ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Toplumun Vicdanı Kanıyor

Mehdi Çetinbaş

07 Ocak 2011 Cuma 08:00
  • A
  • A
CMK 102.maddenin yürürlüğe girmesi ile, tabiri caizse Türkiye’de fırtınalar koptu. Televizyon kanalları günlerdir saatlerce bu konuyu tartışıyorlar. Bu konu, sanki tepeden inme bir şekilde gündemimize girmiş gibi şaşkınlık içindeyiz.

Bu konunun geçmişi 2004 yılının sonuna uzanıyor. O zamanın mevcut hükümeti AKP, Avrupa uyum yasaları çerçevesinde CMK’nın 102. Maddesi’ni değiştirerek, tutukluluk süresini yeniden düzenleyen yasayı yürürlüğe koyuyor. Özetle, bu yasaya göre, bir kişi adi suçlardan yargılanıyorsa en fazla beş yıl, örgütlü suçlardan yargılanıyorsa on yıl tutuklu kalabilir.

2004 yılında çıkan bu kanun, mevcut durum göz önünde bulundurularak 2010 yılının 31 aralık tarihinden sonra yürürlüğe girmek üzere yasalaştı. Yasa koyucu, bugün yaşanacak olayları tahmin ettiği için, altı yıllık bir geçiş süresi koyarak mevcut dosyaların karara bağlanmasını istedi. 2004 yılında çok uzun gibi görünen geçiş dönemi, göz açıp kapayıncaya kadar geçti.

Bu gün gerek iktidar, gerekse muhalefet, farklı söylemlerle mevcut durumdan rahatsızlıklarını ifade ediyorlar. Doğal olarak gözler bu davaları altı yıl içinde karara bağlamayan Yargıtay’a çevriliyor. Yargıtay cephesi ise personel yetersizliği ve fiziki imkanları öne sürerek topu hükümete atıyor. Sonuçta Nasrettin Hoca fıkrasını andıran, herkesin kendi açısından haklı olduğu bir durum ortaya çıkıyor.

Bu yasanın çıkarılış amacı konusunda pek fazla tereddüt de yok. Her şey iyi niyete dayalı olarak gelişiyor. Yasa 4 Aralık 2004 tarihinde bütün partilerin iştirakiyle oy birliğiyle kabul ediliyor. Görünüşte son derece iyi niyetli ve insancıl bir yasa. Bütün dünyada geçerli olan kural Türkiye’de de yürürlüğe girecek, yani ”tutukluluk hükümlülüğe dönüşmemeli “kuralının uygulanması hedef alınıyor.

Hukukun basit bir kuralı vardır: “Geciken adalet, adalet değildir”. Tutuklanan bir kimsenin hüküm giymeden haksız yere alacağı cezadan daha fazla içeride yatmasının önüne geçilmesi için çıkarılan bu yasa ,Türkiye’deki çarpık adalet sisteminin dişlilerine takılmıştır.

Bu gün geldiğimiz noktada suçlu aramaya kalkarsak, hem hükümet, hem de yargı cephesinin bu konuda vebali olduğunu söyleyebiliriz. Yargıtay cephesi iş yükünü öne sürerek vebalden kurtulmaya çalışırken, elinde dosya bile mevcut değilken İlhan Cihaner davasını CD üzerinden görerek tahliye kararı vermesini hiçbir şekilde izah edemez. Aynı şekilde hükümet cenahı da geçen altı yıl içinde, gerekli olan yasal düzenleme ve alt yapıyı iyileştirici çalışmaları yeterince yapıp yapmadığını gözden geçirmelidir.

Hizbullah ve PKK militanlarının tahliyesi vicdanları kanatan bir durumdur

Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla ortada bir gerçek vardır. Yüzde yüz suçlu oldukları bilinen ve kamu vicdanında da mahkum olmuş bazı kişiler, bu yasa sayesinde tahliye olmaktadırlar.Hukukçular istedikleri kadar tahliyenin beraat anlamına gelmediğini söyleyedursunlar, bir çok cani bu yasa sebebiyle serbest kalmaktadır.

