ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Yağışlı

YAZARLAR

Tek hakem sandık

Mehdi Çetinbaş

02 Temmuz 2013 Salı 23:04
  • A
  • A

Son bir ayda yaşadığımız olaylar, Türkiye’de demokrasinin ne denli sağlam bir temele oturduğunun bir göstergesi olarak yansıdı.

Biliyorum birçoğunuz yazdıklarıma yine kızacak, tepkilerinizi yansıtacaksınız. Bilmiyorum Yazete’deki arkadaşlar yorumlara sansür uyguluyorlar mı? Şayet uyguluyorlarsa, ben aynı yazımı facebook sayfamda da paylaşıyorum. Burada da tepkilerinizi rahatça ortaya koyabilirsiniz.

Gelen tepkilerden en ufak bir rahatsızlık duymadığımı söyleyebilirim. Medeni ölçüler içinde yapılan her eleştiriye açık olduğumuzu ifade edelim. Hatta bazı eleştiriler ola ki bizi hatadan da döndürebilir.

Şimdi gelelim asıl meselemize:

AKP yönetiminin iktidara gelişinin üzerinden yaklaşık olarak 11.5 yıl geçti. İktidarın ilk yıllarında derin devlet vaziyete hâkim olduğu için, sürekli olarak elindeki sopayla iktidara yön vermeye çalıştı.

Derin devletin elindeki en büyük güç Çankaya idi. Derin güçler bu mevzii ellerinde tutmak için var güçleriyle savaştılar. Tabiri caizse AKP yönetimine ot yoldurdular. Daha önceleri olduğu gibi, iktidara sen iktidar olabilirsin ama, muktedir olan biziz dediler.

Her şey 27 Nisan 2007 akşamı değişti. Daha önceleri ordunun “höt” demesi ile şapkayı alıp kaçmakla maruf siyasiler yerine, bu sefer direnen insanlar çıktı karşılarına. Bu pek alışıldık bir şey değildi.

İktidara gelişinin hemen akabinde, yoğun baskılar ve darbe tehditleri altında hizmet etmeye çalışan bir partinin çabaları, millet tarafından karşılıksız bırakılmadı. AKP yönetimi, her seçimden artan bir oy oranıyla çıkarak, kendisine kurulmak istenen tuzakları bir bir parçaladı.

Hatırlar mısınız; 2007 seçimlerinde yüzde 47 oy alan AKP’ye, bu ülkede kapatma davası açıldı. Google’dan derlenen iddianame ile bu ülkede bir siyasi parti yargılandı. Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül’ün ismi iddianamede baş sanıklar arasında geçirildi. Kısacası 2008 yılında AKP kapanmanın eşiğinden kıl payı farkla döndü.

Bu anlattıklarım masal değil. Bundan beş yıl evvel demokrasinin ırzına geçilirken alkış tutan eller, bakıyorum yine aynı. Bu sefer, gezi parkında eylem yapan gençleri alkışlıyorlar. Onlara öylesine büyük misyonlar yüklüyorlar ki, o genç nesli tanımasam, benim de gözlerim yaşaracak.

Benim en çok ağırıma giden şey, göz göre göre aptal yerine konmak. Fadime Şahin, Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz senaryoları ile bu milletin beyni iğdiş edildi. Kudüs gecesinde sahnelenen sıradan bir tiyatro bahane kılınarak, Sincan sokaklarında tanklar yürütüldü.

Bütün bunlar yapılırken, Muhalefette rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu dışında hiç kimse kalkıp da sesini çıkaramadı. Hele hele CHP yok mu; bu süreçte el ovuşturup AKP’nin alaşağı edilmesini ve iktidarın kendisine verilmesini bekledi.

Bu gün sokaklara çıkıp demokrasi çığlığı atan insanlar bunları çok çabuk unutmuşa benziyorlar. Kusura bakmayın ben unutmadım. Ordu göreve pankartı altında, cumhuriyet mitingi düzenleyen ve ona destek verenlerle gezi parkı destekçileri aynı şahıslar değil mi?

Gezi Parkı protestolarına çok farklı anlam yükleyenler, bir noktada kendilerini tatmin ediyorlar. Burada yapılan anketlerde, katılımcıların yüzde sekseninin CHP’ye oy verdiğini görüyoruz. Diğere kısım ise marjinaller, ya da apolitik insanlardan oluşuyor.

Bu tabloyu örnek göstererek, Türkiye insanında birkaç ay ve yıl içinde büyük değişimler meydana geldiğini iddia etmek eşyanın tabiatına aykırıdır.

2002 yılından başlayarak Erdoğan iktidarı döneminde dünyaya açılan Türkiye’de, açık fikirli ve dünyayı tanıyan ve yakından takip eden bir neslin yetiştiği de gerçektir.

Bu gün 18-22 yaş aralığındaki gençlerin, AKP tepkisi olarak lanse edilen davranışlarına siyasi yorum getirmek beyhude bir çabadır.

