildiğimizi söyleyebilirim. Öncelikle bugüne kadar Y Kuşağının, X kuşağına, yani 68 kuşağı denilen politik kuşağa nazaran apolitik bir kuşak olduğu söyleniyordu. Ancak Taksim Gezi Parkı süreciyle birlikte Y kuşağının apolitik bir kuşak olmadığı, aksine politik anlayışının geleneksel siyaset normlarından çok farklı olduğu görüldü. Alışılagelmiş kalıpların dışına çıkan böyle bir politik anlayışın kullandığı dil ve yarattığı söylemler de ona paralel olarak yeni bir dil ortaya çıkarıyordu.

Bunun en büyük göstergesi ise Y kuşağı ya da 90’lar kuşağı olarak isimlendirilen kuşağın en önemli özelliğinin “bullshit detector” sıfatıyla tanımlanmasında yatıyor; yani “saçmalık dedektörü”. Bu bağlamda Y kuşağı, toplumsal veya siyasal olarak tanımlandığı kalıplar içerisinde kendisine saçma gelen bir nokta yakaladığında “adalet mekanizması”nı harekete geçiriyor. Ayrıca bu kuşağın Y kuşağı olarak isimlendirilmesinin de özel bir nedeni var: “Why?”, yani “Neden?” sorusunu sormaları. Gezi Parkına “Neden?” sorusuyla çıkan gençlerin “saçmalık dedektörleri”, bu bağlamda “adalet mekanizması”nı harekete geçiriyor ve “neden farklılaşıyoruz?” sorusunu gündeme getiriyor. Bunun yerine kendi karakteristiklerinde yer alan  “farklılaşmak yerine, benzeşmek” söylemini ortaya atıyorlar.

Benzeşmek söylemi Y kuşağının karakter yapısına işlemiş durumda, ancak bu benzeşim sürecini de adalet mekanizmasından ve insan hakları süzgecinden geçiriyorlar. Böylece Gezi Parkının temel dinamiği de adalet mekanizması ve insan hakları süzgecine bağımlı bir değişken haline geliyor. Bu noktada Y kuşağı devletlerin ve iktidarların yaratmak ve kurgulamak istediği gençlik kimliğine; yani inşa edilmek istenen “gençlik miti”ne karşı çıkıyor. Çünkü kendi içlerinde sosyo-ekonomik, kültürel veya kimliksel farklılıkları olmalarına rağmen, onları kendilerini “genç” olarak tanımlıyorlar sadece. Bu gençlik tanımının ise devlet politikaları sonucunda oluşturulan kalıplardan ibaret olmasını istemiyorlar. Kendi özlerine, bireyselliklerine bağımlı, “her bireyin kendine özgü tanımlarının olmasını” savunuyorlar.

Diğer yandan Y kuşağının elinde önemli bir araç var: Sosyal Medya. Gündem başlıklarında “bu gençleri sosyal medyanın bu hale getirdiği” söyleniyor; ancak bir yanılgı da bu noktada ortaya çıkıyor. Çünkü sosyal medyayı yaratan Y kuşağı olduğu gibi onu dönüştüren de Y kuşağı. Bu nedenle sosyal medyayı tek yönlü bir etkiyle tanımlayabilmek mümkün değil; Y kuşağı sosyal medyayı etkiliyor ve ondan etkileniyor. Bu kapsamda Y kuşağı bir araç olarak “sosyal medya”nın da aracını yaratıyor: Bilgi. Bazı durumlarda bilgi, kirliliğe sebep olsa da Y kuşağının idrak etme yeteneği bu bilgi kirliliğini polarize ediyor.  

Taksim Gezi Parkı süreciyle ilgili kutuplaşmaların olduğu şu dönemde aslında düşünülmesi gereken en temel soru şu olmalıdır: Sürecin temel itici gücü ne ve bu itici gücün temel talepleri hangi odakta toplanıyor? Aslında sorunun cevabını Y kuşağını biçimlendiren sıfatlarda bulmak mümkün. En temel istek ise şu: Bireysel adalet mekanizmalarına ve insan haklarına saygılı, dönüştürmek yerine anlamayı seçen bir politika üretim süreçleri dizisi. Bu politika üretimlerinin ve söylem yaratma durumlarının,  Y kuşağıyla uyumlaştırılmasının Taksim Gezi Parkı sürecini ılımlaştıracağı düşüncesindeyim.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.