ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Yağışlı

YAZARLAR

Zengin ve muhafazakar

Mehdi Çetinbaş

09 Mayıs 2013 Perşembe 18:27
  • A
  • A

Milli görüş geleneğinden gelen ve geçmişte Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresinde bulunan, Başbakan’ın abi diye hitap ettiği, değerli bir büyüğümle birkaç saat geçirdim.

Yayınevi çevrelerinin yakından tanıdığı, seksenine merdiven dayayan bu değerli büyüğümün siyasi değerlendirmelerine ben oldum olası çok değer veririm.

Memleketin durumunu ve gidişatını nasıl görüyorsun diye sordum!

Sen nasıl görüyorsun diye aynı soruyu bana yöneltti.

Ben, klasik olarak ekonomik göstergelerden bahsettim. Dünyanın içinde bulunduğu ekonomik krize rağmen iyi giden ekonomiden bahsettim. Türkiye’de yapılan yatırımları, alt yapıyı, metroyu, tüp geçişi, Kanal İstanbul’u,üçüncü köprü, ihalesi rekor fiyatla tamamlanan hava alanından bahsederek baş döndürücü bir büyüme dönemindeyiz  diyerek sözlerimi tamamladım.

Değerli büyüğüm beyaz sakallarını sıvazlayarak, bu söylediklerinin hepsine katılıyorum; ancak Türkiye büyürken bizim kaybettiğimiz bazı değerler var. Ben asıl bunlar için endişe duyuyorum dedi.

Başbakanı on sekiz, on dokuz yaşlarından itibaren tanıyorum. Gençlik kollarında başkanken minibüsle toplantılara gelip gidiş dönemlerini biliyorum.O günler gerçekten de ihlaslı günlerdi. Genç yaşta il başkanı olduğunda, yine otobüsle partiye gelirdi.Yönetim kurulundaki esnaflar bir araya gelerek, il başkanına makam aracı olarak kullansın diye bir otomobil almıştık.

Tayyip Bey İstanbul belediye başkanı olduğunda da, sürekli olarak bir vesileyle bizleri toplar ve istişarelerde bulunurdu. Pınarhisar cezaevinde yatarken de, bu istişarelerimiz hep devam etti.

Parti kuruluşu, iktidar oluş, kısacası 2008 yılının başlarına kadar, zaman zaman yaptığı istişare toplantılarına hep katıldım. Bu toplantılar çok verimli olurdu. Kendisinden hiçbir beklentisi olmayan insanlardan oluşan bu istişari heyet, yer yer çok acımasız eleştiriler yöneltirdi. Başbakan bu eleştirileri sessizce dinler ve not alırdı. Çoğunlukla da uyguladığını fark ederdim.

Parti kapatılmanın eşiğinden döndü, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildi. Tayyip Bey güçlendikçe güçlendi ve gücünün zirvesine ulaştı.

2008 yılından bu yana, ben Tayyip Bey’i hiç görmedim. Hiçbir şekilde de, istişare toplantıları için davet almadım. Bildiğim kadarıyla diğer arkadaşlarım da davet almadılar. Bunları kesinlikle bir kırgınlık ve dargınlık vesilesi olarak söylemiyorum. Tayyip bey tarafından davet edilip, onore edilmek gibi bir derdim de yok.

Benim derdim ,partinin kuruluşu sırasında gördüğüm ihlas ve samimiyetin kayboluşudur. Parti büyüdükçe, Başbakan’ın çevresi genişleyeceğine, aksi bir durum meydana geldi. Başbakan, bilmiyorum, belki de isteği dışında bir zırhın içine hapsedilerek, adım adım halktan koparılıyor.

Peki ama dedim; yine de diğer muhalefet liderlerine bakarsak, Tayyip Bey halkla en fazla iç içe olan bir lider değil mi?

Değerli büyüğüm güldü. "Benim Tanıdığım Tayyip Erdoğan bu değil” dedi. Tayyip Erdoğan kolay kolay bürokratik kuşatmaya teslim olacak bir insan değildir. Tayyip Erdoğan, geçmişte istişareye ve eleştirilere açık bir insandı. Şimdi ise o durumu göremiyorum.

Bana göre en büyük tehlike, etrafında kendisine hayır diyecek insanların olmayışıdır. İstişare mekanizması ortadan kalkmıştır. AKP şu anda kontrolsüz bir şekilde şaha kalkmış atlar tarafından götürülen bir araba gibidir. Görünüşe göre çok hızlı yol almaktadır. Unutmayalım, Amerikan kovboy filmlerinde görürüz, hızlanan at arabalarının tekerleri, küçük bir tümsekten bile etkilenerek çabucak devrilebilir.

AKP yönetimiyle birlikte önü açılan MÜSİAD; ASKON, TUSKON gibi işveren örgütlerinin üye sayısında patlama meydana gelmesini normal görebilir miyiz? Ekonomik yönden gelişen muhafazakar kesim, maalesef kendi sosyetesini yarattı. Bu gün henüz tam anlamıyla göze batmayan bu çevreler, zamanla camiamızda rahatsızlık yaratacaktır.

