ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Yeni Lider Ve Hedef 2015

Mehdi Çetinbaş

24 Ocak 2011 Pazartesi 19:53
  • A
  • A
“Danıştay, Ales (Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı) sınavına başörtü ile girilmesi kararını durdurdu.” Bu manşeti gazetede görünce, gayrı ihtiyari tebessüm ettim. İçimden de Başbakan ne şanslı adam diye geçirdim.

Ak Parti'ye karşı olduklarını her söylemde dile getiren çevrelerin, nasıl bu kadar düşüncesizce hareket ettiklerine bir türlü anlam veremiyorum. Sol, Kemalist ve laik bir çizgide olduğunu ifade eden Eğitim İş Sendikası’nın Danıştay’a yaptığı müracaat ve dağlar kadar iş yükü olduğunu bildiğimiz Danıştay’ın da yıldırım hızıyla davayı sonuçlandırması neticesinde, Ales sınavına yine başörtülü öğrenciler giremeyecek.

Türkiye’nin haziran ayında seçime gittiğini bile bile, bu çevrelerin yaptıkları bu girişimlerle Ak Parti’nin değirmenine su taşıdıklarını bilmemeleri ,ne kadar garip. Eğer bu çevreler, hakikaten bu davranışlarının AKP’ye oy kazandırdığını bilmiyorlarsa vay bunları haline. Bu insanlar, Türkiye’de farklı zamanlarda, farklı araştırma şirketleri tarafından yapılan kamuoyu yoklamalarında, bu milletin kadınlarının yüzde yetmişinin başörtülü, yüzde seksenden fazlasının da başörtüsüne özgürlükten yana olduğunu bilmiyorlar mı?

Sanırım biliyorlar. Peki o zaman neden ısrarla dayatmada bulunuyorlar? Aslında bu sorunun cevabı öyle sanıldığı gibi çok da zor değil. Bu çevreler hala geçmişte yaşıyorlar. Hala Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki tek parti diktatoryasının özlemi içindeler. Halka zorla dayatılan yaşam ve giyim tarzının neden tutmadığını bir türlü anlayamıyorlar.

Başbakan’ın neden hiç seçim kaybetmediği bir tez konusu olabilir

Geçmişte, Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar giderek konserler veren Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın, artık neden Ankara’ya hapsolduğunu anlayamıyorlar. Devlet Opera ve Balesi’nin neden Anadolu’da halka mal olamadığını kavrayamıyorlar. Sanat adı altında şehirlerin göbeklerine diktikleri çeşitli anıt ve heykellerin, gerçekten de ucube olduğunu da anlayamıyorlar. Sanat kelimesinin arkasına sığınarak, adeta kutsal bir alan yaratmaya çalışanlar, milletle aralarındaki kan uyuşmazlığının da farkına varamıyorlar.

Kendileri televizyon ekranlarına kurularak, bu milletin dini değerleri ile ilgili konuları din adamlarına bırakmadan saatlerce yorum yapanlar, konu ,ne idüğü belirsiz beton yığınlarına gelince, birdenbire şahin kesiliyorlar. Neymiş efendim ;sanat eserleri hakkında öyle önüne gelen yorum yapamazmış. Ancak bu konuda eğitimi olanlar söz söyleyebilirmiş.

Ne ala memleket! Bedri Baykam Efendi televizyonlarda arzı endam edip ahkam kesecek, gece gündüz milletin kutsal değerleriyle dalga geçecek, din adamlarının ilgi alanlarına girip fetvalar verecek; siz onun sanat adına tuvalin üstüne sıçrattığı gelişi güzel boyalar hakkında fikir yürütemeyeceksiniz. Sevsinler öyle sanatı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, sekiz yıldır hiç seçim kaybetmeden, hep ileri gitmesinin sebebini anlayamayan şaşkınlar, iktidar için daha çoook yalanır yutkunursunuz. Bu milletin duygularına yabancı olan, onunla çatışmayı alışkanlık haline getirenlerin iktidar olma şansı sıfırdır. Deniz Baykal’ın medya darbesiyle alaşağı edilip, Kılıçdaroğlu’nun göreve gelmesiyle CHP’de ne değişmiştir, söyleyebilir misiniz? CHP’nin genetik kodlarına işleyen, seçkinci tavır değişmedikçe, halkla kaynaşma asla mümkün olmayacaktır.

Hali keyfi yerinde olan, AKP iktidarında servetine servet katan TÜSİAD çevresinin , oy kullanırken CHP’yi tercih etmesinin izahını CHP mutlaka yapmak zorundadır. Varoşlarda yaşayan ve milli gelirden yeterince pay alamayan insanların hakkı, bu çevrelerin kasasına girmektedir. Milli gelirdeki adaletsizliğin temelinde, hükümetin vebali kadar, bir o kadar, hatta daha fazla, büyük sermaye gruplarının vebali vardır. Yüzde bir ihtimal dahilinde de olmamasına rağmen, tut ki CHP’nin iktidara geldiğini var sayalım; bu sermaye grupları, iktidar şerefine kazançlarını varoşlarla mı paylaşacaklar?

