ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Türkülerden korkan bir dünya!

Mehdi Çetinbaş

13 Haziran 2013 Perşembe 10:07
  • A
  • A

Canım sıkıldığında sık sık müzik dinlerim. Sevdiğim müziklerden oluşan Cd’leri özel olarakhazırlatırım. Klasik Türk Sanat Musikisi ve Türk Halk Müziği favorilerim arasındadır. Bunların dışında her türlü etnik halk müziklerini de dinlemeye bayılırım. Bu sefer de öyle yaptım.

Önce kendi anadilim olan Çerkes müzikleri CD’sini taktım. Kendi oluşturduğum repertuara göre dinlemeye başladım.

Önce Gülcan Altan İstambulako ( İstanbul yolculuğu) okumaya başladı. Bir anda yüz elli yıl geriye gitti .1864 yılında yurdundan zorla sürülen, ardında sevdiğini bırakanÇerkes gencinin feryadı yüreklerimi dağladı. Parça biter bitmez yine Çerkesçe bir Kayseri Uzunyayla ağıtı olan Kayserim Yi İstasyon başladı.Münteha Gülsu öyle etkileyici okuyor ki, zorla başkasına verilen Çerkes kızının feryatları içime işliyor.

Parçalar ardı ardına gelmeye başladı. Kuşha Doğan’dan Çerkesçe Sarıkamış ağıtı, Şahin Arıkan’dan Leğunığe Vored, Besleney Rinata’dan Hacem Yi Sarık dinliyorum. İçim kararıyor, hepsi de birbirinden acıklı aşk hikayeleri. Sarıkamış’a savaşa gidip de, Allahüekber dağlarında donan Çerkes delikanlıları.

Kendi kendime düşünüyorum . Allahım bu Çerkes milletinin kaderi böyle mi yazılmış diyorum. Bizim dinleyerek neşelenebileceğimiz bir şarkımız yok mu?

Başka bir CD takıyorum. Bu sefer de ADIYIF’ın ağıtı başlıyor. Bu bitince neşeli bir parça başlar diyorum. Suriye Çerkeslerinin Akordeon virtüözü ABİDAT, ağlayan kafeyi çalmaya başlıyor. O çalıyor ben ağlıyorum,o çalıyor ben ağlıyorum. Abidat Nineye rahmetler okuyorum. Ağlamak iyi geldi. Rahatladım.

Hayatı savaşlarla geçmiş, vatanını kaybetmiş, ozanları sadece ağıt yakmış talihsiz bir milletin ferdi olarak, kaderimize isyan etmek geçiyor içimden. Hemen Tövbe ediyorum.

CD albümünü karıştırıyorum. Elime Balkan türküleri kaseti geçiyor. Çalmaya başlıyor. İlk sıraya “Yeni cami avlusunda Ezan Sesi Var” parçasını koymuşum. Nazlı Öksüz okuyor. Eminim Yeni Camiyi İstanbul Eminönü’ndeki cami sandınız. Değil !Yeni Cami Bulgaristan Flibe’deki Birinci Murat tarafından yaptırılan tarihi bir camii.

CD çalmaya devam ediyor. Aliş ile birlikte tuna boylarında dolaşıyorum. Aman bre deryalar diyor.. Arif Şentürk. Bu sefer Yusuf ile Feride’nin Arda nehrinde sona eren hazin hikayelerini hatırlıyorum. Havva Karakaş” Belgrat Yolu Uzun Urgan” türküsünü okuyor. Dinlerken öyle bir hisse kapılıyorum ki; Belgrat sanki hala Türk dünyasının bir parçası.

CD aktıkça balkan coğrafyası turu yapıyorum. Vardar Ovası, Mayadağ, Manastır,Kırcaali,Drama, Selanik hepsi de önümde resmi geçit yapıyorlar. 

Bir Hüseyni türkü başlıyor. “Üsküp’ün İçinde Kumaş Biçerler”. Parçayı sesine ve tavrına hayranolduğum Melihat Gülses okuyor. O insan ruhuna sükunet veren sesiyle beni başka bir aleme götürüyor. Bir an, Üsküp’ün artık bizim olmadığını unutup, sanki Kapalıçarşı’nın dar sokaklarında dolaştığımı hissediyorum.

Fahriye Güney” Deli Bekir’in Avlusu” türküsünü bitiriyor; derken ardından Hareketli bir türküye başlıyor. 

