ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Sürgün - Katliam - Soykırım ve Çerkes Halkı

Mehdi Çetinbaş

19 Mayıs 2012 Cumartesi 11:05
  • A
  • A
21 Mayıs Kafkas Halkları,Çerkesler; bilhassa Adige toplumu için çok önemli bir günü hatırlatır. Üç yüz yılı aşkın bir süre devam eden, Kafkas halklarının Ruslarla yaptığı savaşın çok kanlı bir safhasının bitiş tarihidir 21 Mayıs.

1556 yılında Ruslar, Kuzey Kafkasya halklarının komşusu olan Altınordu devletinin başkenti Astrahan’ı(Ejderhan) ele geçirerek Çerkes halkı ile direkt temasa geçtiler. Deli Petro’nun sıcak denizlere inme hayalinin önünde engel olarak duran Kuzey Kafkasya Halkları, bu tarihten itibaren Rus’ların boy hedefi haline geldiler.

Bu tarihte başlayan Rus – Kafkas savaşları, fasılalı olarak devam etti. 1825 yılında başlayan ve Rusların Kafkasya’yı tamamen ele geçirme hedefine yönelik saldırıları, bu dönemde çok kanlı bir safhaya girdi.
1820’li yıllardan başlayarak,doğudan batıya bütün Kafkasya adeta ateş topuna döndü. Ruslar, bu dönem zarfında orantısız güçleriyle, bütün Kafkasya’yı cehenneme çevirdiler.

Ellerinde yeterli savunma araçları olmayan zavallı Kafkas halkları, bu savaşlarda kahramanlık destanları yazdılar. Doğuda İmam Şamil komutasındaki Kafkas orduları Ruslara darbe üstüne darbe vururken,batıda Hacı Degumuko Berzeg, Hacı Girandük Berzeg, Hacı Khuzbek, Zanıko Sefer ve daha adını sayamadığımız bir çok halk kahramanı, Rus ordularına darbe üstüne darbe vuruyorlardı.

Rus’lar, başarısız oldukça daha da kuduruyorlar, birbirinden zalim komutanları cepheye sürüyorlardı. Yermolov, Prens Lazarov,Grandük Mişel ve daha bir çok zalim komutan, çoluk çocuk demeden Kafkas topraklarında katliam yapıyorlardı.

Bu öylesine zalimane bir savaştı ki, köylerini terk edip dağlara sığınan zavallı Kafkasyalıların sığındığı ormanlar, dört bir taraftan ateşe verilerek yaz sıcağında cayır cayır yakılıyor, talihsiz insanlar kadın ve çocuklar, bu ormanların içinde diri diri yanıyordu.

1825 ile 1864 yılları arasında Ruslar yaklaşık olarak üç milyon civarında Kafkasyalıyı katletti

Kuzey Kafkasyalılar o dönemde, dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olan Rusya’ya karşı kahramanlık destanları yarattılar. İnsan gücü, teknik karşısında ancak bu kadar dayanabilirdi.Kafkasyalıların Rus’lara karşı verdiği mücadelede, başta Osmanlı olmak üzere,İngiltere ve Fransa sözde destek verirken,Çerkesler, tarihin kaydettiği en büyük trajedi ile karşı karşıya kalmışlardı.

1825 yılında başlayan son savaş, fasılasız kırk yıl sürdü. Kafkasya bu savaşta milyonlarca evladını kaybetti. O tarihlerde Kafkas halklarının, Karadeniz’den Hazar’a uzanan topraklarda, yaklaşık sekiz milyon civarında bir nüfusları vardı. Savaşlarda hayatını kaybeden insan sayısı tam olarak bilinememekle birlikte, bu rakamın üç milyondan az olmadığı tahmin edilmektedir.

Çerkesler, kanlarının son damlasına kadar savaştılar.

Artık çember tamamen daralmıştı. Ruslar her yeri yakıp yıkarak, bütün Karadeniz sahilini kontrol altına alıyorlardı. Çerkes direniş gücü tamamen tükenmişti. Son direniş gücü Soçi civarında bir araya toplanmıştı. Kalan son birlik, yirmi bin civarında, hafif silahlı, yorgun süvarilerden oluşan bir birlikti. Birliğin büyük bir kısmı Ubıh kabilesinden oluşuyordu. Ayrıca Şapsığ ve Abzeh askerlerinden bir gurup ta bu birliğe katılmıştı.