“Müslüman’ın zengin olmasının ne zararı var? Sermaye muhafazakarların eline geçerse daha iyiolmaz mı?” der gibi bakıyorsun. Kazın ayağı öyle değil! Müslüman sorumlu insandır. Müslüman’ın elindeki servet kendisine ait değildir. Bizim inancımıza göre, o servet bir emanettir. Dolayısıyla zengin Müslüman’ın sorumluluğu çok büyüktür.

Kur’anda bir çok ayette, zengin sorumluluğundan bahsedilir.  İncil’de bir ayette “Bir devenin İğne deliğinden geçmesi, bir zenginin cennete girmesinden daha kolaydır" diye bir ayet var. İşte bu yüzden zengin Müslüman farklı olmalıdır. Acaba gerçek öyle mi?

AKP yönetiminin gücünü istismar ederek, kendisine çıkar sağlayan birçok iş adamı tanıyorum. Onları gördükçe midem bulanıyor. Ne yapayım ama bu da bir gerçek.

Muhafazakar iş adamlarına haksızlık yapmıyor musun” dedim.  Yıllarca çile çektiler. Yeşil sermaye diye horlandılar. Devlet eliyle kara listelere alınıp boykotlara maruz kaldılar. Şu anda önleri açıldığı için serbest rekabet içinde mücadele ediyorlar, bunun ne zararı var?

Beyaz sakallı piri fani büyüğüm, dinle o zaman sana bir hadis-i şerif nakledeceğim ve hiçbir yorum da yapmayacağım dedi.

Peygamberimizin sahabeleri arasında Salebe isminde biri vardı. Ashab-ı Suffa’nın önde gelenlerindendi. Öyle takva ehli biri idi ki; gece gündüz ibadetle meşgul olurdu. Secdeden alnı yara olmuştu.

Bir gün Peygamberimize

"Ya Resulallah ne olur bana  dua edin, ben de Hz Osman ve Hz Ebubekir gibi zengin olup insanlara yardım edeyim, malımı mülkümü Allahın yolunda harcayayım" diye dilekte bulundu.

Peygamber'imiz onun bu arzusunu

"Yâ Salebe, şükrünü edâ ettiğin az mal, şükrünü yerine getiremeyeceğin çok maldan daha iyidir." diye karşılık verdi.

Salabe yine de "Ya Rasûlallah, Allah’a dua et de bana mal versin" diye ısrar etti.

Peygamberimiz ona

"Ya Salabe, beni misal almak istemez misin? Allah'ın Rasûlu gibi olmak istemez misin? Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederek söylüyorum ki, dağların benim için altın ve gümüş olmasını dilesem, olurlardı." diye cevap buyurdu.

Salabe bu sefer dedi ki, "Seni Hak dinle peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, bana mal versin diye Allah'a dua edersen, her hak sahibine hakkını vereceğim., şöyle şöyle yapacağım."

Bunun üzerine Peygamber'imiz "Allah'ım, Salabe'ye mal nasib eyle" diye dua etti. Salabe de koyun edindi.

Salabe'nin edindiği koyunlar böcek gibi üredi. Öyle ki, sürüsüne Medine dar geldiği için vadiye taşındı. Bu yüzden öğle ve ikindiyi cemaatle kılıp, diğer vakitler cemaatten geri kalmaya başladı. Bu arada sürü üremesine devam ettiği için Salabe başka bir yere taşınmak ihtiyacını duydu ve Cuma'dan başka hiçbir namazı cemaatle kılmamaya başladı.

Derken sürü böcek gibi üremeye devam etti. Salabe de Cuma günleri kervanların yoluna çıkarak Medine'de olup bitenleri öğrenir oldu.

Bir gün Peygamber'imiz "Salabe ne yapıyor?" diye sordu. O'na "Ya Rasûlallah, sürü edinince Medine'ye sığmaz oldu" diye başlayarak olup bitenleri anlattılar. Peygamber'imiz "Yazık Salebe'ye, yazık Salebe'ye yazık Salebe'ye" diye buyurdu.

Bu sırada "Onların mallarından belirli bir sadaka al, böylece onları temizlemiş ve nefislerini arındırmış olursun. Onlar için dua et, senin duân onları huzura kavuşturur."(Tevbe süresi âyet: 103) meâlindeki âyet inerek zekat vermek farz kılındı.

Peygamber'imiz Cuheyne kabilesi ile Beni Suleym kabilesinden iki kişiye yazılı bir emirname verip zekât toplamakla görevlendirdi., onlara "Saleb Bin Hatib ile Beni Suleym'den falan adama varıp zekâtlarını alın" diye emir verdi. Adamlar yola çıkıp Salebe'ye vardılar, Peygamber'imizin emirnamesini okuyarak kendisinden zekâtını vermesini istediler.

Salebe tahsildarlara "Bu cizyeden başka bir şey değil, bu cizyeden başka bir şey değil, bu cizyenin kardeşidir, gidin işiniz bitince bana yine uğrayın" dedi.

