ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Wikileaks'ten Seçim Malzemesi Çıkar mı?

Mehdi Çetinbaş

04 Aralık 2010 Cumartesi 22:47
  • A
  • A
Wikileaks depreminin yaratacağı farz edilen tsunami,Türkiye’de öyle pek sanıldığı kadar etki yaratmadı. Bunun sebebi, elbette Türk siyasi hayatının geçmişinde aranmalıdır. Geçmişte çok büyük tertiplere şahit olan Türk toplumu, daha inandırıcı komplolar görmedikçe, anlaşılan odur ki hiçbir tertip ülkemizde başarılı olamayacaktır.
27 Mayıs darbesi öncesi, ilk okul birinci sınıf öğrencisiyken, ilk okul öğretmenimin anlattığı, üniversite öğrencilerinin Menderes hükümeti tarafından öldürülerek kıyma makinelerinden geçirildiği ve Marmara denizinde balıklara yem olarak atıldığı yalanı, basın organlarına bile konu olmuş, önemli miktarda inananı da olmuştu. Yine aynı şekilde Kumkapı meyhanelerinin birinde kafayı bulup, yüksek sesle Menderes’i kurtarmak için Kumkapı’dan Yassıada’ya tünel kazma projesini tartışan iki sarhoşun tutuklanarak aylarca yargılanmasını, millet hafızası kolay kolay unutmaz. Unutsa bile gazete arşivleri bir utanç belgesi olarak tarihte yerini alır.
Bu ülkede 1950 yılında çok partili hayata, sözüm ona demokratik yaşama geçilmiştir. Bu somut gerçeğe rağmen, hiç kimse bu güne kadar Türkiye’yi seçilmiş iktidarların yönettiğini söyleyememiştir. Sürekli olarak, seçimle iktidara gelenlere, kırmızı çizgilerle sınır çizen bir derin devletin varlığından bahsedilmiştir. Zaman zaman görülen bazı emareler bu gerçeği somut hale getirmiştir.
Başbakanlık makamında oturan merhum Ecevit’in, bilgisi haricinde olduğunu açıkladığı ABD’den maaş alan özel kuvvetler(Gladio) adındaki birliğin ifşası bile, bu ülkede yeterli tepkiyi görmemiştir. Tarih boyunca sürekli komplo ve provokasyonlarla ajite edilen halk, toplum mühendisleri tarafından sürü psikolojisi ile yönetilmiştir.
12 Eylül öncesi yaşanan Kahramanmaraş ve Çorum olayları, bu milletin hafızasından kolay kolay silineceğe benzemiyor. Yine 12 Eylül öncesi yaşanan kardeş kavgasının aktörleri, aradan geçen uzun süre sonra olaylarda nasıl figüran olarak kullanıldıklarını fark etmişlerdir.

17 mart 2008, AKP iktidarının strateji değişikliği için bir milattır.