Türkiye gerçekten de çok garip bir ülke! Hiçbir ölçüsü dünya standartlarıyla uyuşmuyor. Sermaye çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olan, kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayan dünyadaki tek parti herhalde CHP’dir. Daha önce de defalarca yazdım. CHP’nin varoşlarda, gecekondu ziyaretleri çok iğreti kalıyor. Sun’i ve yapmacık tavırlar o kadar net görülüyor ki, kesinlikle bu CHP adam olmaz dedirtiyor.

Muhalefet bilinçsizce AKP değirmenine oluk oluk su taşıyor

Daha önceleri de yazdım. Politikayı ve halkın davranışlarını iyi takip ettiğimi, yorumladığımı zannediyorum. Öyle çok fazla kamuoyu araştırması yapmaya da gerek yok. İşim gereği halkla çok yoğun teması olan biriyim. Çok farklı yelpazeden olan insanlarla bir arada oluyorum. Buradan elde ettiğim sonuçlar, en baba kamuoyu araştırma şirketinde bile çıkmıyor.

Benim basit bir ölçüm var. Çevremi yokluyorum. Daha önce CHP’ye oy vermeyip de, Kılıçraroğlu başa geldi diye fikir değiştiren kaç kişi var diye sağıma soluma bakıyorum. İnanır mısınız, bir kişi bile göremiyorum. Kaldı ki bu seçimlerin mahalli seçimler olmadığını da hatırlatmak isterim. Mahalli seçimlerde kitleler değişik saiklerle oy kullanabilirler, ancak genel seçimlerde inanç ve ideoloji ön plana çıkmaktadır.

Seçimlere beş aydan daha az bir zaman kaldı. Muhalefet yine bilinçsizce AKP değirmenine oluk oluk su taşıyor. Başörtü meselesi gündemden düştü, eyvah şimdi ne yapacağız derken, AKP’nin imdadına sağ olsun EĞİTİM-İŞ Sendikası yetişiyor. Danıştay da işini gücünü bırakıp bu konuya teşne oluyor. İnsan ister istemez şüpheye düşüyor. Acaba bu kurumlar, gizliden gizliye AKP iktidarının devamı için mi çalışıyorlar?

Önümüzdeki süreçte bu konu yoğun bir şekilde tartışılacak. Tam seçimlere girilirken üniversite sınavları yapılacak. Bu sınavlar sırasında konu yeniden alevlenecek. Hükümet başörtüsüne özgürlük isteyen yüzde seksenlik bir çoğunluğun isteklerini yerine getirme gayreti içinde görülürken, CHP ve şürekası ne yaparsa yapsın, yasakçılar safında yer alacak. Ne söylerse söylesin inandırıcı olamayacak. Seçim sürecinde CHP, başörtüsü düşmanı, içki içen ve içkiyi savunan, ucube heykelleri hamisi olarak halk karşısına çıkacak.

Ben yine iddia ediyorum! Cumhuriyet tarihi boyunca böyle bir muhalefet hiçbir iktidara nasip olmadı. Bütün veriler AKP iktidarının üçüncü dönemini gösteriyor. Büyük bir aksilik olmazsa oy oranı az da olsa artarak AKP yeniden tek başına iktidar olacak. Bu benim temennim değil öngörüm. Hem de anayasayı tek başına değiştirebileceği 367 sayısının da üstüne çıkacak.

AKP’nin elde ettiği başarıda en büyük pay, muhalefet partilerine aittir. Zayıf ve kişiliksiz bir görünüm veren muhalefet , halka güven vermemektedir. Güçlü ve karizmatik görüntüsüyle hem Türkiye’de, hem de uluslar arası arenada büyük şöhret yapan Başbakan’ın kişiliği, diğer siyasi liderleri çok zayıf ve cılız hale getirmektedir. Başbakan’ın şahsi oyu neredeyse AKP oylarının yarısını oluşturmaktadır. Bu durum AKP için, artılarla beraber eksileri de getirmektedir. Tayyip Erdoğan’ın liderliğini yapmadığı bir AKP’nin ne yapabileceği konusunda henüz elimizde bir veri yoktur.

Daha önceki bir yazıma da başlık yaptığım gibi, muhalefet şimdiden 2015 yılında yapılacak seçimleri hedef olarak seçmelidir. Muhtemeldir ki, o seçimlerde Başbakan partisinin başında değil, Çankaya Köşkü’nde oturuyor olacaktır. O seçimde de muhalefet , şayet Kılıçdaroğlu ya da Bahçeli ile iktidar yarışına giriyor olursa ,bilin ki sonuç yine hezimettir. Bu iki lider 2015 yılında, muhalefet görevlerini bile kaptırabilirler.

Sonuç: Muhalefet önümüzdeki dört buçuk yıl içinde aramalı, taramalı, ne yapıp edip; hatip güçlü, karizmatik, halkı kucaklayan, fiziği ile de uluslararası toplantılarda tepeden bakan bir lider bulmalıdır. Aksi takdirde muhalefete yine ekmek yok.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.