ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Taraftar Gözüyle Şike Kararı

Mehdi Çetinbaş

05 Temmuz 2012 Perşembe 13:37
  • A
  • A

Şike davası nihayet sonuçlandı. Türkiye rahat bir nefes aldı diyeceğim ama diyemiyorum. Gazetelerde birbiriyle çelişen yüzlerce haber ve köşe yazısı okuyorum. Birbiriyle taban tabana zıt görüşlerin dile getirildiği bu yazılar ,aslında Türkiye’deki hukuk garabetini de ortaya koyuyor.

Ben daha önceki bir yazımda Fenerbahçe taraftarı olduğumu belirtmiştim. Yazımı okuyanlar bu yazıyı tarafsız bir yazı olarak görmesinler diye açık açık ifade ediyorum. Bu yazı bir taraftar gözü ile kaleme alınmıştır.

Çeşitli vesilelerle 25 ya da 30 milyon taraftar kitlesine sahip olduğu ifade edilen FB taraftarları arasında, takımının şike yaptığına inanan neredeyse tek bir kişinin bile olmaması sizce anlamlı değil mi?

Çok büyük konuşmuş olmayayım ama, teşbih anlamında ifade etmek gerekirse, kendileri ile birlikte cenneti bile paylaşmaya tahammül edemeyeceğim Fazıl Say ve Bedri Baykam ile beni aynı safta buluşturan Fenerbahçe ve onun yöneticilerinin masumiyetine inanma halini hiç kimse yabana atamaz.

Türkiye’de futbol gibi geyik muhabbetinin en fazla yapıldığı bir konuda, telefon dinlemeleri ile hüküm vermek ne derece adaleti sağlar takdirinize bırakıyorum. Yine çok merak ettiğim için sormadan edemiyorum. Yirmi dört saat telefonlarını dinledikleri insanların fotoğraflarını çekerek belge niyetine mahkemeye sunanlar, neden suçüstü yapmazlar.

Şüphe sanık lehine değerlendirilmek durumundadır.

Mahkemeye delil olarak bir fotoğraf sunuluyor. Bir masada siyah bir naylon poşet. Karşı taraftaki insana verilmiş. Deniliyor ki bu poşette para var. Suçlanan kişi de diyor ki; hayır bu poşetin içinde imzalı bir forma vardı. Bu durumda nasıl karar vereceksiniz. Suçüstü yapmamışsınız, sadece zanna dayanarak hüküm yürütüyorsunuz.

En basit hukuk kuralıdır. Deniliyor ki; şüphe sanık lehine kullanılır. Bundan şöyle bir sonuç çıkmaz mı? Suçüstü bir delilin yoksa, sanığın söylediğine itibar etmek durumundasın.

Son birkaç yıldır şampiyonluğu son maçlarda şaibeli (kendi ifadelerine göre)bir şekilde kaybeden Fenerbahçe yöneticilerinin başlarına aynı akıbetin gelmemesi için rakiplerine markaj uygulamak için bir takım teşebbüslerde bulunduklarını en basit bir mantıkla bile tahmin edebiliriz.

Yine tekrar ediyorum! Ülkemizde herkesin antrenörler ve hakemler kadar futbolu bildiği, hatta onlardan daha fazla bilgi sahibi olduğu(!) bir ortamda, en büyük geyik muhabbetlerinin yapıldığı ortamlarda;telefon dinlemeleri ile şike kararı vermek ne kadar adildir takdirlerinize bırakıyorum.

Maçlardan sonra sokakta ya da kahvehanelerde yapılan yorumları dinlediğinizde ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız.

Şike denilen olay sanki maddi bir nesneye dayalı olmak zorundaymış gibi ifade edilen söylemler ne kadar da yetersiz. Eskişehirspor oyuncusu Ümit Karan açık açık söylüyor. Kendisine mahkeme başkanı soruyor ” Trabzon maçında neden çok müsait pozisyonda olan Sezer’e pas vermedin?” Cevap “Belki Trabzon’a gol atmak istemedim. Fenerin şampiyon olmasını istemiyordum”

Federasyonun tepe noktasında karar veren tahkim kurulu üyeleri de hukukçudur.

Görüntüye göre Trabzonspor’un bu işte bir dahli yok. Ümit Karan kasıtlı bir şekilde Fenerbahçe düşmanlığı sebebiyle tabiri caizse Trabzon’a kıyak yapıyor. Trabzon’a atılacak bir golü kasıtlı olarak engelliyor. Peki soruyorum bunun adı nedir?

Ya da şöyle düşünün; düşme hattında olan ve mutlaka bir puan alması gereken bir takımla iddiasız bir takım oynuyorlar. Düşme hattında olan takımın futbolcuları rakiplerine saha içinde bizim duymadığımız bir şekilde yalvarıyorlar. “Ne olur bizi yenmeyin, evde ekmek bekleyen çoluk çocuk var, küme düşersek aç kalırız “ Rakip takım da yenecek güçte olduğu halde ortada top çevirerek maçı berabere bitiriyor.

Bu ve buna benzer bir çok olayın yaşandığı liglerimizde adeta Fenerbahçe bir günah keçisi haline getirilerek sözde liglerimizde temizlik operasyonu yapılmaktadır. Mahkemenin aldığı karar ne olursa olsun hiç kimseyi tatmin etmeyecektir.