Koşu Kavak Çamları

Fadimem giymiş şalvarı

Salınarak yürüyor

Coşturur adamları

Ah Mori Fadimem tombalacık Fadimem

Ben senden vazgeçmem.

Türkü bitince biraz kendime geliyorum. Bir taraftan da televizyon açık kendi kendine konuşuyor. Rast gele zaping yapıyorum. Gözüm BBC’ye ilişiyor. Taksimden canlı yayın yapıyor. Spiker öyle heyecanlı konuşuyor ki, Körfez savaşında bile böyle bir heyecanı görmemiştim.

Daha sonra, Avrupa’nın bir çok batılı televizyonunun buradan canlı yayın yaptıklarını da öğreniyorum. Gaz maskesi takmış bir muhabir, heyecan içinde bir şeyler anlatıyor. Oysa yanında gördüğümüz birçok Türk muhabirin gaz maskesi boynunda asılı. Kendi kendime gülüyorum...

Bir anda zihnimde şimşekler çakıyor. Biraz önce, sınırlarımız dışında kalan birçok şehrin ismini kendi şehirlerimiz gibi türkülerimizde halen okuduğumuzu fark ediyorum. 

Daha sonra başka şehirler geliyor aklıma. Kırımdan gelen Sinan, Şol Revan (Erivan) da kalan bala, 

Yemene gidip de dönmeyen Mehmet, hepsi bir bir gözümde canlanıyor.

Hemen bir türkü dilime dolanıyor.

Bağdat’a giden olsa

Halimi bilen olsa

Yakarım seni Bağdat

Yarime ziyan olsa

Bu türküde adı geçen Bağdat ne kadar da bizden değil mi? Kerkük, Halep,Musul türkülerde bizim şehirlerimiz değil mi?

Daha da ileri gidiyorum. Cezayir için yakılmış Türkü hatırlıyorum.

Düğünlerde göbek atma havası olarak söylenen, “Hanya da benim Konya da benim elli de dirhem prasam” türküsünde geçen Hanya’nın kafiye için söylenmediğini kaçımız bilir. Hanya bu gün halen Girit adasının önemli şehirlerindendir. Bu türkü söylendikçe Girit’teki Türk izi var olacaktır.

Bu türkülerle Avrupa Televizyonlarının yaptıkları canlı yayınlar arasında nasıl bir bağlantı kurduğumu merak edebilirsiniz. Çok basit.

Türk korkusu, Avrupa’nın genetik kodlarında mevcuttur. Daha da ilerisi iliklerine kadar işlemiştir. Ruanda’da milyonlarca insanın katledilmesine çanak tutan, Fransa’yı görmezden gelen batı, Türkiye’de habbeyi kubbe yapmaya çalışmaktadır. 

Taksimde yaşanan olayları dünyaya duyuran ajanslar, bana Şener Şen’in Değirmen filmini hatırlattı. Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı romanından alınan konu, aynen bu duruma güzel bir örnektir.

Küçük bir kasabada kaymakamlık yapan Halil Hilmi Bey, bir oturak alemi sırasında kafayı bulur, bir anda sandalyeden düşer, masa devrilir. Orada olanlar deprem oluyor zannedip, aceleyle padişaha telgraf çekilir. Olay ciddiye alınır, Sarıpınar için kampanyalar başlatılır. Padişah kasabayı ziyaret etmek Halil Hilmi Bey çaresiz kalır, kasabada sırf padişahın görmesi için sunu bir hasar oluşturur. Bazı evleri yıkar ve enkaz görünümü oluşturlar.

Avrupa televizyonları 780 bin kilometrekarelik bir ülkede, Taksim meydanı ve çevresi ile sınırlı olarak cereyan eden şiddet olaylarını, savaş muhabirleri sayesinde saatlerce canlı yayınları ile izleyicilerine duyururken, ben buraya bir buçuk kilometre uzaklıktaki iş yerimde, olaylardan habersiz sakince çalışıyordum.

Avrupa kanallarının bu yayınlarını izledikten sonra Türkiye’nin gerçekten de son on yılda Avrupa’yı korkutacak derecede büyüdüğüne ve bölgesinde önemli bir aktör olduğuna inandım.

Ne dersiniz bu türküleri halen radyolarında okuyan bir Türkiye, Avrupa’yı korkutmakta haksız mı? 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.