ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

YSK Kararı Vicdanlara Oturmadı

Mehdi Çetinbaş

21 Nisan 2011 Perşembe 01:39
  • A
  • A
12 Haziran 2011 seçimlerinin en önemli aktörü, anlaşıldığı kadarıyla YSK olacak. YSK, seçim sürecine girildiği andan itibaren, seçimlerin sonucunu derinden etkileyecek kararlar vererek tarihe geçmiş oldu.
Demokrasi geçmişi çok yeni olan ülkeler bile, vatandaşlarına yurt dışındaki temsilciliklerde oy kullandırırken, bizim YSK bunu beceremedi. Önceleri “oynayamayan gelin yerim dar der” misali yasal engelleri gerekçe gösterdi. Parlamento bunun yasal alt yapısını hemen oluşturdu. Türk’lerin yoğun olarak yaşadıkları ülkelerin yönetimleri ile mutabakat sağlandı. Ancak yine de bir sonuç elde edilemedi.
YSK, Saddam sonrası Irak yönetiminin becerebildiği, yurt dışındaki vatandaşlarına oy kullandırtma işini beceremedi. Gerekçesini okuduğumda utandığımı söyleyebilirim. Neymiş efendim; Almanya’da yaklaşık 1.8 milyon seçmen varmış. İki yüz seçmene bir sandık verilirse, yaklaşık on bin sandık kullanılırmış. Bunlar nereye konacakmış. Seçimleri Türkiye’deki seçimlerle aynı anda mı yapmak lazım, yoksa gümrük kapıları yasasına uygun olarak, kırk gün civarında bir süreye yayarak mı yapmak lazım. Sorular… Sorular… Ama yine çözüm yok.
Almanya’da seçim yapılabileceği YSK’ya 2010 yılı ekim başında bildirilmesine rağmen, YSK seçimler için hazırlık yapmayı bir tarafa bırakarak, ağır bürokratik yazışmalarla süreyi geçirdi. Seçimlerin yapılmasına yaklaşık on ay gibi bir süre varken, hiç sesi çıkmayan YSK, seçime dört ay kala, hazırlıkların yetişmemesini gerekçe göstererek, gurbetçilerin oy kullanma hayallerini bir sonraki seçime bıraktı.

YSK’nın kararı şayet adil ise, iktidar ve muhalefetten yükselen ortak itirazları nasıl izah edeceğiz.

Şimdi soruyorum? Bir sonraki seçime ne değişecek. On bin sandık, on bir bin olacak. Elçilik ve konsolosluk binaları o zaman da yeterli olamayacağına göre; Alman hükümetinden oy sandığı konulacak yerler istenecek, Alman hükümeti ile yapılan görüşmelerde, sandık güvenliği konusu zaten ele alınmıştı. O zaman bu seçimlerin yurt dışında yapılmasını engelleyen ne vardı çok merak ediyorum.
Hükümet her türlü maddi ve manevi desteği verirken, YSK tarafında 26 Şubat 2011 tarihinde verilen karar, Türk seçim tarihi açısından bir yüz karasıdır. Üstelik bu kararın, Başbakan’ın Almanya’da Türk işçilerine oy kullanma müjdesini vermesinin ardından gelmesi de oldukça manidardır.
Türk toplumu, gurbetçiler başta olmak üzere, YSK’nın almış olduğu bu garip kararı içine sindirmek üzere iken; siyasi arenaya ikinci bomba düştü. YSK yine anlaşılması çok zor bir karara imza atarak, çoğunluğu BDP destekli, on iki bağımsız adayın adaylığını veto etti.
Bunda ne var! Her ülkede seçim yasası var. Adaylar bu yasaya göre seçimlere katılırlar. Bu vasıfları taşımayan adaylar seçimlere katılamazlar diyeceksiniz. Elhak doğru söz!Acaba YSK, gerçekten de bu konuda tutarlı ve adil bir karar vermiş midir? Eğer vermişse; iktidarı ve muhalefeti ile hiç kimsenin içine sinmeyen bu karara tepkileri nasıl izah edeceğiz.
Yasaklanan bağımsız adaylardan ikisinin, halen milletvekili sıfatı taşıdığı düşünülürse kararın garabeti ortaya çıkmış oluyor. Hangi şekilde olursa olsun, milletvekili olma vasfını taşımayan insanların meclis çatısı altında olmasına nasıl izin veriliyor. Dokunulmazlık zırhı, milletvekili olmayı engelleyen bir suçu da kapsamakta mıdır? Ben hukukçu olmadığım halde bu soruyu sorabiliyorum.
Bizim ülkemizde, maalesef yargı bağımsızlığı ve adalet kavramının, insanların tam olarak içlerine sinen bir kavram olduğunu söylememiz çok güç. Geçmişte Cumhurbaşkanlığı seçiminde, bu millete 367 kuralı rezaletini yaşatanlar da hukukçulardır. Yine sözüm ona hukuk kuralları işletilerek, toplumsal barışa doğru atılmak istenen adımlar engellenmek istenmiştir.

BDP’nin Kürt etnisitesinin temsilcisi olduğu iddiası gerçekçi değildir.