Yıllarca bu ülkenin aydınlarını suikastlarla yok eden, ardından sanal irtica yaygaraları kopararak kitleleri sokağa döken güçleri, yeni yeni tanımaya başladık. Muhafazakar ve mütedeyyin Türk halkının isteklerinin aksine, tepeden inme dayatmalarla insanların sindirilişine şahit olduk. Bu öylesine büyük bir baskı idi ki, gücünü halktan alan iktidarlar bile bu görünmeyen güç ile iktidarlarını paylaşmak zorunda kaldılar. Bu operasyonların tamamına yakınında da, iktidarın emrinde olması gereken TSK hoyratça kullanıldı.
Aynı senaryolar AKP hükümeti için de uygulandı. 2002 seçimlerinde halkın teveccühü ile iktidara gelen AKP de başlangıçta diğerleri gibi derin devlet ile pazarlık masasına oturdu. Halkın kendisine verdiği yetkiyi onlarla paylaşmayı kabul etti. Derin devlet olarak tanımlanan sanal güç, AKP yönetimini iktidardan uzaklaştırmak için akla hayale gelmeyen yollar denedi . Üniversitelerdeki başörtüsü zulmü, kasıtlı olarak büyütüldü. Üniversiteler arası kurul ve rektörler, tetikçi olarak kullanıldı. Ülkede sürekli olarak sun’i bir gerilim ortamı oluşturuldu.
2007 yılının nisan ayında Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında, neredeyse cumhuriyet tarihinin en büyük hukuk rezaleti yaşandı. Bir yanda asker gece yarısı muhtıraları verirken, diğer yandan anayasa mahkemesi 367 rezaleti olarak tarihe geçen karara imza attı. AKP bütün bu olumsuz şatlara rağmen sabırla ve inatla antidemokratik uygulamaların odağı olan kurumlarla uzlaşma çabalarına devam etti.
Derin devlet AKP için kesin kararını vermişti. Halktan gelen yoğun şikayetler ve talepler sonucu, hükümet üyelerinin baş örtüsü zulmü ile ilgili yaptıkları açıklamalar, laiklik karşıtı fiillerin odağı olarak kabul edilip, 17 Mart 2008 tarihinde AKP’ye kapatma davası açıldı. Stratejik bir önem atfettikleri Cumhurbaşkanlığı makamını kaptıran güçler intikam peşindeydiler. Önce AKP’yi kapatacaklar, ardından büyük bir ihtimal ile Cumhurbaşkanını da bir formülle alaşağı edecekler ya işlevsiz hale getireceklerdi. Beklentilerin aksine, AKP bu davadan, tabiri caizse bıçak sırtı bir oy oranı ile kapatılmaktan kurtuldu.

Davutoğlu ile başlayan Neo-Osmanlı olarak nitelenen politika bir çok devleti ürkütmüştür.