Bunun üzerine tahsildarlar Suleymi'ye yöneldiler. Suleymi onların geldiğini duyunca develerin en semizini seçerek onu zekatlık olarak ayırdı ve tahsildarları onunla karşıladı. Tahsildarlar bunu görünce "En semiz deveyi vermen gerekli değil, o yüzden bunu senden almak istemiyoruz" dediler. Suleymi "Ne münasebet alın onu, ben gönül hoşnutluğu ile veriyorum. Onu siz alasınız diye ayırdım." dedi.

Tahsildarlar görevlendirdikleri diğer zekâtları toplamayı bitirince geri dönerken Salebe'ye bir daha uğradılar, zekâtını vermesini istediler. Salebe bu sefer onlara "Yanınızdaki yazıyı gösterin" dedi. Yazıya göz atarken yine "Bu cizyenin kardeşidir, siz gidin ben ne yapacağımı düşüneyim" dedi.

Tahsildarlar Paygamber'imize döndüler. O onları görür görmez daha kendileri ile konuşmadan "Yazıklar olsun Salebe'ye" dedi. Ve Suleymi'ye dua etti. Tahsildarlar da Peygamber'imize gerek. Salebe'nin ve gerekse Suleymi 'nin nasıl davrandığını anlattılar. Bunun üzerine Allah (C.C.) Salebe Hakkında:

"Onlardan bir kısmı "Eğer Allah bize mal bağışlarsa mutlaka zekat verir ve mutlaka salihlerden oluruz" diye söz verdiler. Fakat Allah onlara mal bağışlayınca onu cimrilik ettiler, arka dönüp sözlerinden caydılar.

"Allah da kendisine verdikleri sözden cayarak yalan söyledikleri için O'nun karşısına çıkacakları güne kadar kalplerine nifak ekmek suretiyle onları cezalandırdı." (Tevbe Suresi, Ayet: 75-77) mealindeki ayet indi.

Bu sırada Peygamber'imizin yanında bulunan Salebe'nin bir akrabası, inen ayeti duyunca Salebe'ye vararak ona "Yâ Salebe, anan ölesi, ulu Allah senin hakkında  şöyle bir ayet indirdi." dedi.

Bunun üzerine yola çıkan Salebe, Peygamber'imize vararak zekatını almasını istedi. Peygamber'imiz kendisine

"Allah, bana senden zekat almayı yasakladı" diye cevap verdi.

Peygamber'imizin bu cevabı üzerine Salebe başına toprak serperek dövünmeye koyuldu.

Peygamber'imiz ona

"İşte senin amelin, verdiğim emri yerine getirmedin." dedi. Peygamber’imiz (aleyhissalatu ve sellem) vereceği zekâtı almak istemeyince evine döndü.

Peygamber'imiz (s.a.v.) Ahirete göçünce Salebe, zekât borcunu Hz. Ebû Bekr'e getirdi, fakat Ebû Bekr de onu geri çevirdi. Arkasından Hz. Ömer'e getirince o da kabul etmedi. Hz. Osman'ın halifeliğe geçişinde de zekatı reddedildi.

Rivayet olunur ki;  Salebe’nin sürüsüne bir hastalık girdi ve sürü çok kısa bir zamanda telef oldu.

Salebe’ye ne olduğuna gelince; çeşitli rivayetler var. Derler ki; kendini çöllere vurarak bir meczup gibi oradan oraya dolaşarak çöllerde kaybolup gitti.

Sonuç: ben kıssadan hissemi aldım.

Darısı Salebe özentilerinin başına!

YORUM YAZ
TOPLAM 25 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - shangoschullomloanfirm@gmail.c:26 Mayıs 2013, Pazar 00:07

  • - fenasi:11 Mayıs 2013, Cumartesi 23:58

    sen ne ayaksın mustafa turhan senin gibiler yüzünden bu hallere geldik

  • - ramiz:11 Mayıs 2013, Cumartesi 23:00

  • Mustafa TURHAN - Mustafa TURHAN:11 Mayıs 2013, Cumartesi 13:59

  • Mustafa TURHAN - Mustafa TURHAN:11 Mayıs 2013, Cumartesi 13:57

  • - M.S.Sağlam:11 Mayıs 2013, Cumartesi 09:00

    Şartlar değişince elbetteki Tayyip de değişecek. Bundan daha doğal ne olabilir.

  • - ddddddd:11 Mayıs 2013, Cumartesi 01:18

    kendıne din ile imaj yapıp bi temel kurarsan o temel saglam olmaz. bir gün elbet o temel yıkılır. HALK UYANIYOR !!!

  • - birgurbetci:11 Mayıs 2013, Cumartesi 00:52

  • - emmimin oglu:10 Mayıs 2013, Cuma 22:54

    Allah razı olsun hadis-i şerif okumamıza vesile oldunuz.

  • - aa bb:10 Mayıs 2013, Cuma 22:36

    evet gemicigin hesabida sorulacak