Futbolun en tepe noktasında bulunan federasyon tahkim kurulu, aynı dosyaları inceleyerek futbolda sahaya yansımış bir şikeye rastlanmadığını söylüyor. Üstelik bu kararı verenlerin hepsi de sahalarında uzman ve hukuk kökenli insanlar. Spor üzerine çalışmaları olan yedi tane uzman hukukçunun görüşlerini nedense kimse dikkate almıyor. Federasyonda bulunan hukukçular öğretim üyeliğini ya da serbest çalışmayı seçmeyip adalet bakanlığı bünyesinde olsalar, o kürsüde oturmayacaklar mıydı.

Federasyonda görev alan hukukçuların kararlarını küçümseyerek ilgi alanları spor olmayan hukukçuların verdiği mahkeme kararını öne çıkarmanın hangi mantığı vardır.

Hırsızı, uğursuzu, kapkaççısı, hortumcusu ve daha bilmem necisi yargılandıkları davalarda tutuksuz yargılanır ve komik cezalar alırken, Aziz Yıldırım ve bir çok kişinin bir yıla yakın tutuklu kalması ve şok cezalara çarptırılması en azından bazı vicdanlara oturmamıştır.

Emenike’nin sakatlığını bahane ederek oynamamasını şike olarak niteleyenler, asıl şikenin oynayarak yapıldığını bilmezler mi?

Bu dava maalesef tarafsızlığa gölge düşürmüştür.Fenerbahçe taraftarı olmayan ya da takıma antipati duyan bazı kesimler için Aziz Yıldırım peşinen suçlu ilan edilmiştir. Hiç kimse oynanan maçlara bakarak Fenerbahçe’nin üst üste 17 maç kazanarak şampiyon olmasını nedense içine sindirememiştir. Oynanan bu on yedi maçtan üç tanesi de Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor iledir. Fenerbahçe bu sürede Beşiktaş ve Galatasaray’ı kendi sahalarında, Trabzon’u ise Saracoğlunda yenmiştir.

Derbi maçlarında büyük takımları sahalarında yenebilen Fenerbahçe’nin, nedense Ankaragücü, Karabük ya da Sivas gibi takımları yenebilmesi şaibeli olarak karşılanıyor.

Ben kendimi iyi bir futbol seyircisi olarak bilirim. Ancak kesinlikle fanatik de değilim. Her zaman mantık örgüsünü ön planda tutmaya çalışırım. 2011-2012 sezonunda şike yapılmış mıdır sorusuna ben mahkeme gibi kesin bir kanaat belirtemiyorum. Ancak bununla ilgili bazı konuşmalar ve girimlerde bulunma gibi eylemlere kalkışanlar olmuş mudur diye sorarsanız buna da hayır diyemem.

Şike çok subjektif bir kavramdır bu konuda illa bir karar verilmesi isteniyorsa mutlaka bu işin uzmanlarına bırakmak gerekir. Olayı bilmeyen ve anlamayan kişilerin verdikleri kararlar klasik ceza davaları kapsamında değerlendirilip, sanki spor ile ilgili bir kararmış gibi yansıtılması gerçekten de yanıltıcı olmaktadır.

Başlangıçta 17 maçla başlayıp,sonuçta dört maçta şike,üç maçta da teşebbüs tespit edilip cezaların yağdırılmasındaki hataları nedense görmek istemiyoruz.Ben şahsen gerekçeli kararı merakla bekliyorum.Bilhassa Aziz yıldırımın Ankaragücü ve Karabükspor maçlarında nasıl şike yaptığını anlamak için sabırsızlanıyorum.

Bu maçlarda şike muhataplarının kimler olduğu ayrı bir merak konusu. Bildiğimiz kadarı ile bu kulüplerden şike ile ilgili yargılanan kimse yok. Karabük maçında Emenike’nin sakatlığını bahane ederek oynamayışını şike hanesine yazmaya çalışanlara şu hususu hatırlatmak isteriz. Bir futbolcu eğer şike yapacaksa bunu oynayarak daha iyi yapar.(Ümit Karan Örneğinde olduğu gibi) Ankaragücü maçı ise tam bir muamma…

Aziz Yıldırım ile bazı çevrelerin spor dışında bazı hesapları olabilir. Onun iş adamı hüviyeti ile ilgili çeşitli spekülasyonlar ve iddialar da olabilir. Ancak bu durumda Aziz Yıldırımı yıpratma aracı olarak Fenerbahçe’yi kullanırsanız sert kayaya çarparsınız.

Ensesinde bir yıla yakın tabiri caizse boza pişirilen Fenerbahçe, Seyircisinin dimdik ayakta durması sayesinde bu badireleri atlatmayı bilmiştir. Yüz milyonlarca dolar zarara sokulmasına rağmen Fenerbahçe bu gün ligimizin ekonomik yönden en sağlam takımıdır.

3 Temmuz 2011 tarihinde başlatılan linç kampanyası ile sürekli yıpratılan Fenerbahçe’ye eyyamcı bir şekilde ceza kesilmiştir.

Bu davanın şüphesiz Yargıtay aşaması vardır. Yargıtay’da dosyayı inceleyecek olan hakimlerin bu konudaki kararlarını vermeden önce mutlaka konunun uzmanı olan raportörlerin görüşlerini alacaklarını biliyorum. Bu dosyanın Yargıtay’dan bozularak döneceğine bütün kalbimle inanıyorum.

Dosya aynen onanırsa ne diyeceksin sorusunu yönelttiğinizi duyar gibi oluyorum. Ne yalan söyleyeyim, yine de kalben mutmain olmayacağım.

Adaletin kestiği parmak acımaz diyerek sineye çekeceğim.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.