ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Alevilik Sünniliğin karşıtı olarak sunulmamalı

Musa Umutcan Yüksel

17 Aralık 2013 Salı 15:47
  • A
  • A

 

30.su düzenlenen Abant Toplantısı pazar günü sona  erdi. 30. Abant Platformu bu defa “Aleviler ve Sünniler: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” başlığı üzerine yapıldı.Gazeteci ve Yazarlar Vakfı bünyesinde yer alan platformun dönem başkanı Prof. Dr. Levent Köker, bu başlığı seçmelerinin nedenini “Aleviliğin şu an gündemde olmayan ama aslında gündemden düşmeyen konulardan” olması şeklinde açıklıyor. Çok sayıda akademisyen, gazeteci ve yazarın katılımıyla Büyük Abant Otel’de gerçekleştirilen toplantıya ben de IMPR (Uluslararası Ortadoğu Barış Araştırmaları Merkezi) Okul adına katıldım.

İki gün boyunca 'Tarihsel süreçte Ortadoğu ve Türkiye'de İnanç İlişkileri', 'Kutuplaşmaların Toplumsal Bedeli', 'İnanç ve Vicdan Özgürlüğü, Hak ve Hürriyetlerde Eşitlik', 'Aleviler ve Sünniler: Yeniden Tanışalım' oturumlarında katılımcıların görüşlerini beyan ettiği toplantı, “Çözüm Önerileri” oturumunun ardından 11 maddelik sonuç bildirgesinin hazırlanmasıyla sona erdi.

Öncelikle belirtmeliyim ki toplantı “sorunların” ve “sorunların toplumsal yansımasının” konuşulması anlamında önemli görülmelidir. Nitekim toplantıda yazarların, akademisyenlerin ve siyasetçilerin çözüm önerileri, beklentileri ve bakış açıları farklılık göstermiş; ancak tüm katılımcıların hem fikir olduğu nokta konuşmanın önemi olmuştur.

Kimliksel tabularımızı yıkmalıyız

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil’in toplantının açılış oturumunda dile getirdiği “hiçbir zaman Alevilik Sünniliğin karşıtı olarak sunulmamalı” sözleri ve toplantının devamında bu sözlerin ne denli benimsendiği toplantıda hayli dikkatimi çekti. Zira 2 gün boyunca oturumlarda yapılan tartışmalar içerisinde edindiğim izlenim, ‘katılımcıların savunmacı bir yöntem’ benimsediğiydi. Toplantıda Prof. Dr. Tayfun Atay ‘Alevilik sorunu’nu müzakere ederken Alevi-Sünni kimliğinden uzaklaşmak gerektiğinin altını çizse de oturumlar sırasında bu kimliklerden uzaklaşılarak konuşulduğunu düşünmüyorum. Gayet tabi oturumlarda yapılan konuşmalar Sünni ve Alevi kimliklere sahip katılımcılara anlama, anlamlandırma ve empati kurma yönünde olumlu katkılar sağlamıştır. Aynı zamanda eşit yurttaşlık, ibadethanelerin statüsü gibi konularda da toplantının kavramsal, tarihsel ve toplumsal bakımdan olumlu değerlendirmeler yaptığını belirtmek gerekir. Ancak ‘sorun’un çözümü için kimliksel tabuların yıkılması gerektiğini düşünüyorum. Atay’ın da belirttiği gibi “öteki olanın kendini güvende hissettiği, çoğunluk olanın ise kendini sorguladığı bir sürece ihtiyaç var. Her iki kimliğin de soruna ve çözüme empati ile yaklaşması gerekiyor.”