17 Mart 2008, aslında Türk siyasi tarihinde bir milattır. O zamana kadar devletin kurumları arasında uyum adı altında, elindeki iktidar gücünü başkaları ile paylaşmayı kabul eden AKP, bu tarihten itibaren yeni bir politika izlemeye başlamıştır. Başlangıçta Ergenekon davasını çok hafife alan AKP iktidarı, bu tarihten sonra milat kabul edilecek yeni hamleleri peş peşe yapmaya başlamıştır.
Kendisine hayat hakkı tanımayan, halktan aldığı gücü kullandırmayan güçlerle AKP’nin savaşı kapatma davasının sonuçlanmasından sonra kızışmıştır. Başlangıçta Ergenekon davasını hafife alan AKP, daha sonra işin ciddiyetini kavramış, darbecilere karşı yasaların işletilmesi için her türlü kolaylığı sağlamıştır. Geçmişte derin güçlere karşı geldiği için bedel ödeyen savcılar, AKP için adeta bir ders olmuş, hükümet, Ergenekon gibi girift bir yapı ile uğraşan hakim ve savcılara her türlü güvenceyi sağlamıştır.
Bu arada, Cumhuriyet Gazetesine bomba atma, Danıştay baskını gibi olayların faillerinin kısa sürede yakalanması ve bağlantılarının ortaya dökülmesi, önemli olaylar olarak karşımıza çıkmıştır. Yine Hrant Dink’in öldürülmesi, Rahip Santario cinayeti, Malatya Zirve yayınevi katliamındaki provokasyonların tamamı, komplocuların elinde patlamıştır.
Derin devlet efsanesini, açık savaşla yerle bir eden AKP yönetimi, çok önemli mesafeler kat etmiştir. Her zaman kriz haline getirilen YAŞ karaları, bu yıl normal seyrinde cereyan etmiş, kimse sebepsiz yere ordudan ihraç edilmemiştir. Bu zirvede, hükümet noter gibi çalışmamış, önüne getirilen terfi kararnamelerini teamüllere göre değil, yasalara göre değerlendirmiştir.
Türkiye son yıllarda, muhalefetin söyleminin aksine, son derece onurlu bir dış politika takip ederek dünya siyasetinin önemli aktörleri arasında yer almıştır. Türkiye’nin dünya siyasetinde, özellikle Ortadoğu ve Orta Asya’da izlediği etkin politika, İsrail başta olmak üzere, bu bölgelerde çıkarı olan her kesin düşmanlığını celbetmiştir.
Ahmet Davutoğlu ile başlayan, ABD ve batı dünyasının Neo-Osmanlı diye tanımladığı politika, anlaşılan odur ki; dünyadaki bazı odakları iyice ürkütmüştür. Dünyayı kendi gönüllerince yöneten ve parselleyen bu güçler, yeni ortak istemiyorlar. Türkiye ise son zamanlarda, gittikçe artan etkisi ile dünyayı yönettiğini iddia edenlerin sofrasına, tabiri caizse davetsiz misafir gibi zorla oturmuştur. Türkiye’nin elde ettiği bu gücü, bazı devletlerin kolay hazmetmesini beklemek safdillik olur.
Dünyayı sarsan Wikileaks belgelerinin ilk yayınlanan bölümlerine baktığımızda, ya da bütün dünyayı kapsayan bu belgelerin tamamında, en fazla iletinin Ankara’dan Washington’a gönderildiği ifade ediliyor. Washington’un Türkiye politikasının en büyük zaafı, görevlendirdiği diplomatlarının büyük bir kısmının Musevi kökenli olmasıdır. Kısaca diyebiliriz ki, Washington Türkiye gibi önemli bir müttefikini İsrail gözüyle izliyor. Bu durumda ABD yönetimi, çoğu ülkede de aynı olmakla birlikte, bilhassa Türkiye konusunda objektif bir bilgilenmeden yoksun kalıyor.
Wikileaks belgelerinin yayınlanması sonucu eğer Türk kamuoyunda büyük sarsıntılar bekleniyorsa, bunun gerçekleşmeyeceğini peşinen söyleyebiliriz. Henüz belgelerin ancak binde biri yayınlandı. Bundan sonra bomba belgeler gelebilir ihtimalini çok yüksek görmüyorum. Bu belgeler tamamen bölge liderlerini birbirine düşürme ve devletler arasında güvensizliği derinleştirme amacına hizmet için yayınlanıyor intibaını veriyor.
Kim bilir, belki önce ABD belgeleri yayınlanarak kapı aralanmış oluyor. Belki de bunları başka ülkelerin daha önemli raporları takip edecek. Bu konuda önümüzdeki günler neler gösterecek bilmiyoruz.
Farkındayım! Lafı oldukça döndürüp dolaştırdık. On gram şeker için, bir kilo keçiboynuzu yemiş gibi olduğunuzu görüyorum.
Lafı artık çok fazla uzatmak istemiyorum. Türkiye artık iç ve dış tertiplere karşı öyle bir bağışıklık kazandı ki, korkarım artık gerçekler bile inandırıcı olmayacak. Her olayın komplo olarak algılandığı böyle bir ortam, kısa vadede AKP için önemli fırsatlar doğuracak.
AKP, kuruluşundan bu yana kurulan komploları bir bir yıkarak buralara geldi. Uzun süre kalıcı olmasının sırrı da burada. Muhalefet kendi başına politikalar üretmek yerine, sürekli olarak komplocuların peşine takılarak hep yanlış ata oynadı. Halktan oy almak yerine egemen güçlerin desteğine ve darbecilere güvendi.
CHP, bugün de aynı hatalara düşüyor. Wikileaks belgelerinden ekmek çıkarmaya çalışıyor. Türk halkı bu davranışı etik bulmayacak ve cezalandıracaktır. Bahçelinin belgeler karşısında takındığı tutum takdire şayandır. Ancak Bahçeli, burada çok tutarlı bir davranış ortaya koyarken, başka konularda sarf ettiği sözlerle kazandığı artıları da yok etmektedir.
Son söz: Wikileaks belgelerinin muhalefet için puan getirecek belgeler olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır. CHP,2011 seçimleri için şimdiden başka malzemeler aramaya başlamalıdır.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.