Son Çerkes birliği Soçiye 15-20 km uzaklıkta olan Kabaade platosunda toplandı. Bu gün Rusların Krasnoya Polyana adını verdikleri ve 2014 Soçi kış olimpiyatlarının yapılacağı bu alanda, iki ordu karşı karşıya geldiler.

Açepsu deresi, Çerkes şehitlerinin kanlarını 25 kilometre uzaktaki Karadeniz’e taşıdı.

Çerkes süvarileri, hiçbir umutları olmamasına rağmen, teslim olmayı reddettiler. Topluca kılınan namazdan sonra, şahadet şerbetini içmek için acele edercesine düşmana saldırdılar. 21Mayıs 1864 günü Sabahı başlayan bu saldırıda, Ruslar da önemli kayıplar vermekle birlikte, sayıca ve silahça çok üstün oldukları için kazanan taraf olmuşlardı.

Şehit olup Allaha kavuşmaktan başka bir arzuları kalmayan Çerkes birliği, akşam olduğunda bir kişi kalmamacasına şehit olmuşlardı. Kabaade yaylasının ortasından akan AÇEPSI deresinin sularına karışan Çerkes şehitlerinin kanı, 20 km uzaklıktaki Karadenize kadar ulaşmıştı. Açepsı deresinin Karadenize karıştığı yerde oluşan kızıllık günlerce kaybolmadı.

Çar II. Alexandr, 21 Mayıs tarihini ordu bayramı olarak ilan etti. Son Çerkes birliğini katleden Rus askerleri, Kabaade platosunda, meşalelerle zafer alayı düzenlediler. Çerkes şehitlerinin naaşlarını çiğneyerek zafer geçişi yaptılar. Ruslar tarihin en büyük soy kırımını gerçekleştirdikleri Kafkas savaşlarının bitimini, bu gün hala zafer bayramı olarak kutlamaktadır.

21 Mayıs, maalesef dünya tarihinin en büyük soy kırımlarından biri olmasına rağmen, dünya kamuoyunda yeterince yer alamadı. Bu olayla ilgili belgeler, bu gün bile hala tam olarak açığa çıkarılmamıştır.

Bundan 150 yıl önce, Kuzey Kafkasya topraklarındaki Rus nüfusu neredeyse sıfır iken, bu gün yüzde yetmiş civarlarındadır.1864 öncesi yaklaşık olarak sekiz milyon civarında bir nüfusa sahip olan Kafkas halklarının nüfusu bu gün, ancak dört milyon civarına ulaşmıştır. Aradan yüz elli yıl geçmesine rağmen nüfusun hala bu seviyede olması, yaşana dramı açıkça gözler önüne sermektedir.

Büyük bir vahşet örneği sergileyerek Kafkasya’yı kan çanağına çeviren Rus’lar,Karadeniz kıyısında oturan yerli hakları da zorunlu bir sürgüne tabi tuttular. Çar Naibi Grandük Michel, yayınladığı bir genelgeyle, kıyı boyu topraklarında yaşayan Çerkeslerin üç ay içinde bu toprakları boşaltmasını, aksi halde kalanların esir muamelesine tabi tutulacağını belirtiyordu.

Sürgün yolunda aileler parçalandı, gittikleri topraklarda birbirlerine kavuşamadan hayata veda ettiler.

Çaresiz durumda kalan insanlar, Karadeniz kıyısına yığılmış, bir an önce kıyıda bulunan gemilere kendilerini atma telaşındaydılar. Osmanlı kıyılarından gelen teknelere balık istifi doldurulan insanlar, bilmedikleri bir toprağa, bir meçhule doğru yol alıyorlardı.

Göz yaşları ve ağıtlar arasında bulundukları toprakları terk eden insanlar, ellerindeki mallarını yok pahasına vererek, Sultan’ın ülkesine doğru yola çıkıyorlardı. Bu yolculuklar öylesine dramatik sahnelere sebep oluyordu ki, bazen baba ayrı,oğul ayrı vapura bindiriliyordu. Sürgün yolunda aileler parçalanıyor,kısacası büyük dramlar yaşanıyordu.