Kamuoyunda infial uyandıran tahliyelerin başında, şüphesiz PKK ve HİZBULLAH üyelerinin tahliye edilmesi gelmektedir. Aralarında benim de yakından tanıdığım Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım’ın da bulunduğu bir çok Müslüman aydın Hizbullah tarafından vahşi yöntemlerle infaz edilmiştir. Örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’nun öldürülmesi sonrası ele geçen arşiv sayesinde tespit edilen örgüt evleri, kamuoyunda “ mezar evler”şeklinde anılır olmuştu. Örgüt, domuz bağı tabir edilen işkencelerle öldürdüğü insanları, zemin katlarda tuttuğu örgüt evlerinin zeminine gömüyor ve orada normal hayatını idame ettiriyordu. Bu görüntüler halen hafızalarımızda taptaze duruyor.

İşte bu olayların failleri, yani liderleri, tutuklulukta on yılı tamamladıkları için kanun gereği tahliye oldular. Oysa bu insanlar birden çok suçun (180 cinayet)faili olarak müebbetle yargılanıyorlar. Bu davanın on yılda tamamlanamamasının sorumlusu kimdir? Vatandaş olarak bizler doğal olarak sonuç kısmıyla ilgileniyoruz.

Aynı şeyler, bölücü terör örgütü militanları için de söylenebilir. Askere ve polise kurşun sıkarken yakalanan, halka açık yerlere bomba koyarak masum insanların ölümüne sebep olan militanların davalarının yıllarca devam etmesi, hukuk sistemimiz açısından tartışılması gereken bir husustur.
Diğer yandan da, ” kanunlar genele şamildir” kuralını da hatırda tutmamız gerekir. Bir kanun düzenlenirken, falanca şahıs bu kanundan yaralanamaz diyerek bir madde koyamazsınız. Yaptığınız yasa, şartları tutan tüm tutuklulara uygulanmak durumundadır.

Bize göre tutukluluk süresinin on yıl olması tam bir rezalettir. Bu konuda suç ayırımı yapılmadan tek bir kıstas belirlenmesi gerekir.

Arazi ihtilaf davalarının kesin sonucunun Yargıtay’da sonuçlanmasının mantığı yoktur

Yargıtay’ın iş yükünün çok olduğu bilinen bir gerçektir. Orman ve arazi ihtilaflarının, istimlak davalarının bile Yargıtay’da sonuçlandığını söylersek durumun vahameti daha iyi anlaşılır. Çok basit ihtilaf konularında bile mahkeme kararlarının son aşamasının Yargıtay olduğu ülkemizde, hukuk sisteminin yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç var.

Tahliyelerden sonra ülkemizi yeni gündemler bekliyor. Adli gözetim şartıyla bile olsa, tahliye edilen on binlerce zanlı nasıl takip edilecektir. Bir kaç kez müebbet hapis cezasına çarptırılması muhtemel bir zanlının kaçışı nasıl önlenecektir. Ceza alması ve ömür boyu hapiste kalması muhtemel bir zanlının, hüküm giydikten sonra kuzu kuzu gidipte teslim olmasını mı bekleyeceğiz. Ya da salıverilen binlerce zanlının peşine yirmi dört saat takip eden polisler mi takacağız. Bu soruların cevaplarının acil olarak verilmesi gerekir.

Hapishane kapılarında, tahliye edilen tutukluların alkışlarla karşılanışını izleyen mağdur ailelerin psikolojisini hiç düşündük mü? Bu konu, iktidarı ve muhalefetiyle ortak bir sorunumuzdur. Bu konuyu kaşıyarak buradan oy elde etme çabaları halk tarafından hoş karşılanmayacaktır.

Bizim kanaatimize göre problem yasada değildir. Hatta tutukluluk süresi mümkün olduğu kadar en az seviyeye indirilmeli, tutuklular bir an öce ya beraat etmeli, ya da hüküm giymelidir.

Mevcut durumun bu şekilde devam etmesi vicdanları kanatacaktır. Tek çözüm vicdanları kanatan davaların öncelikli olmak üzere karara bağlanmasıdır.

Emniyet güçleri de geçecek bu süre zarfında, biraz fazla mesai yaparak kaçması muhtemel zanlıları daha yakın takibe almalıdır. Salıverilenlerin karakola giderek her gün imza vermeleri kararı, tek başına adaleti sağlamaya yeterli olmayacaktır.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.