Tarihe bağımlılık kutuplaşmaları körüklüyor

Toplantıda dikkatimi çeken ikinci bir nokta ise ‘tarihselliğe bağımlılık’ konusunda oldu ki bunu da sosyal kimlik oluşum evresine içsel görüyorum. Şah İsmail’in veya Yavuz’un ardılı olarak kendilerini tanımlayan katılımcılar kendi tarih yazımlarını da bu noktada şekillendiriyorlar. Böylece geçmişe bakışları da tez ve anti-tez olarak işlediği için tarihsel deneyimler günümüz algısına yön veriyor. Bu noktada tarihin ve tarihsel yaşanmışlıkların göz ardı edilmesi gerektiğinden bahsetmiyorum. Ancak “Geleceği Birlikte Aramak” için bu denli tarihselliğe bağımlılığın sorun tanımlamasından öteye gidilememesine neden olacağını düşünüyorum. Böylesi bir durum kimliksel kutuplaşmaları da körüklüyor.

‘Sorun’ kimin ‘sorun’u?

Büyük Abant Otel’de yapılan toplantılar gibi buluşmaların tekrar ve tekrar yapılması gerektiği inancındayım. Ancak böylesi toplantılar sadece akademik ve siyasal boyutuyla değerlendirilmemeli. Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak’ın toplantıda dile getirdiği gibi “Tarihsel ve sosyolojik bir gerçeklik olan Aleviliği mesele yapan şey, demokrat olamayan Türkiye’nin algılama ve yorumlama şeklidir.” Bu nedenle Alevilik meselesini sadece siyasal iktidar, Aleviler ya da Sünniler inisiyatifinde değerlendirilmek doğru değil. Meseleyi sivil toplum bazında değerlendirmek gerekiyor. Nitekim “Gezi’de sadece Aleviler vardı” sözleriyle yaratılan kutuplaşmaları çözebilecek yegâne nokta sivil toplumdur. Çünkü siyasal toplum, yani devlet aklı ve aygıtları Reha Çamuroğlu’nun da dile getirdiği gibi muhayyel Sünniler üzerinden işliyor. Bunu görebilmek için önceden yapılan Alevi çalıştaylarına ve sonuç bildirgesine bakmak yeterli olacaktır.

Diğer yandan toplantıda nerdeyse hiç konuşulmayan gençlerin bakış açısıyla ilgili, Prof. Dr. Beril Dedeoğlu’nun 4. Oturumda "Üniversite kantinlerinde, gençler arasında bir Alevi-Sünni tansiyonu var, artma riski de mevcut" sözleri sivil toplum algısını özetliyor. Bence bunun gibi toplantılara gençlerin ve özellikle üniversite öğrencilerinin katılımı sağlanmalı. Gençler bu ve benzer meseleler konuşulurken konudan uzak tutulmamalı. Nitekim 4. Oturumda serbest müzakere kısmına geçildiğinde ben de gençlerin dahil edilmesi gerektiğinden ve gençlerin Alevi-Sünni tansiyonunu nasıl yorumladığından bahsettim, böylesi çalıştay ve toplantılarda bu bakış açılarının da dinlenmesi gerektiğini vurguladım. Çünkü bugüne dek bir “gençlik miti” yaratıldı, “gençlik bizim geleceğimizdir” söylemleri üretildi. Bu nedenle “geleceği ararken” gelecek olan gençlerin de dâhil edilmesi gerekiyor.

Sonuç Bildirgesi

Toplantının sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

-"Alevilerin ve Sünnilerin barışı ve geleceği birlikte inşa etmelerinin önündeki en temel engel geçmişte yaşanan çatışmalı tarihin yarattığı psiko-sosyal kollektif travmadır. Travmatik tarih güncel sorunları çözmede engel oluşturmaktadır. Tarih araştırmaları, ortak travmatik geçmişin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.

-Ülkemizde de mevcut olan ve yakın coğrafyada yaşanmakta olan dini sorunlarda endişe verici boyutlarda dışlayıcı bir dil hâkimdir. Mezhepler üzerinden, mezhepçi bir dile savrulmamak gereklidir. Bu çatışmaların ülkemizdeki sorunları daha da ağırlaştıran bir potansiyel taşıdığını gözden kaçırılmamalıdır.