Karadeniz’e açılan pusulasız gemilerle, kaç gün seyahat edecekleri bile belirsiz olan talihsiz insanlar, gemi sahiplerinin aç gözlülükleri yüzünden, kapasitesinden daha fazla gemilere dolduruluyor, bu durum gemilerde salgın hastalıkların çıkmasına sebep oluyordu.

Karadeniz’e açılan eski ve köhne gemiler, deniz üzerinde haftalarca kalıyor, gemilerde seyahat eden insanlar, dağıtılan bir dilim ekmekle karnını doyurmak zorunda kalıyorlardı. Açlık ve sefalet, Kafkas dağlarının bu asil insanlarını öyle bir hale düşürmüştü ki, insanlar, ölen yakınlarının tayınlarını alabilmek için, onların ölümlerini gizliyor, duvara dayalı oturur vaziyette tutup, onlar için verilecek ekmeği almak gayretine giriyorlardı. Bu durum, farkında olmadan salgın hastalıkların yayılmasına sebep oluyordu.

Gemiler, ulaşabildikleri her sahile insanları indiriyorlardı. Osmanlının Karadeniz’deki bütün kıyıları, Kafkasyalıların indirme yeri haline gelmişti. Trabzon’dan başlayarak, Samsun, Sinop, Kefken, Şile; bu gün Bulgaristan sınırları içinde kalan Varna ve Rusçuk limanları bile, Çerkesler’in indirildikleri yerler arasındaydı.

Sürgün sırasında 800 bin civarında Çerkes hayatını kaybetti.Karadeniz sularında balıklara yem oldular.

Kıyıya yanaşan gemilerden inen insanlar, hemen limanlarda karantinaya alınıyor, buralarda haftalarca gözetim altında tutuluyorlardı. Kıyıya hasta olarak inen insanların neredeyse yarıya yakın bir kısmı da, buralarda salgın hastalıklardan dolayı hayatlarını kaybediyorlardı. Karadeniz kıyısında yer alan bir çok şehirde, bu gün adı unutulsa bile, Çerkes mezarlığı olarak anılan bir çok yer mevcuttur.

Kafkasya’dan sürgün edilen insan sayısı, tarihçilerin ortak görüşü olarak, bilhassa bu konunun uzmanı Prof Dr Kemal Karpat’a göre, iki milyon civarındadır. Osmanlı topraklarına sağ salim olarak ulaşan insan sayısı ise, 1 200 000 civarındadır. Buradan da anlaşılıyor ki 800 000 civarındaki Çerkes, ya vapurda ölerek Karadeniz’in sularına atılmış balıklara yem olmuş, ya da indikleri kıyılarda salgın hastalıklardan dolayı hayatlarını kaybetmişlerdir.

Çerkes halkı, 1864 yılında öyle büyük bir travma yaşamıştır ki, bu olaydan sonra insanlar içe kapanarak bu olayı unutmaya çalışmışlardır. Bununla birlikte ilk gelenler, bir gün ülkelerine geri dönebilecekleri umudunu, ölünceye kadar muhafaza etmişlerdir.

Çerkesler, Kanuni Sultan Süleyman döneminden başlayarak, Osmanlı sarayı ile akrabalık ilişkileri kurmuşlardı. Bir çok Osmanlı padişahının annesi de doğal olarak Çerkesti. Bu yakınlığa dayanarak Osmanlı yönetiminden büyük yakınlık gördüler. Çerkesler de bu yakın ilgiye bigane kalmadılar.

Balkanlarda iskan edilen Çerkesler,14 yıl kaldıkları topraklarda yeniden muhacir oldular.

Osmanlıya gelir gelmez orduya katılarak cephelerde savaştılar. 1877-78 Osmanlı Rus savaşlarında Çerkesler, çok aktif olarak Osmanlı ordusunda yer aldılar. Osmanlılar yenilince imzalanan Berlin anlaşmasının maddelerinden biri de, Balkanlara yerleştirilen Çerkeslerin buradan alınmasını şart koşuyordu. Bu sebepten Varna çevresine ve Rodoplar’a yerleştirilen Çerkesler, 1878 yılında tekrar muhacir durumuna düştüler.

Sarıkamış,Balkan,Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarında da Çerkesler, Türk vatanı için kanlarını akıttılar. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra (1908) Çerkesler, Osmanlı İmparatorluğunda örgütlü bir yapıya geçmek istediler. Çerkes Teavün Cemiyeti adıyla oluşturdukları kurumla varlık mücadelesi vermeye çalıştılar. Yok olmaya yüz tutan dillerini ve kültürlerini korumak için çeşitli tedbirler aldılar.

