ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Yağışlı

YAZARLAR

Türkiye'nin "Davut" Yıldızı

Mehdi Çetinbaş

11 Eylül 2011 Pazar 13:11
  • A
  • A
Türkiye, içinde yaşadığımız günlerde, çok önemli tarihi bir süreçten geçiyor. Tarihin kırılma noktası olarak tabir edilen bazı dönemler vardır. İşte bu gün böyle bir süreci yaşıyoruz.
Ortadoğu ve Afrika’da “Arap Baharı” olarak tabir edilen demokratik taleplerin dillendirilmeye başlamasında Türkiye’nin etkisini hiç kimse göz ardı edemez. Yıllarca diktatörler tarafından yönetilen bu ülke halkları, Başbakanımızın ” One Minute” çıkışından sonra Türkiye’yi başka bir gözle görmeye başlamışlardır
Bir zamanlar bütün dünyayı etkisi altına alan Amerikan dizileri ve Hollwood yapımı filmlerin yerini, bölgede Türk dizileri ve Türk sinemasının alması, etkinliğimizi daha da arttırmıştır. Bütün dünyada Müslüman kimliği ile tanınan Türkiye’nin, aynı zamanda çağdaş yüzünün de görünmesi , Arap ülkelerinde rol model olarak alınmıştır.
Geçmişte yüz yıllar boyu birlikte yaşadığımız Arap kardeşlerimizle, Lavrens entrikaları sonucu bozulan ilişkilerimiz, son AKP iktidarı ile normal seyrine girmiş, bu ülkelerde Türkiye imajı halk arasında hızla yükselişe geçmiştir.
Geçmişte Ortadoğu ile ilgili toplantı ve konferanslarda Türkiye’yi dikkate almayanlar ya da görmezden gelenler, bu gün bu bölgede Türkiye olmadan adım atamayacaklarını geç de olsa öğrenmiş oldular. Aslında bu durum geçmişte de böyleydi. Basiretsiz ve pısırık hariciyemiz yüzünden, bölgedeki ağırlığımızı yeterince hissettiremedik.

Bu ülkede bir zamanlar Cumhurbaşkanı Vekili, Makam aracıyla Cuma namazına gittiği için Laiklik elden gidiyor fırtınaları koparılmıştı

Arap ülkeleri ve İslam dünyası ile ilişki kurmayı, laik Türkiye Cumhuriyeti için bir tehlike gibi gören anlayışlarla yönetildi bu ülke yıllarca. İslam konferansına üyeliğin laikliği zedeleyip zedelemeyeceği tartışıldı. Avrupalılar, İslam ülkeleriyle her türlü ticari ilişkilerini geliştirip bu ülkelerle anlaşmalar imzalarken, bizler ilkel tartışmalarla vakit geçirdik.
Öyle dönemler yaşadık ki insan aklına ziyan! Hiç unutmuyorum çocuktum 1970’li yılardı her halde. Adalet Partisinden senatör olarak senato başkanlığı yapan Tekin Arıburun adında bir senato başkanı vardı. 27 Mayısçılar tarafından Menderes yanlısı olmakla suçlanarak ordudan ihraç edilmiş bir hava generali idi. Yanlış hatırlamıyorsam, görev süresi biten Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın yerine vekale ediyordu.
Arıburun herhalde dindar bir insandı. O günün ölçüleri içinde düzenli olarak Cuma namazlarını kılardı . Bir günü cuma namazına, vekalet ettiği cumhurbaşkanlığının makam aracıyla gittiği için Türkiye’de kıyametler kopmuştu. CHP’liler senatoya soruşturma önergesi vermişlerdi.
Lafı döndürüp döndürüp CHP’ye getirdiğimi ve CHP düşmanlığı yaptığımı düşünebilirsiniz. Ama neyleyeyim ki gerçekler böyle. Aynı CHP, bu gün iktidarın büyük fedakarlıklarla yürüttüğü dış politikadaki kazanımları sanki sabote etmekle görevlendirilmiş.
Dış işleri bakanımız hiç kimsenin sözünün geçmediği bir ortamda Suriye’ye gidip, Esat’la altı saati aşkın bir görüşme yapıyor. CHP böylesine önemli bir görüşme yapan dışişleri bakanını ABD taşeronu olarak ilan ediyor. Suriye’den dönüşünde ise Davutoğlu’nu muhalefete bilgi vermemekle suçluyor.

Dünyada, dış politikayı içerde siyasi malzeme olarak kullanan tek muhalefet bizdedir.