-Siyasi ve ideolojik tartışmaların inanç zeminine taşınması yanlıştır. Kimse kimsenin inancını onun adına tanımlamamalıdır. Hiçbir inanç grubu diğerini kendisine benzetmeye çalışmamalıdır. Devlet inançları düzenleyemez, ne olması gerektiğini belirleyemez. Din ve inanç gruplarına hak öznesi olarak 1966 ikiz sözleşmeler ve Venedik komisyonu prensipleri gereğince tüzel kişilikleri verilmelidir.

-Devlet, birey ve toplulukların inanç-ibadet farklılıklarını-hürriyetlerini anayasal eşitlik temelinde hem hukuki hem fiili güvence altına almalı ve siyasal aktörler buna saygı göstermelidir. Hak ve eşitlik, bireyin özgürlüğü içinden değerlendirilmelidir.

-Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Ancak, bu farklılıklara dayalı kutuplaşmalar, her seviyede demokratikleşme çabalarına zarar vermektedir. Ötekini anlamaya ve de anlatmaya çalışmak, böylece, sadece kendi inanç kimliğimizi savunmanın ve dışa vurmanın ötesine geçmek, kutuplaşmayı azaltır.

-Geçtiğimiz yıllarda çalıştayların yapılmış olması Alevi camiasında ciddi bir umut doğurmuş, ancak toplantılarda dile getirilen ve ortaklaşa alınan taleplerin hayata geçirilememesi ise ciddi bir hayal kırıklığına yol açmıştır.

-Siyasal karar alıcılar, Cem evlerinin ibadethane statüsünü dini bir mesele olmanın ötesinde toplumsal bir öznellik talebi olarak ele almalı ve bu talepleri acilen yasal düzenleme ile karşılamalıdır.

-Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi anayasal zorunluluk olmaktan çıkarılmalıdır. Örgün eğitimde, bu derse ilişkin yeniden yapılandırmaya yönelik olarak nesnel ve çoğulcu bir anlayışla, Alevilikle birlikte diğer inançlara yeterince yer verilmelidir. Aleviliğin ve diğer inançların eğitime konu edildiği din dersleri seçmeli olmalıdır.

-Din hizmetlerinde ayrımcılık yapıldığı algısını önleme yolunda Diyanet Işleri Başkanlığı ile ilgili şu öneriler toplantıda dile getirilmiştir:

      1- Diyanet tamamen bağımsız vakıf statüsünde olmalı, diğer inanç grupları da devlet katkısı ile aynı şekilde vakıflar kurulabilmelidir.

      2- Diyanet tamamen özerk statüde olmalı, isteğe bağlı inanç vergisi ile finanse edilmelidir. Farklı inanç grupları için de benzer özerk kurumlar kurulabilmelidir.

      3- Diyanetin mevcut durumu devam etmeli, diğer inanç gruplarına da hizmet verilmelidir.

      4- Bu konu tamamen sivil topluma bırakılmalıdır.

-Alevilerin ve Sünnilerin ortak sorunları ancak adalet ve hakkaniyet kavramları merkeze alınarak çözülebilir. Alevilerin ve diğer inanç gruplarının el konulmuş olan inanç ve ibadet merkezleri ve kurumları iade edilmelidir.

-Alevilerin kamuda yaşamakta oldukları ayrımcılık sorunları çözüme kavuşturularak kendilerini güven içinde hissetmeleri sağlanmalıdır."

Sonuç

Abant Platformu tarafından düzenlenen 30. Abant Toplantısı sonuç olarak benim açımdan önemli ve bir o kadar da faydalı geçti. IMPR Okul adına katılım gösterdiğim toplantının ve bunun gibi çalıştayların devamının getirilmesi gerektiğine inanıyorum. Tarihe Alevi ve Sünni camianın nasıl baktığını, toplumsal yansımaları nasıl yorumladıklarını, çözüm önerilerindeki farklılıklara rağmen konuşabilmenin ne denli önemli olduğunu 30. Abant Toplantı’sında deneyimleme fırsatı yakaladım. Ancak gençlerin katılımı konusunda, kimliksel tabuların yıkılması gerektiği konusunda belli algıların da hala devam edegeldiğini söylemek mümkün.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.