Maalesef son on yılda yetişen bu gençlik, bir tüketim toplumudur. İster madde ister mana, her alanda bütün objeleri hızlı şekilde tüketmektedirler.

Gençliğin, AKP ve Erdoğan hakkında çabuk ajite olabilmeleri de çok doğaldır. Onların, dünyayı algılamaya başladıkları andan itibaren gördükleri tek lider Erdoğan’dır. Her şeyi hızlı tükettikleri gibi, Erdoğan ismini hızlı şekilde tüketmişlerdir. Bütün olan biten de budur.

Genç neslin Erdoğan’a yöneltebileceği somut bir eleştiri yoktur. Genç kuşak gerçekten de apolitik bir kuşaktır. Büyük bir kısmı değişiklik ve macera arayan tiplerdir. Aralarında çok az militan bir nesil vardır. Onlar da apolitikler arasından eleman derleme çabasıyla oradadırlar.

Taksim olayları, kendini kurucu iradenin temsilcisi ve devletin tek sahibi olarak gören güçlerin, devlet erkini ellerinden kaçırmamak için yaptıkları son hamledir.

Bu olaylarda o kadar haysiyetsiz bir politika izlenmiştir ki; geçmiş dönemlerde nefes almasına bile müsaade etmeyecekleri İhsan Eliaçık’tan bile medet umar hale gelmişlerdir.

Geçmişte okunmasına tahammül edemedikleri, sabah namazında rahatsız oldukları ezanı, Taksim meydanında okutarak, Cuma namazı kılan insanlara, sözüm ona kalkan olarak ikiyüzlülüğün daniskasını sergilemişlerdir.

Anti-kapitalistler olarak, Türkiye’nin en büyük sermaye guruplarının gönderdiği kumanyalarla karınlarını doyururken, değirmenin suyunun nereden geldiğini sormak akıllarına bile gelmemiştir.

Anlaşılan odur ki; sandıktan çıkarak vatandaşın oyuyla iktidara gelen ve aynı zamanda derin güçleri ekarte ederek muktedir olan AKP yönetimi, hedefi 2023’lere taşıyarak bazı çevreleri huzursuz etmiştir.

Önümüzdeki on yıl için iktidar ümidi olmayan muhalefet ve ona ümit bağlayan farklı birçok menfaat grupları, büyük bir hayal kırıklığı yaşamaktadırlar.

AKP’yi iktidardan indirme planları bir türlü tutmayınca, siyaset mühendisleri yeni bir politika geliştirmişlerdir. “AKP’ye bir sözümüz yok ama Tayyip Erdoğan sert söylemleriyle toplumu geriyor. Bu insanın Cumhurbaşkanı olmaması gerekir”

Sözüm ona çok akıllılar! AKP ile Başbakanı birbirinden ayıracaklar, Abdullah Gül’ün benlik duygusunu okşayarak onu Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkaracaklar, böylece AKP’yi içinden bölmüş olacaklar.

Bir çocuğun bile yutmayacağı bu kadar basit senaryolara kadar düşen insanlara, doğrusu acımaktan başka bir şey gelmiyor elimden.

1997 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında yaşanan olayları, Cumhurbaşkanımızın unutmuş olduğunu söyleyebilir misiniz?

Kendisi çok rahat bir şekilde o makama çıkabilecek iken, devletin tepesini arkadaşı Abdullah Gül’e bırakan Başbakan’ın bu davranışını Abdullah Gül’ün unutması mümkün mü?

Kimse kimseyi kandırmakla uğraşmasın! Bu yaşanan olayların arkasındaki tezgâh, Başbakan’ın köşke çıkışının önünü kesmeye yönelik hamlelerdir.

Yıllardır aynı senaryoyu bir milim bile değiştirmeden sahnelemeye çalışan güçler, gerçekten de bir tükenişi yaşıyorlar.

Türkiye bu gün, geçmişe göre çok daha demokrat bir yönetime sahiptir. Hiç şüpheniz olmasın gelecek çok daha iyi olacaktır.

Son bir aydır yaşadığımız olaylardan da ders çıkarılacak hususlar vardır. Hem polisimiz, hem de toplumumuz, bu olaylar sırasında kendisini tartmak durumunda olmuştur. Artısıyla eksisiyle buradan önemli dersler çıkarılmıştır.

Yine bu olaylar sonucunda başta Avrupa olmak üzere herkes, Türkiye’nin; Tunus, Libya ve Mısır olmadığını anlamış olmalıdır.

Yine bu olaylar sonucunda herkes, demokrasiye kendince bir tanım getiremeyeceğini anlamış olmalıdır.

Ne kadar eğip bükseniz, farklı kalıplara sokmak isteseniz de, demokrasi sandığın egemen olduğu bir rejimdir.

Tek hakem sandıktır başka çözüm yok!
   

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Sarp Gezgin:03 Temmuz 2013, Çarşamba 13:51