Beşiktaş’ta, Serencebey yokuşunda, Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti öncülüğünde Çerkes Numune Mektebi kuruldu. Çerkesçe alfabe oluşturuldu. Guaze(Kılavuz) adlı Çerkesçe haftalık bir dergi yayınlandı. 1917 yılında Çarlığın yıkılması ile Kafkasya’da oluşan bağımsızlık ümidine İstanbul’dan büyük bir destek verildi. 11 Mayıs 1918 yılında Kuzey Kafkasya bağımsızlığını ilan etti.

Çerkes Numune Mektebi hocalarının öncülüğünde bir çok Çerkes aydını, Kafkasya’ya giderek buralarda okullar açtılar. İstanbul’da basılan Çerkesçe kitaplar buralarda okutuldu. Ne yazık ki bu dönem de kısa sürdü. 1920 yılının haziran ayında, Kafkasya kızıl rejimin çizmeleri altında çiğnenerek yeniden bağımsızlığını kaybetti.

Kuzey Kafkasya Halkları vatanlarının işgale uğradığı 1864 yılından bu yana, vatanlarından uzakta, varlıklarını dünyanın bir çok ülkesinde devam ettirmeye çalışıyorlar.

Umudum, hayata veda etmeden Çerkes soykırımının kabul edildiğini görebilmektir.

Çerkes halkı ve Kuzey Kafkasyalılar, belki de çok geç kalmış bir hak arama mücadelesi içine girmiş bulunuyorlar. 2000 yılında, içinde benim de bulunduğum bir avuç insanla, Kocaeli’nin Kefken sahilinde, Karaağaç köyünde 15 kişiyle başlattığımız Çerkes soykırımını anma toplantıları, bu gün on binlerin katılımıyla anılır hale geldi.

Senede bir gün bile olsa Çerkesler, seslerini Türkiye kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar. Tarihte yaşandığı söylenen,bütün dünyanın bildiği soykırımlardan daha vahim bir olay yaşayan Çerkes halkının uğradığı bu trajediyi, dünya maalesef yeterince bilmemektedir.

2014 yılı, Çerkes soykırımının 150. Yıl dönümüdür. Ruslar, son Çerkes birliği de dahil olmak üzere, on binlerce Çerkese mezar olan Kabaade platosunda Soçi kış olimpiyatlarını organize ediyor.

Olay yerinin adını Krasnaya Polyana olarak değiştirip,çerkeslerin hafızası ile adeta alay edilmektedir. Kabaade yaylalarının değiştirilen ismi bile Çerkes soy kırımını hatırlatmaktadır. Krasnaya Polyana ismi Rusça’da KIZIL ÇAYIR anlamına gelmektedir. Yemyeşil bir tabiat harikası olan platoya kızıl çayır adının verilmesi acaba sizde bir çağrışım yapmıyor mu?
Bu topraklarda sanki Çerkesler hiçbir zaman yaşamamış gibi garip bir tutum takınılmıştır. Ruslar bu topraklarda yaptıkları soy kırımı kabul edinceye kadar,Çerkes halkının mücadelesi devam edecektir. Soçi kış olimpiyatlarına katılacak olan ülkeler, Türkiye başta olmak üzere çok iyi düşünmelidirler. Sporcular,kaydıkları toprakların altında yatan on binlerce Çerkes özgürlük savaşçının ruhlarını taciz ettiklerini, mutlaka gözlerinin önüne getirmelidirler.

Ben soy kırıma uğramış Çerkes halkının bir ferdi olarak, bir avuç arkadaşımla birlikte başlattığım soy kırımı anma programlarının geniş halk kitlelerine ulaşmasından dolayı bahtiyarım. Umudum,yaşarken bu soy kırımın dünya tarafından kabul edildiğini görmektir.

Ömrüm oldukça son nefesime kadar yazacağım ve bu konunun takipçisi olacağım.


NOT: Anma programları 20 Mayıs Pazar 2012 tarihinde yapılacaktır.
Saat 13.00 :Taksim Meydanı
Saat 16.00 :Beşiktaş Vapur İskelesi

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.