ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL8°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

'Arap Baharı'na Dair Sayısal Bir Analiz: Libya ve Suriye

Musa Umutcan Yüksel

05 Nisan 2013 Cuma 09:15
  • A
  • A

SETA’nın (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Vakfı) hazırladığı “Rakamlarla Suriye Devrimi”[1] başlıklı infografik çalışma “Arap Baharı” olarak literatüre yerleşen ve 2011 yılının başlarından günümüze kadar süregelen halk hareketleri ile ilgili sayısal önemli ipuçları veriyor. Suriye’de 15 Mart 2011 yılından bu yana yaşanan sürecin sayısal analizinin can kayıpları ve mülteci akışı olmak üzere aslında iki noktası var.

Suriye’de muhalifler ile Baas rejimi arasında yaşanan çatışmalar sonucunda +72.077 can kaybı var. Bölge ülkelerindeki halk hareketlenmelerine dair aynı sayısal analiz yapıldığında Libya’da +15.000, Yemen’de 2.000, Mısır’da 846, Tunus’ta 338, Bahreyn’de 89 can kaybının olduğu görülmekte.

Libya ve Suriye’nin yaşanan süreçler doğrultusunda, can kayıplarının en fazla yaşandığı ülkeler olduğunu söyleyebiliriz. Ancak her iki ülkenin de iç dinamiklerinin, toplumsal yapılarının ve siyasi/idari örgütlenmelerinin farklı olduğunu belirtmekte fayda var. Çünkü Libya’da toplumun yaklaşık \%85’inin kabile bağına sahip bireyler olduğu düşünüldüğünde siyasal güç ile kabilecilik arasındaki ilişkinin ne kadar önemli olduğu görülebilir.[2] Bu bağlamda Kral İdris’in iktidarda olduğu 1952-1969 arası dönemde Libya politik hayatında etkili olan aktörlerin başında din adamları, kabileler ve önemli aileler gelmekteyken; Kaddafi iktidarındaki 1969 sonrası dönemde politik hayat ve iktidardan pay alma durumu yaklaşık 10 kabileye bağımlı kalmıştır. Diğer yandan Libya’daki 17 Şubat isyanı, bu kabilecilik anlayışıyla bağlantılı olduğu kadar; öğrenci hareketleriyle, İslamcı muhalefet ile, siyasal yapının dışında kalan kabilelerin muhalefeti ile ve insan hakları savunucularının muhalefetiyle de o derecede bağlantılıdır.  Kaddafi’nin kurduğu sistem her ne kadar halk yönetimi, yeşil sosyalizm veya yerinde yönetim gibi söylemlerle desteklense de arka planda rejimin dayanaklılığını sağlayan temel unsurun kabilelere uygulanan böl ve yönet politikası olduğunu belirtmek gerekir. Bu çerçevede rejimin ayakta kalmasını sağlayan böl-yönet politikasının kırılgan bir unsur olduğu da 2011 yıllarının başında Tunus ve Mısır’daki ayaklanmalar sonucunda görülmüştür. Ancak Suriye’de yaşanan süreç hem ilerleyişi hem de iç dinamikleri bağlamında Libya’dan farklıdır.

Öncelikle Libya ile Suriye arasındaki en önemli farklılığın toplumsal yapıdan kaynaklandığını belirtmek gerekir. Çünkü Libya’da kabile-merkezli bir toplumsal/siyasal yapılanma mevcutken, Suriye’de ön plana çıkan olgu mezhepsel/dinsel bölünmüşlük durumudur. Diğer yandan Libya’da Kaddafi’nin kurduğu rejimin kırılganlığı ile Baas rejiminin kalıcılığı arasında da önemli bir ayrım vardır. Bu noktada Baas rejiminin kırılgan bir yapıda olmadığını, ordu-siyaset ilişkisinin sağlam temellere dayandığını ve süreci çıkmaza sokan en temel unsurun da bu olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca Libya’yadaki krizin uluslararasılaşması ile Suriye’deki iç savaşın uluslararasılaşması arasında da niteliksel farklar vardır. Sözgelimi Rusya ve Çin’in BM’de veto yetkisi olmasına rağmen Libya’da ‘uçuşa yasak bölge’ kararı için çekimser oy kullanmasına karşın; Suriye’de veto yetkisini kullanması en önemli ayrımı oluşturmaktadır. Bu sürecin reel-politik dengeleri sağlama boyutudur. Aynı şekilde İran ve Türkiye’nin Libya krizine verdiği refleksler ile Suriye sürecine verdiği refleksler de farklılık oluşturmaktadır. Son olarak Libya’da yaşanan süreçteki muhalif yapılanma ile Suriye’deki muhalif yapılanmanın da paramiliter ve gayri nizami harp konusunda farklılık arz ettiğini de belirtmek gerekir. Suriye ile Libya’daki can kayıplarının arasındaki uçurum en temelde bu parametrelerle açıklanabilir.

Suriye ve Arap Baharı üzerine yapılacak sayısal analizin ikinci noktasını ise mülteci akışı oluşturmaktadır. Rejim güçleri ile muhalifler arasında yaşanan çatışmalar sonucunda komşu ülkelere mülteci akışı ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin rakamlarına göre toplam kayıtlı mülteci sayısının yaklaşık 970.318 kişi olması sürecin can kayıplarından sonra en önemli parametrelerinden biridir. Özellikle Ürdün, Lübnan ve Türkiye’deki mülteci sayıları diğer komşu ülkelere nazaran fazlalık arz etmektedir. Bu noktada mülteci oranları ile ülkelerin Suriye krizine dair politikaları arasında bir paralellik ve ortak siyasi kültür ilişkisi olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Can kayıpları ve mülteci akışı dışında son önemli nokta ise yaralı, tutuklu ve kayıp sayısının Suriye’de yaklaşık +397.000’e ulaşmasıdır. Özel olarak Suriye üzerine yapılan bu infografik çalışma, genel olarak tüm Ortadoğu bölgesinde ve yaşanan halk hareketlenmeleri sürecinde bize niteliksel ipuçları vermektedir. Suriye’de muhalif gruplara yapılan lojistik destek ve bu desteğin hangi aktörler tarafından sağlandığı Suriye’deki can kayıpları, mülteci akışı gibi unsurların açıklayıcı temel öğesidir. Uluslararası Ortadoğu Barış Araştırmaları Merkezi’nin (IMPR) hazırladığı “Suriyedeki Muhaliflerin Askeri Kapasitesi: Silah Türleri ve Silahlanma”[3] başlıklı kapsamlı rapor da aynı şekilde bu verileri teyit eder niteliktedir.

 


[2] Veysel Ayhan, “Arap Baharı: İsyanlar, Devrimler ve Değişim”, MKM Yayınları, 2012: s.151

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.