ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL8°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Vermemiş mabud

Mehdi Çetinbaş

16 Mayıs 2013 Perşembe 16:55
  • A
  • A

     Hırsları ve öfkeleri, akıllarının önüne geçmiş insanlara ne yaparsanız yapın hiçbir şey anlatamazsınız. Bu duruma, Türkiye’deki muhalefet partilerinin davranışları da tam anlamıyla çanak tutuyor.

     Toplum olarak, maalesef ifrat ile tefrit arasında gidip geliyoruz. Başbakanı ölesiye sevenlerin yanında, bakıyorsunuz ölesiye nefret edenler var. İktidarları yaptıkları icraata göre değerlendirmek gerekirken, bakıyorsunuz, birbiriyle yüz seksen derece çelişen görüşler dinliyorsunuz.

     Dünya ekonomisi baş aşağı giderken, krizden en az etkilenen bir ülke oluşumuz, İMF’ye olan borcumuzu kapatmamız, haklı olarak iktidar tarafından malzeme olarak kullanılırken, diğer taraftan da tam tersi, battık batıyoruz edebiyatı dinliyorsunuz.

     CHP çevresinin çok değer verdiği Kemal Derviş konuşuyor; Türk ekonomisinin gidişatını başarılı buluyorum diyor. Aynı çevreler hep bir ağızdan saldırarak, neredeyse Kemal Derviş’i hain ilan etmeye kalkıyorlar.

     Türkiye tarihi boyunca olmadığı kadar yatırım hamleleri ile büyüyor, gelişiyor. Muhalefet dünyanın en büyük firmalarının katıldığı yatırımlar ile ilgili kafa karıştırıcı iddialar üretmek için bütün enerjisini tüketiyor.

     Yıllarca zarar eden THY ele alınıp, dünyanın en itibarlı beş havayolundan biri haline getiriliyor, birileri kalkıp inadına bu şirketi batırmak için özel gayretler sarf ediyor.

     Yıllarca edilgen bir dış politika izlemeye alıştırılmış insanımıza, aktif ve şartlara göre değişen bir politika sunuluyor, bunu anlamayan, sırf eleştirmiş olmak için eleştiren, beceriksiz muhalefet yüzünden bir türlü sağlıklı adımlar atamıyoruz.

     Çok merak ediyorum; Türkiye’nin dış politikası geçmişte çok düzgün ve stabildi de AKP yönetimi mi bozdu acaba?

     Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana doksan yıl geçti. Hangi komşumuzla bu güne kadar bahar havası içinde yaşadık?

     Bulgaristan, Yunanistan, Suriye, İran, Rusya ;bu devletler ile geçmişte problemsiz bir komşuluk yaşadığımızı söyleyebilir miyiz?

      Suriye ile PKK meselesi yüzünden geçmişte kanlı bıçaklı değil miydik? Suriye ile aramızdaki buzları eriten AKP yönetimi değil miydi? Arap baharı rüzgarı başladığında, Suriye’yi ve Esed’i defalarca uyaran Erdoğan değil miydi?

     Olayların başlamasından altı ay sonrasına kadar, Türkiye Esed’e karşı dostça tavsiyelerde bulunarak, iç savaş ortamına gelinmesini önlemeye çalışmadı mı?

     Çoluk çocuk demeden katledilen insan görüntüleri, sınırlarınıza yığılan, canını kurtarmaya çalışan insanlar karşısında ne yapabilirsiniz? Sınırlarınızı kapatıp, ne haliniz varsa görün diyerek kulağınızın üstüne yatabilir misiniz?

     Çok merak ediyorum? CHP ya da MHP bu politikanın dışında, başka bir politika mı izleyeceklerdi? Bu konuda önerdikleri farklı bir politikayı işiten var mı? AKP acaba nerede yanlış yaptı?

      Lozan’da çözemeyip, daha sonra çözülmek üzere ertelediğimiz hangi meseleye çözüm getirdik. Hatay mesesini istisna tutuyorum. Zira, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının dinamikleri çok farklıdır.

     Misak-ı milli sınırları içinde ilan edilen, Musul, Kerkük, Adalar; kısacası her şey kaybedilmiştir. Uzun yıllar izlenen devekuşu politikası sayesinde, Türkiye, yakın coğrafyasından ve kendi hinterlandından tecrit edilmiştir.

     Türkiye son zamanlarda bırakın yakın coğrafyayı, Somali, Arakan, Flipinlerin Mindano Adası gibi, geçmişte bize çok uzak gelen,belki adını bile duymadığımız ülkelerin problemleri ile de uğraşarak onları dünya gündemine taşımıştır.

