ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Suriye bizim iç meselemizdir

Mehdi Çetinbaş

13 Mayıs 2013 Pazartesi 22:21
  • A
  • A

Son günlerde, Türkiye’nin Ortadoğu politikası diye bir söylem aldı başını yürüdü. Hele muhalefet partileri zehir zemberek açıklamalar yapıyorlar. Bizim, Suriye , Irak ve diğer Ortadoğu ülkeleri ile ne işimiz var kabilinden yapılan açıklamalar, sırf politik mülahazalarla söylenmemişse, tam bir cehalet örneği olarak gösterilebilir.

Ortadoğu denince, sanki çok uzak ve bize yabancı bir bölgeden bahsediyormuşuz gibi bir tavır takınmamız benim çok garibime gidiyor. Oysa o topraklar, 105 sene önce bize aitti. Yani, oraları Osmanlı toprakları idi.

Belki şu anda bile, o topraklarda yaşı yüzü geçmiş, Osmanlı vatandaşı olarak doğmuş bir çok insan halen yaşıyordur.

Ortadoğu’nun Arap milliyetçiliği sayesinde, Arap isyanları ile elimizden çıktığı külliyen yalandır. Lavrens’in altınları ile isyana destek veren Şerif Hüseyin kuvvetlerinin dışında, bir Arap isyanından bahsetmek mümkün değildir.

Osmanlı’nın parçalanmasında İngilizlere destek veren Şerif Hüseyin ve ahfadının başlarına gelenler kesinlikle Allahın bir gazabıdır.

Kendisini  Arabistan’da  kral ilan eden Şerif Hüseyin, tahtta iki sene bile kalamamış, Suud hanedanı tarafından devrilerek Kıbrıs’a kaçmak zorunda kalmıştır.

İhanetine karşılık ödüllendirilen oğullarından, Faysal Irak’a, Abdullah ise Ürdün’e kral yapılmıştır. Faysal ailesi, Irak’ta yapılan darbe sonucu feci şekilde katledilmiştir. Şerif Hüseyin ailesinden sadece yapay bir devlet olan, Ürdün krallığı varlığını devam ettirmektedir.

Böylesine iç içe olduğumuz, halen tapu kayıtları Bab-ı Ali arşivlerinde bulunan bu ülkelerin, Türkiye’nin ilgi alanı dışında olmaları düşünülebilir mi?

Türkiye, yüz yıl önce çeşitli entrikalarla kendisinden koparılan topraklarla irtibatını, ne yaparsa yapsın kesemez. Çünkü bu kopuş halk nezdinde olmamıştır. Ortadoğu ülkelerinde, batı destekli olarak kurulan sipariş yönetimlerin kullanma süreleri dolmuştur.

Avrupalılar da tepe tepe kullandıkları bu yönetimlerin, halk tarafından dışlandıklarını gördükleri anda, sanki bu durumda kendilerinin bir dahli yokmuş gibi bir tavır içine girmişlerdir.

Sırf Filistin’e bir İsrail’i monte etmek için paramparça yaptıkları Arap alemi,uykudan yeni uyanmıştır. Filistin’i Yahudilere vermediği için başına gelmedik olay kalmayan Sultan Abdülhamid  Han’ın ruhu, Ortadoğu ülkelerinin üzerinde dolaşmaktadır.

Bu gün Suriye’de meydana gelen olayları , sırf iktidar karşıtı bir söyleme malzeme yapmak için kullanmak, gafletle eş değer bir davranıştır.

Türkiye’nin Esat rejimine karşı, durduk yerde sert söylemler kullandığını iddia etmek ne derece doğrudur. Türkiye Arap baharının başlangıcında, Suriye liderine elinden geldiği kadarıyla el uzatmamış mıdır?

Esad’ın başına gelecek olanları gören Türkiye, ona demokratikleşme yolunda hızlı adımlar atmasını önermemiş midir? Hatta yapılması gerekli olan reformlar, en ince ayrıntısına kadar yazılı olarak Esed yönetimine sunulmamış mıdır?

Esed bunları yapmak yerine, kırk yıl önce babasının yaptığı gibi Hama, Humus ve Halep kentlerini yeniden yerle bir ederek halkın taleplerini kanla bastırmayı yeğlemiştir.

Her şeyinden vazgeçerek, sadece canını kurtarabilmek için sınırlarımıza yığılan masum Suriye halkına gösterilen merhameti , dış politika zafiyeti olarak görmek ya da göstermek  Türk töresine yakışır mı?

Bu gün güney sınırlarımızda, devlet geleneği yetmiş seneyi bile bulmayan, Suriye adlı bir devlet var. Dört yüz seneyi aşkın Osmanlı idaresinde olan Suriye halkı ile, bizim ortak bir geçmişimiz vardır.