Yine aynı CHP, BM’nin hazırlattığı ve basına sızan Mavi Marmara raporu ile ilgili Hükümetin verdiği reaksiyonu paylaşması gerekirken, sözüm ona hükümeti ambargoyu resmileştirmekle suçluyor. Sanki ambargo iki diplomatın hazırladığı ve şahsi görüşlerinin ağırlık taşıdığı bir belge sayesinde resmiyet kazanacak! BM raporunun sonuçlarını Türkiye yok hükmünde saydığına göre, CHP’nin bu konuda destek olması gerekmez mi?
Çok gariptir ki, dünya üzerinde Türkiye’den başka, Muhalefetin dış politika ile ilgili konuları iç siyasete malzeme yaptığı başka bir ülke bulamazsınız. Bu konuda Türkiye gerçekten de çok kötü bir örnektir. Türkiye’nin şanssızlığı,muhalefet partisinin başında böylesine önemli günlerin yaşandığı şu sıralarda, Kemal Kılıçtaroğlu gibi birinin bulunmasıdır. Genel kültürü ve dünya algısı, otuz sene öncesinde kalmış bir lidere mahkum edilen CHP için gerçekten üzülüyorum.
Başbakanımız 12 eylülde Mısır başta olmak üzere, Tunus ve Libya’yı da kapsayan dört günlük bir seyahate çıkıyor. Bütün dünya Başbakan’ın yapacağı bu seyahati gıpta ile takip ederken, bizim muhalefetimizdeki çatlak sesler dikkat çekici. Türkiye, sömürgeci ve emperyalist Avrupa’nın aksine, bölge ülkeleri ile kurduğu çıkara dayanmayan ilişkileriyle bölge halkının sempatisini kazanırken, bizim iç muhalefetimiz, bu ilişkileri zedelemek işçin elinden ne gelirse onu yapıyor.
Başbakanımızın dış politikada gösterdiği yüksek performansın arkasındaki gücü de yabana atmamak gerekir. Türkiye komşularıyla sıfır problem sloganıyla yola çıkarak, çok önemli mesafeler kat etmiştir. Bu mesafelerin alınması noktasındaki önemli güç Ahmet Davutoğlu’dur.
Ahmet Davutoğlu, Cumhuriyet tarihi boyunca görev yapan Dışişleri bakanları arasında farklı yapısıyla eminim tarihe damgasını vuracak.
AKP iktidarında 2003 yılından başlayarak, sırasıyla Abdullah Gül’ün Başbakanlığında, sonra Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı dönemlerinde, kendisine verilen büyük elçi unvanıyla altı yıl dış politika danışmanı olarak görev yaptı.
Ahmet Davutoğlu geleceğin en güçlü Başbakan adayıdır.

Davutoğlu danışman olarak çalıştığı bu dönemde, tabiri caizse adeta fiili olarak, Dışişleri bakanını aratmayan çalışmalar yaptı. Aslında 2003 yılından bu yana Türk dış politikasına yön veren Ahmet Davutoğlu, 2009 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dış işleri bakanı olarak işinin başındadır.
Kendisini yakından tanıma ve dostluğuna nail olma şansına sahip olduğum için mutluyum. İstanbul Erkek Lisesi Öğrencisi olduğu dönemlere dayanan tanışıklığımız ve dostluğumuz son zamanlarda pek görüşemezsek bile devam ediyor.
Davutoğlu gerçekten de Türkiye için çok önemli bir kazançtır. Anadili gibi bildiği İngilizce ve Almancanın yanında, iyi derecede konuştuğu Arapça sayesinde çok rahat iletişim kurabilen bir hariciyecidir. İslam Konferansı Örgütü tarafından Malezya’da kurulan uluslararası üniversitede beş yıla yakın çalışması sebebiyle Malay diline de hakimdir.
Son dönemlerde gittikçe ön plana çıkan ve yıldızı parlayan Davutoğlu, muhtemeldir ki Türk siyasi hayatında çok önemli roller oynayacaktır. Bürokrat vasfı ile altı yıl Diş işleri bakanlığında Büyük Elçi sıfatıyla görev yapan Davutoğlu, 2009 yılından bu yana politikanın içindedir. İlk bakanlık görevini parlamento dışından atanarak yerine getiren Davutoğlu, 2011 seçimlerinden sonra parlamentoya Konya Milletvekili olarak merhaba demiştir.
2014 yılınca Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün görev süresinin bitiminden sonra, muhtemeldir ki köşke çıkacak olan isim Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Erdoğan’ın köşke çıkışı ile AKP’de çözülme bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Bizim tahminimiz odur ki, Ahmet Davutoğlu geleceğin en güçlü başbakan adayları arasındadır.2014 yılı son baharına kadar Davutoğlu politik alanda da tecrübelerini arttırarak Başbakanlığın güçlü adayları arasında yerini alacaktır.
Böyle bir muhalefete sahip olan ülkemizde AKP daha uzun yıllar iktidarda kalacaktır. AKP’nin Cumhuriyetin yüzüncü yılı olan 2023 projelerini sık sık vurgulaması, bazılarına tebessüm ettirse bile bize pek hayal gibi gelmiyor.

Önümüzdeki süreçte Ahmet Davutoğlu’nu dikkatle takip edin. Benden söylemesi…
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.