     Avustralya’da toplanacak olan G-20 konferansı için hazırlanan tanıtım afişlerinde, resimleri yer alan dört liderden biri Tayyip Erdoğan’dır. Buraya basılan Erdoğan’ın resmi, başbakanımızın şahsından çok, Türkiye’nin itibarını yansıtmaktadır.

     Her gün başbakana ağız dolusu hakaretler yağdırıp, ülkede demokrasi olmadığını söyleyen muhalefet nasıl inandırıcı olabilir?

     Ben her zaman iddia ediyorum; CHP kesinlikle bir sosyal demokrat parti değildir. CHP, seçkinci ve jakoben bir partidir. CHP üst gelir gurubunun ve kaymak tabakanın partisidir. İşçi, memur, esnaf gibi kavramları sadece istismar olarak kullanır.

     Aklı başında ve devlet yönetmeye talip olan hiçbir muhalefet lideri, ülkesinin başbakanını, uluslar arası resmi toplantılarda iç politikaya alet edemez ve etmemelidir de.

     Kılıçtaroğlu’nun, Avrupa Parlamentosu Sosyalist grubu lideri, Hannes Swoboda ile basın mensupları önünde yaptığı konuşma, tam bir rezalet örneğidir.Siz Türkiye’de başbakan için, iç politika malzemesi olarak ağzınıza gelen,katil ve cani gibi kelimeleri kullanabilirsiniz.Kullanıyorsunuz da! Bunun karşılığında, halk da size sandıkta gerekli cevabı veriyor.

     Halkına karşı adeta soykırım uygulayan, eli kanlı Esed ile Erdoğan’ı aynı tutarsanız, elin oğlundan alırsınız cevabı. Böylesine ciddiyetsiz ve boşboğaz bir politikacı, Türkiye dışında hiçbir yerde ciddiye alınmaz.

     Swoboda’nın Kılıçtaroğlu ile yapacağı ikili görüşmeyi iptal etmesinin sebebi,kanaatimize göre böylesine ciddiyetsiz bir adamla geçireceği bir saati zaman kaybı olarak görmesidir.

     Böylesine ciddiyetsiz  ve dan dun konuşan bir politikacı, hem Türkiye, hem de CHP için gerçekten de büyük bir talihsizliktir.

     Hatay’da, Reyhanlı’da patlayan bomba sonucunda, elliyi aşkın insan ölmüş, yüzlerce esnaf mağdur olmuş. Burada başbakana karşı anlık bir öfke patlamasının yaşanması çok mu anormal? Henüz ölen insanların bedenleri soğumadan, orada yapılan gösterileri istismar ederek kaç oy derleyebilirsiniz?

     Bahçeli’nin politikalarını da yeri geldiğinde elbette eleştiriyoruz. Ancak dış politika söz konusu olduğunda, yabancılarla diyalog sırasında, Bahçeli’de bu tür bir gaf,daha doğrusu gaflet göremezsiniz.

     Yazmayayım, yazmayayım diyorum! Adım zaten CHP düşmanına çıkmış! İşte hepiniz şahitsiniz! Böyle bir davranışa duyarsız kalınabilir mi? 

     Bu CHP, Başbakan’a böyle kozlar verdiği müddetçe, daha çok goller yiyecektir. Sırf Deniz Baykal’ı devirebilmek  amacıyla, üzerinde geçici bir süre için uzlaşma sağlanan Kılıçtaroğlu’nun da son kullanma tarihi yaklaşmıştır.

     Deniz Baykal’ın tasfiyesinden sonra, koltuğa oturan Kılıçtaroğlu, kendisini ciddi ciddi genel başkan olarak görmeye başlamıştır. Oysa partisinde, kendinden başka kimse buna inanmamıştır.CHP’nin en büyük problemi kaht-ı ricaldir. (Adam yokluğu)

     Belki de inanmayacaksınız ama, ben gerçekten de Türkiye’de güçlü muhalefet partilerinin olmasını istiyorum. Güçlü muhalefet demokrasilerin sigortasıdır.

     Faruk Loğoğlu zevahiri kurtarmak için çırpınıyor. Kılıçtaroğlu’nun kırdığı potlara kılıf uydurmak için şekilden şekle giriyor. Hani bir söz var!  Vermemiş Mabud,neylesin Mahmut !

     CHP’li dostlara sesleniyorum! Sizin tabirinizle söylüyorum!

     Gerçekten de Kılıçtaroğlu Atatürk’ün koltuğuna yakışmıyor.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.