Hükümet kanadı, Kürt meselesini çözmek için her adım atışında engellerle karşılaşmaktadır. İktidarın attığı adımların akamete uğrası konusunda, BDP’nin teşne tutumu provokasyonları kolaylaştırmaktadır. Türkiye partisi olmayı bir yana bırakan BDP, militanlaştırdığı belli bir kitlenin tahakküm altına aldığı seçmenlerle politika yürütmeye çalışmaktadır.
Şayet BDP, söylendiği gibi Kürt etnisitesinin temsilcisi ise; en büyük Kürt nüfusunun yaşadığı İstanbul’da neden etkili olamıyor. Olamıyor; çünkü burada yaşayan Kürt nüfusunu bazı gettolar dışında baskı altına alamıyor. Konuştuklarında İstanbul’da yaşayan beş milyon Kürt’ten bahsedenler için, bu büyük bir çelişki değil midir.
BDP’nin, Kürt tabanında belli bir destek bulduğu inkar edilmez bir gerçektir. Dar bir alana sıkışan BDP hareketi, alanını genişletmek için yeni hamleler geliştirmiştir. Bu seçimde PKK hareketine soğuk duran çevrelerle işbirliği yapabilmesi , bakalım BDP’ye artı ne getirecek derken, YSK’nın son kararı seçimlerin üzerine koyu bir gölge düşürmüştür.
Altan Tan, Şerafettin Elçi, Sırrı Süreyya Önder gibi aykırı tiplerle, Bengi Yıldız, Gülten Kışanak ve Sabahat Tuncel hangi asgari müşterekte nasıl buluşacaklar diye merakla beklerken YSK, bütün hevesimizi kursağımızda bıraktı.

YSK kararından en fazla zarar görecek parti AKP’dir.

YSK kararına BDP tarafından verilen tepkilerde, sürekli AKP iktidarının hedef alınarak suçlanması, ileride alınabilecek başarısız sonuçları kamufle etmeye yönelik bir girişim gibi geldi bize. Sorarım size! YSK’nın almış olduğu bu son kararın AKP’ye ne faydası olacaktır. Tam tersine, bu karar Kürt seçmenlerini militanlaştırarak, AKP aleyhtarlığının artmasından başka bir şeye yaramayacaktır. Bu sebepten alınan bu kararı en istemeyecek parti AKP’dir.
Ben yazılarımda sürekli olarak bir hususa vurgu yapıyorum. Türkiye prangalarını kırarak, dünyada sözü dinlenen bir ülke olma yolunda hızla ilerlerken, gizli bir el bu ilerlemeye köstek vuruyor. Bunu her şekliyle görüyoruz. Bu köstek geçmişte de yaşandı, şimdi de yaşanıyor, muhtemelen ileride de yaşanacak. Statükoyu değiştirmek çok, ama çok zordur.
Türkiye’yi yıllarca koalisyon hükümetleri ile yönettirerek, istedikleri kulvarlarda at koşturanlar, bu gün tek parti iktidarından hoşnut değildirler. Geçmişte kendilerine yarayacağını düşünerek koydukları barajlarla bu milletin önünü kesmeye çalışanlar, koydukları barajlarda boğulmuşlardır.
Yüzde onluk bir baraj sisteminin, normal şartlarda adil bir sistem olduğunu söyleyemeyiz. Ancak Türkiye gibi gelişme yolunda olan ülkelerde, istikrarın devamı açısından bu barajın devamını zorunlu görüyorum. Alt yapısını ve yatırımlarını büyük ölçüde tamamlamış bir ülkede, baraj sorunu önemli olmayabilir. Türkiye gibi her an dış güçlerin tahriklerine açık ülkelerde güçlü iktidarları iş başında olması gerekir.
Elindeki büyük sayısal güce rağmen, sürekli olarak tökezletilen AKP iktidarının inatçı tutumu ve ayak diremesi karşısında, demokrasi düşmanı güçler önemli mevziler kaybetmişlerdir. Herkesin bildiği ve hissettiği, adına derin devlet denen yapı, anlaşılan odur ki; adım adım savaşarak geri çekilmektedir. Bu son YSK kararı da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
12 Haziran seçimleri, üçüncü tek başına AKP iktidarını gösterirken, bu sinyali alan güçler, durumu engellemek için düğmeye basmışlardır. Çaresiz kalan derin güçler, ipleri başkalarının elinde olan, rahatlıkla maniple edilebilen BDP hareketini gözlerine kestirmişlerdir. Bu gün, ülkenin bir çok yerinde meydana gelen BDP destekli ayaklanma provalarını YSK’nın öngörmemiş olması mümkün değildir.
YSK tarafından adaylıkları veto edilenlerle aynı şartlarda olan Siirt belediye başkanı Selim Sadak’ın, halen görev başında bulunduğunu hatırlatırsak, YSK’nın almış olduğu bu kararın, siyasi bir karar olduğunu söyleyenlere hak vermemek elde değildir.
Bu son kararla, Türkiye önümüzdeki günlerde de kaoslu günler yaşayacak . Türkiye, geçmişte de çok büyük badireler atlatarak bu günlere geldi. Bu son karar, önümüzdeki günleri önemli olaylara gebe kılıyor. Bu olayların sıcaklığı geçtikten sonra ,insanların daha akl-ı selim davranışlar sergileyeceklerini umuyorum.
BDP destekli bağımsızların, nihai hedefte seçimlerden çekilmelerini ihtimal dışı buluyorum. Ancak 12 haziran seçimlerinin Güneydoğudaki seçim propagandalarında, BDP dışındaki partilere kapalı bir yapı oluşturma ihtimalini de pek uzak görmüyorum. Başbakan’ın, bağımsızların veto yediği bir Diyarbakır’da gönül rahatlığı ile miting yapabileceğini de sanmıyorum.
Türkiye, gerçekten de çok sancılı bir süreçten geçiyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki olaylarda uluslar arası bir aktör rolü üstlenen ülkemiz, iç darbelerle geriye düşürülmek isteniyor. Neresinden tutarsanız tutun YSK kararı, ülke huzurunun altına konan bir dinamit lokumu etkisi yaratmıştır.
Ben bu son kaostan da akl-ı selim yardımıyla çıkılabileceğini umuyorum. Unutmayalım bu toplumu bir arada tutan harcın çimentosu çok sağlam. Kolay kolay çatlatılabilmesi mümkün değildir.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.