En basitinden bir örnek vermek gerekirse, 1864 yılında Kafkasya’daki yurtlarından sürülen Çerkes’lerin bir kısmı o zamanlar Osmanlı toprağı olan Suriye’ de yerleştirilmişti.

Suriye’de yaşayan yüz elli bin civarındaki Çerkesin,  hemen hemen tamamının Türkiye’de akrabaları vardır. Bu gün Anadolu’daki bir çok Çerkes köyünde, binlerce  Suriyeli Çerkes mülteci, devletin sırtına yük olmadan Türkiye’li Çerkesler tarafından misafir edilmektedir.

Aynı şey, diğer guruplar için geçerlidir. Kamplarda yaşayan Suriyelilerin dışında, on binlerce insan akrabalarının yanına sığınmış vaziyette hayatını idame ettirmektedir.

Bunları neden yazıyorum? Türkiye istese de, istemese de Suriye olaylarında taraftır. Vatandaşlarının akrabaları zulüm altındadır.  Onlar zulüm altındayken, Türkiye’nin rahat bir yaşam sürdürmesi ne kadar mümkündür?

Tabandan tamamen kopuk, elitist bir kadro tarafından yönetilen Suriye’nin geleceğini düşünen hiçbir yönetici yoktur. Bütün geleceğini Esed yönetimine bağlayan bürokratik yapı, benden sonra tufan mantalitesi ile ülkeyi yönetmektedir.

Sırf stratejik konumu ve Akdeniz politikası sebebiyle rejime destek veren Rusya ve Çin gibi devletler için, ölen yüz bini aşkın insanın hiçbir değeri yoktur.

Dokuz yüz on kilometrelik bir sınıra sahip olduğumuz Suriye ile münasebetlerimizi, sınırlarımızı kapatmak suretiyle düzene sokmamız mümkün değildir.

Suriye Türkiye tarafına geçen mültecilerden rahatsızlık duymaktadır. Can korkusu ile ülkemize sığınan yüz binlerce Suriyeli mülteci arasına, muhtemeldir ki , sayısız el muhaberat ajanları da sızmıştır.

Zaman zaman bu ajanların yaptıkları kışkırtmalar görülmekte ve anında müdahale yapılmaktadır.  Tespit edilen bu ajanlar derhal sınır dışı edilmektedir.

Reyhanlı ilçesinde meydana gelen patlamalar ile, bir taşla birden fazla kuş vurmayı hayal eden el muhaberatın hevesi kursağında kalmıştır.

Bu denli tahribat yapan, büyük bir patlamadan beklenen provokasyon gerçekleşmemiştir. Küçük çaplı bir gösterinin dışında, halkımız bu eyleme alet olmamıştır. Misafirimiz olan sığınmacılarla aramıza fitne tohumları ekmeye yönelik bu çabalar, şimdilik sonuçsuz kalmıştır.

Bu ve benzeri provokasyon çalışmaları, önümüzdeki günlerde de devam edecektir. Olayı daha sıcak olarak yaşayan Türkiye’nin çektiği sıkıntılar, maalesef dünya tarafından yeterince idrak edilmemiştir.

Türkiye bu duruma daha fazla seyirci kalmamalıdır.  Birleşmiş milletler yeterince beklenmiştir. Daha fazla vakit geçirmeden, Türkiye Suriye toprakları içinde on beş ya da yirmi kilometrelik bir tampon bölge oluşturmalı ve mülteciler buralarda konuşlandırılmalıdır. ABD ve batının desteği ile uçuşa yasak bölge oluşturulması noktasında, dünya bir oldu bittiye getirilmelidir.

Uluslar arası bir hak olan tampon bölgeye karşı olan ihlal ve saldırılar, mutlaka karşılık bulmalıdır. Türkiye’nin bu konuda atacağı kararlı adımlara mutlaka destek gelecektir.

Türkiye’yi fiili olarak savaşa sokma çabalarına karşı, alternatif politikalar geliştirmekten başka çaremiz yoktur. Türkiye, bölgeden uzak olan, sözüm ona süper güçlerin çekişme alanı olamaz.

Bizim tampon bölge oluşturma noktasında tek başımıza alacağımız bir karar bile, çözüm noktasında önemli olacaktır.

Suriye bizim meselemiz değil diyerek, deve kuşu politikası izlememizi tavsiye edenler, ülke geçeklerinde bi haberdirler.

Kendi halkını ve kendi şehirlerini hiçbir ayrım gözetmeksizin bombalayan, yüz binden fazla insanı öldüren bir insanın unvanı devlet başkanı olamaz.

Esed , mutlaka Lahey Savaş Suçları Mahkemesine çıkarılıp yargılanmalı ve layığını bulmalıdır.

YORUM YAZ
TOPLAM 2 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Hadi Ordan:13 Mayıs 2013, Pazartesi 23:29

  • - misafir:13 Mayıs 2013, Pazartesi 22:45